Gönül Doktorumla Muhabbet

Gönül doktorumla biraz muhabbete dair…  Uzun zamandır görüşmediğim gönül doktoruma gittim. Gözlüklerimi değiştirmemi istedi. Gönül gözümle yüz penceremden bakmaya çalıştığım dünyayı o gözlüklerle hiçbir zaman doğru okuyamayacağımı ve yanlış okumalarımın sonucunda da yanlış yorum ve yaşayışlardan uzak olamayacağımı söyledi. Bir alışılmışlık ve alışkanlıklar yığınıyla çevremdeki duvarı kalınlaştırmıştım. Yeni bir gözlükle yeni bir dünyaya gelmek ve oradakileri görüp ona göre bir yaşam sürdürmeye çalışmak hemen de öyle kolay olmadı. Uzun bir yolculuğa çıktım. 10 günlük değildi belki 25 yıllık süren bir yolculuğun belli karelerinde durup dinlendim. Çünkü aklımı ve kalbimi ve de ruhumu yormuştum…

Yeni bir doğum öncesi sessizliği yaşadım bir süre ve merakla bekleyiş… Sona az kaldı düşünceleri… Garip bir sorgulama…. Geçmişin tecrübeleri ile geleceği inşa etme çabalarım… Ama bir yerlerde de her şeyi ONA teslim etme düşüncesi…

Yanlış anlama ve anlaşılma korkusuyla kelimelerin yazıya dökümü biraz zor oldu bir zamanlar. Ve tüm bu çabalara rağmen bazen cümleler ok oldu deldi geçti muhatabın o hassas kalbini bazense bir yürek dolusu sevgi sunmaktı kelimelerle anlatılmak istenen ve yanlış anlaşılan kelime örgüleri….karmakarışık oluverdiler muhatabın karşısında atılan okun geri dönmesinin imkanın zor olduğu gibi giden kelimelerin de geri alınması yada düzeltilmesi için zamana ihtiyaç oldu….
Her neyse kelimeler bayağı uzadı bu yazıda. Yine anlatmak istediklerimin yakınından uzağından bir köşelere kaçamaya çalışıyorlar her ne hikmetse…

Şimdi zaman ilerledi yolculuk devam ediyor ve bedenim cansız kalıp ruhum ONA doğru yönelinceye kadar da devam edecek bu yolculuk ve bu yolculukta da aramalarım tabiki… belki ciddi şekilde yorulacağım bu aramalarda gördüğüm her taşın altına bakacağım her köşe başı dönüşlerinde heyecanlanacağım yeni bir şey bulma umuduyla yeni yaşamlara kucak açarken yeni bir güneşle yeni bir gün doğumuyla…

Gönül doktorum aynalar tutuşturdu elime… Bunlara iyi bak dedi. İyi bir yere yerleştir… Düşündüm… Nereye yerleştireyim diye… Gönül doktorum hikmetsiz söz söylemezdi hikmetini çözebilmem için yüreğimin pusulasını aklımın bilgisi ile ve ruhumun gücü ile anlamaya çalıştım. Ve aynaları odama yerleştirdim. Artık dünyamda aynalar var. Daracık odam aynalarla daha bir büyüdü. Aynaya her bakışımda daha bir heyecanlandım ve düşündüm…

Derinliklerime inmeye çalıştım. İndikçe umudum arttı aradığımı bulacağım adına… ve gücüm de arttı bir o kadar. Gözümle gözlük derecem de uydu ya daha ne isterdim yaşamak adına…. Bir de boşlukları doldurdu aynalar… Aynalar ve temizlik… Ve parlaklık… Her temizlemenin verdiği huzur hem de iş yapmanın verdiği zevk…

Parlak aynalara parlak bakışlar gerek… Ve parlak bir gün ışığında en bozuk göz bile kendine bir ışık bulur… İşte benim bulduğum da bir ışık var bugünlerde…..19.5.2004

kerime küçük
Hayat hikâyem…

Ben Konya’nın Beyşehir ilçesinin küçük bir kasabasında doğdum. Yedi kardeşten beşincisiyim ve ilme âşık tek çocuğum ailemde. Daha çocukluğumda bir tercih yapmak zorunda kaldım ya ilim ya ailem adına… Benim tercihim ilim adına oldu. Şimdi bazen pişman da olmuyor değilim bildiklerimden bir şeyler yapamadığım hayatıma uygulayamadığım, bilinenle yapılan arasında uçurumlar oluşmaya başladığı zaman, küçücük kasabamda hiçbir şeyden habersiz yaşamak acaba daha mı akıllıca bir iş olurdu diye düşündüğüm zamanlar da olmuyor değil… Bazen hasretlik de çok koyuyor… Bir garip gurbetlik yıllarca çektiğim yurt köşelerinde anamın dizinin dibinden uzak geçirilmiş ondört yıl… İşte bir garip gurbetlik…
İlkokulu başarıyla bitirdim… Daha ilkokula gitmeden öğretmencilik oyunu oynadım okul bahçesinde… Daha çocukken hayran oldum bu mesleğe ve daha çocukken başladım kitap okumaya… Sınıfımın kitaplığında okumadığım kitap kalmamıştı ilkokul yıllarımda… Kemalettin Tuğcu en çok okuduğum yazardı bir de… Ve ilk defa Çalıkuşu’nu ilkokul 4 e giderken okumuştum sanırım… İlkokul dörtte babamızın kanserden vefatı üzerine anacağım benim hep doktor olmamı istedi… Babamın kanser olduğunu bile bile ameliyat eden doktorlara inat… Hastane köşelerinde yardıma muhtaç insanlara, bir gülümsemeye hasret kalanlara faydam olur düşüncesiyle hayallerinde kızı kerimesi doktor olmalıydı… Ama olmadı isyan bayraklarımı ilk defa evden ayrılmakla çekmiştim zaten… İkinci isyan bayrağımı ise orta 2 de verdiğim bir kararla ilahiyat okuma kararıyla çektim ve ben anamın hayallerine umuduna inat doktor olmadım olamadım… Ben ilahiyat hayranıydım… Gönül doktoru olmalıydım… Kalplere şifa olmalıydım. İnsan bedenen bir defa ölürdü ama ruhen imanen öldüğü zaman o ölünün hali bin beterdi…Ben kalp hastalarına deva olacaktım ben ilahiyatlı olacaktım….
Ve yıllar süren gurbetlik ve Marmara ilahiyat… Yeniden doğuş bir garip yaşam… Ölümle burun buruna geçirilen 2 yıl ve Rabbimin dünyadan nasibimi kesmediğini öğreniş ve sonrada yeniden sarılmak bir şeylere… Ve mezuniyet…
Okunma: 123

kerime küçük

Hayat hikâyem… Ben Konya’nın Beyşehir ilçesinin küçük bir kasabasında doğdum. Yedi kardeşten beşincisiyim ve ilme âşık tek çocuğum ailemde. Daha çocukluğumda bir tercih yapmak zorunda kaldım ya ilim ya ailem adına… Benim tercihim ilim adına oldu. Şimdi bazen pişman da olmuyor değilim bildiklerimden bir şeyler yapamadığım hayatıma uygulayamadığım, bilinenle yapılan arasında uçurumlar oluşmaya başladığı zaman, küçücük kasabamda hiçbir şeyden habersiz yaşamak acaba daha mı akıllıca bir iş olurdu diye düşündüğüm zamanlar da olmuyor değil… Bazen hasretlik de çok koyuyor… Bir garip gurbetlik yıllarca çektiğim yurt köşelerinde anamın dizinin dibinden uzak geçirilmiş ondört yıl… İşte bir garip gurbetlik… İlkokulu başarıyla bitirdim… Daha ilkokula gitmeden öğretmencilik oyunu oynadım okul bahçesinde… Daha çocukken hayran oldum bu mesleğe ve daha çocukken başladım kitap okumaya… Sınıfımın kitaplığında okumadığım kitap kalmamıştı ilkokul yıllarımda… Kemalettin Tuğcu en çok okuduğum yazardı bir de… Ve ilk defa Çalıkuşu’nu ilkokul 4 e giderken okumuştum sanırım… İlkokul dörtte babamızın kanserden vefatı üzerine anacağım benim hep doktor olmamı istedi… Babamın kanser olduğunu bile bile ameliyat eden doktorlara inat… Hastane köşelerinde yardıma muhtaç insanlara, bir gülümsemeye hasret kalanlara faydam olur düşüncesiyle hayallerinde kızı kerimesi doktor olmalıydı… Ama olmadı isyan bayraklarımı ilk defa evden ayrılmakla çekmiştim zaten… İkinci isyan bayrağımı ise orta 2 de verdiğim bir kararla ilahiyat okuma kararıyla çektim ve ben anamın hayallerine umuduna inat doktor olmadım olamadım… Ben ilahiyat hayranıydım… Gönül doktoru olmalıydım… Kalplere şifa olmalıydım. İnsan bedenen bir defa ölürdü ama ruhen imanen öldüğü zaman o ölünün hali bin beterdi…Ben kalp hastalarına deva olacaktım ben ilahiyatlı olacaktım…. Ve yıllar süren gurbetlik ve Marmara ilahiyat… Yeniden doğuş bir garip yaşam… Ölümle burun buruna geçirilen 2 yıl ve Rabbimin dünyadan nasibimi kesmediğini öğreniş ve sonrada yeniden sarılmak bir şeylere… Ve mezuniyet…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir