Yaşayan Efsane Usta Gazeteci Lütfü Akdoğan ile Röportaj

aaass

Yaşayan Efsane Usta Gazeteci Lütfü Akdoğan ile  Genç Yolcu Tarih Editörü İbrahim Akkurt’un “İmparatorluğu Yıkan Kadın: Sara” kitabı ve Siyonizm üzerine Röportajı. Birinci Dünya Harbinde ve sonrasında, Araplar ile Türkler arasındaki kopukluk Batı’nın, büyük parçaları kolay yutması için küçük parçalara bölme eğilimi midir? Bunu bir iç sorun ve çözümünü de Osmanlı Devleti içinde görme imkânımız yok muydu? 3 kıtada 600 yılın üzerinde adil bir yönetimi yerleştiren bir Osmanlı Devleti gerçekten iddia edildiği gibi içindeki ayak oyunlarıyla mı parçalandı? Yoksa Şairlerin Sultanı Necip Fazıl Kısakürek, “Ulu Hakan II. Abdülhâmid Hân’ın anlaşılacağı gündür ki, Tanzimat’tan bugüne kadar gelen bütün sahte inkılâpların ve yalancı kahramanların içyüzleri görülecek ve tarihimizin ölüm virajı, kurtuluş istikametiyle beraber aydınlığa kavuşacaktır.”sözüyle bunu mu ifade ediyordu.

İşte böylesi bir önemli konuyu İstanbul Üniversitesi Tarih Topluluğu olarak Ortadoğu’yu karış karış gezmiş ve hemen hemen görüşmediği devlet lideri kalmamış usta Gazeteci Lütfü Akdoğan’a soruyoruz. Akdoğan’la, İngilizce baskısı yapılmış olan I. Dünya Savaşı’nın son döneminde Ortadoğu’daki gelişmelerin anlatıldığı, Askeri okullarda ders kitabı olarak okutulduğunu söylediği “İmparatorluğu Yıkan Kadın Sara” adlı kitabını ve ısrarlı üzerinde durduğu Siyon Protokollerini konuştuk.

aa 

Kitabınızın ismi “İmparatorluğu Yıkan Kadın: SARA” Sara kimdir biraz bahseder misiniz?

 Efendim daha henüz I.Dünya Savaşı çıkmadan önce Osmanlı İmparatorluğu’nun nasıl paylaşılacağı konusunda büyük devletler; İngiltere, Fransa, Rusya gibi büyük devletler, evvela Osmanlı’yı nasıl parçalayacağız,  sonra nasıl paylaşacağız? konusunda bir takım kararlara varmışlardır. Tarihte bu kararların bu anlaşmaların isimleri vardır. Tam bu yıllarda bir devlet kurma temayülü ve çalışmaları içinde Yahudiler yani Siyonist teşkilatta, Filistin’de veya dünyanın herhangi bir yerinde arzuladıkları bir bölgede bir devlet kurma çalışmalarına başlamışlardır.

İlk çalışmalar 1895 yıllarında BASEL de yapılmış olan Siyonizm Kongresinde alınmış bazı Siyonist kararlar vardır. – Kitabımda vardır bu kararlar. Bu 22 maddeden mutlaka bahsedilmesini istiyorum, Türk gençliğinin bu 22 maddeyi anlaması lazım; Çünkü hem Türkiye’de hem de Türkiye dışında bu 22 madde hala yürürlüktedir.- Şimdi tabii harp başlar başlamaz iki kuruluş kuruluyor; bunlardan birisi 40 tane güzel Yahudi kızı Siyonistlerin emrinde çalışan İngiliz istihbaratına bağlı NİL teşkilatı altında bir istihbarat servisi kuruluyor. İkinci kuruluş ise SARA ARONSON adındaki kadın tarafından kuruluyor. İşte kitap SARA ARONSON’UN hikâyesi içinde dönüp dolaşıyor, Ortadoğu’da yani I.dünya savaşında savaştığımız Süveyş kanalından tutun,

Torosların yamacındaki dağlara kadar savaşlarda bu Yahudi teşkilat çok büyük bir rol oynamıştır. İddia ediyorum ki bu durum İmparatorluğun yıkılmasında en büyük nedendir. Çünkü orada Müslüman kardeşlerimizle de, Araplarla da bu anlaşmaların sağlanmasını bunlar sağlamışlardır. Böylece İngiliz ve Siyonist istihbaratlarının o bölgedeki Osmanlı ordularının yenik düşmesine vesile olmuşlardır. En son kalan Yıldırım kuvvetleri harekâtının başkanı olan Mustafa Kemal,  orduyu Halep’e kadar getirmiş Halep’ten sonra da, bilindiği gibi Türkiye’ye gelmiştir. İmparatorluk o bölgede çökmüştür ve bu tarihte başlamış olan çalışmaların sonucunda 1948 yılında bilindiği gibi İsrail Devleti kurulmuştur. Sara Aronson’un heykeli şu an Tel Aviv’de bir müzededir. Yine Sara Aronson’un filmini çekmek için bana Holywood’dan film teklifleri geldi.

“Cemal Paşa 4.Kolordu kumandanlığına getirilerek Toroslardan Yemen çöllerine kadar uzanan Osmanlı Coğrafyasında “Askeri umumi Vali” unvanı ile bölgenin adeta hükümdarı olmuştur.” Bu görevlendirilmenin altında yatan sebepler nelerdir?

 Cemal Paşa hem savaşın aleyhindeydi, hem de savaş olması durumunda Osmanlı Devleti’nin Almanlardan ziyade Fransızların ve İngiltere’nin safında yer tutmasını isteyen bir adamdı, Kuruçeşme’deki Enver Paşa’nın yalısında savaşa girdik lafını duyar duymaz o da kendi kendini bir nevi tayin etti ve oraya gitti. Bütün maksadı Süveyş’e gidip bölgenin kontrolünü ele geçirmek idi. Hedefleri buydu – ve inanın bana İttihatçılar son derece dürüst insanlardı; fakat arkalarındaki Siyonist teşkilat onları yanlış yollara sürükledi ve bu yüzden savaşı kaybettiğimizi söyleyebilirim. Farkına sonradan varıldı, Talat Paşa da vatan haini değildir. Enver Paşa’da, Cemal Paşa da; ama hatalarıyla Osmanlı İmparatorluğunu çökertmişlerdir bunu inkâr etmek doğru değildir. Vatanperver olmak vatanı kurtarmak için kâfi değildir.-

 “Mukaddesatı, hürmeti yıkmalı, hürmetle anılan kimseler hakkında rezilâne vak’alar uydurulmalı”

 1897 yılında toplanan 1.Dünya Siyonizm Kongresi, Osmanlı Devleti’nin 1.Cihan Harbinde yenilmesinde ve yıkılmasında ne gibi rol oynamıştır?

En başında söylediğim gibi istihbarat servisleri zamanında Türk ordusunun aleyhinde çalışmışlardır ve ordunun içine karargâha kadar girmişlerdir. Topladıkları istihbarat sayesinde Osmanlı’nın yenilmesine sebeb olmuşlardır.

 Kitabınızın 53.sayfasında değindiğiniz ve Sultan II. Abdülhamid’in de gizli arşivinde saklayıp önem verdiği “Siyon Protokolleri” nelerdir?

Bu maddeleri ilk defa ben neşrettim. 1960 yıllarda Tercüman gazetesinde tefrika halinde çıkmıştır.

 Bu protokolde (Siyon Protokolleri) aynen şu maddeler mevcuttur:

1. Gelecek nesilleri, ahlâka aykırı, telkinlerle ifsat etmeli, bozup yozlaştırmalı.

2. Aile hayatını yıkmalı.

3. İnsanlara aşağı sınıflarla tahakküm etmeli, azınlıkları kışkırtıp üste çıkarmalı.

4. Sanatı zayıflatarak, edebiyatı müstehcen ve şehevî hale sokmalı.

5. Mukaddesatı, hürmeti yıkmalı, hürmetle anılan kimseler hakkında rezilâne vak’alar uydurulmalı.

6. Hudutsuz bir lüks, baş döndürücü modalar icat etmeli, çılgınca sarfiyatı teşvik etmeli, herkesi borçlandırmalı.

7. Kalabalıkların vakitlerini, eğlencelerle, oyunlarla oyalamalı, herkes düşünmekten alıkonulmalı.

8. Müfrit (aşırı) nazariyelerle, halkın fikirleri zehirlenmeli, gürültü ve kargaşalıklar çıkarılmalı.

9. Umumi hoşnutsuzluklar meydana getirilmeli, içtimai (sosyal) sınıflar arasına kin ve itimatsızlık sokulmalı.

10. Aristokratlara müthiş vergiler koyarak, onlar bunaltılmalı.

11. Mal sahipleri ile işçilerin arasını bozmalı, grevler sabotajlar tertip ettirilmeli, düşmanlıklar yaygınlaştırılmalı.

12. Yüksek tabakanın manevî kuvvetini, her çareye başvurarak kırmalı.

13. Sanayinin, ziraatı ezmesine imkân verilmeli, böylece köylü sınıfı ortadan kaldırılmalı.

14. Saçma nazariyeleri ortaya atarak, halkı gayr-i kabili tatbik (yani uygulanması imkânsız) yollara sevk etmeli, boş hayallerle oyalamalı.

15. Hayat pahalılığını sürekli azdırmalı ve lüks tüketim yaygınlaştırılmalı.

16. Beynelmilel (uluslararası) meseleler ihdas ederek, milletler arasına kin ve nefret tohumları serpmeli, savaşlar çıkartılmalı.

17- Milletlerin mukaddesatını, tahsil ve terbiyeden mahrum kimselerin ellerine teslim ettirmeli, hainler iktidara taşınmalı.

18. Bütün hükümet şekillerini değiştirmeli, devlet sırlarını ifşa edip açığa çıkarmalı.

19. Meşru hükümet tarzlarından, gizli bir istibdada gitmeli, buna demokrasi kılıfı takılmalı

20. Siyasî, iktisadî buhranlar oluşturulmalı.

21. Millî istikrarı bozmalı, spekülasyonlara, enflasyonlara yol açmalı, altını mahdud ellerde toplamalı, muazzam sermayeleri felce uğratmalı.

22. Hükümetlerin ölümlerini hazırlamalı, insanlığı elem, ızdırab ve yoksulluk içine atmalı.

 Sara’nın bana maliyeti 15 yıldır. Kitabımda savaşla ilgili belirtilen ve Siyonizm’in bize yaptığı tahribat yüzde 100 doğrudur bunlar belgelerde vardır. Ama kitabın bazı fantastik tarafları da elbette vardır. Çünkü bu bir tarih kitabı değildir. Gazetede çıkan tefrikadır kitabın içinde bir gazetecilik ruhu vardır. Fakat bütün olaylar doğrudur.

 Yalnız enteresan bir şey söyleyeyim “Şu anda Sara ailesine mensup olan, onlara tabi olan şirketler Irak’taki bütün inşaatları bunlar yapmaktadır. Irak’ın ithalatını ve ihracatını ele geçirmişlerdir. “Günümüzde Siyonizm’in mali imparatorluğunu çok dikkatle izlemek lazım” Amerika’yı idare eden kim? İngiltere’yi kim idare ediyor? diye bir anket yapıldı %17 İsrailliler sonucu çıktı bu çok feci bir sonuçtur.

 aaass

 “EN BÜYÜK GÜÇ GÖRÜNMEYEN GÜÇTÜR. SİYONİST GÜCÜ GÖRÜNMEYEN BİR GÜÇTÜR”

 1897 yılında toplanan Dünya Siyonizm Kongresinin aldığı kararlarda kısa ve uzun vadeli hedefleri olduklarını biliyoruz. Bu planlarda Türkiye’nin yeri nedir?

 Bunların planları; NİL’den başlar Fırat’ta biter denilir. Yani bizim Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgeleri üzerinde birtakım emelleri söz konusudur. Bundan dolayı dış politikamızda bilgili, sabırlı ve tecrübeli olmamız gerekmektedir.

 Cemal Paşa’nın İdam sehpaları kurup Arap aşiretlerinin ileri gelenlerini idam ettirmesi ne gibi sonuçlara yol açmıştır?

Ben herkesin idamına karşıyım, ama unutmayınız ki orada devlete ihanet etmiş olan insanlar vardır, o tarihte kanunlar neyse o kanunları tatbik edilmiştir. Cemal Paşa, belki biraz fazla ileri gitmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun kararlarını aşan birtakım tatbikatlarda bulunmuştur ama gereğini yapmıştır. İdam kararları yüzünden birtakım aşiretler Osmanlı’ya isyan etmişlerdir.

 Sultan İkinci Abdülhamid’in tahttan indirilmesinde Siyonizm’in rolü var mıdır?

 Sultan Abdülhamid’in tahttan indrilme sürecini bizzat Siyonistler yürütmüşlerdir. Theodor Herzl’in faaliyetleri, Abdülhamid’in hal’ fetvasında Emanuel Karasu isimli Yahudi’nin olması, Hal’ edildikten sonra Selanik’te Yahudi Alatini biraderlerin köşkünde hapsedilmesi bunun apaçık göstergesidir.

 “İhanet yalnız ve yalnız Şerif Hüseyin ve etrafındakiler için geçerlidir.”

 Şerif Hüseyin ve onun liderliğinde toplanan bazı Arap aşiretleri neden ve hangi aşamadan sonra Osmanlı Devleti’ne isyan etmişlerdir?

 Üç sebebi vardır. Birincisi Arapların bağımsızlıklarını istemesidir. (İngiliz ve Fransızların kışkırtması ile olmuştur) İkincisi; Osmanlı İmparatorluğu’nun (bazı devlet yöneticilerinin) da hatası olmuştur, üçüncüsü ise İttihatçıların Turancılık yapması etkili olmuştur. Suriye ve Lübnan, Fransa’ya sığındı, diğer ülkelerde İngiltere’ye sığındı. Halende bu Arap ülkeleri Fransa, İngiltere ve şimdi de Amerika’ya sığınmaktadırlar. 1.derece de Amerika’ya sığınmışlardır.

 Bölgeyi en iyi tanıyan kişilerden birisi olarak bilgi ve deneyimlerinizden yola çıkarak bazıları tarafından söylenen“ 1.Cihan Harbinde Araplar Osmanlı Devletini sırtından hançerledi” sözü doğru mudur? Değil ise hangi maksat ile ortaya atılmıştır?

 Şimdi bir savaş vardı, savaşın içinde Arapların Türk ordusunu zarara sokacak birtakım faaliyetlerde bulundukları ve demiryollarını havaya uçurdukları ve tek başına gördükleri Mehmetçiği öldürüp, bağırsakların da para aradıkları doğrudur. Ama bu Arapların geneli için söyleyemeyiz bir takım gruplardır. İhanet yalnız ve yalnız Şerif Hüseyin ve etrafındakiler için geçerlidir.

Sebepleri ne olabilir?

Bir devlet kurma hayali ve Osmanlı’da İttihatçıların hareketleri Arapları bu duruma sürükledi. İhanet sadece Şerif Hüseyin ve adamları tarafından olmuştur. Irak cephesinde ve diğer cephelerde bu durum olmadı. Bu bölgeyi İngilizler ve Fransızlar işgal edince propagandaya başladılar. Türkler sizleri 500 yıl sömürdüler dediler. Kendi varlıklarını meşru göstermek için gayet tabi geçmiş Osmanlı Devleti’nin aleyhinde faaliyetlerde bulundular.

  “Kudüs gerçek sahibine verilmelidir, gerçek sahipleri de biz Türkleriz.”

 Tam da konumuz ile bağdaşmış iken Filistin’de, Osmanlı’nın yıkılmasından beri, günümüze kadar olan süreçte ve hatta günümüzde de devam eden mezalim sizce nasıl son bulur? Önerileriniz nelerdir?

 İki konu halledilmedikçe bölgede barışın sağlanması mümkün değildir; Bunlar; Golan Tepeleri ve doğrudan doğruya Kudüs’tür. Suriye hiçbir zaman Golan Tepelerini İsrail’e bırakmaz, ayrıca Araplar ve biz Türkler dâhil tüm Müslümanlar da hiçbir zaman Kudüs’ün İsrail işgalinde bulunmasına müsaade etmeyiz. Buna karşılık İsrail’de hiçbir zaman Golan Tepelerinden vazgeçmez. Kudüs’ü de kimseye vermez bu iki problem halledilemedikçe sorun çözülmez.

 Peki, üstadım iki tarafta bu konularda taviz vermiyor, bunlardan  vazgeçmiyor çözüm nasıl olacak?

 Bence Kudüs gerçek sahibine verilmelidir, gerçek sahipleri de biz Türkleriz. Türklerin himayesinde uluslararası bir yönetimle yönetilmesi daha uygun olur. Dışişleri Bakanlığımız bu yönde çalışmalar yapması daha faydalı olacaktır kanaatindeyim.

 “Birinci Dünya Harbi’ni müteakip Müslümanlar arasına nifak ve düşmanlık sokan binlerce Müslüman’ın katline yol açanların çok feci bir şekilde öldürüldüklerini tarih yazmaktadır”

 Cihan Harbinde, Osmanlı Devleti’nin Arap Yarımadasında başarısız olmasına neden olan kişilerin akıbeti ne olmuştur?

 İhanet eden herkes cezalandırılmıştır.

 Nasıl yani?

 Birinci Dünya Harbi’ni müteakip Müslümanlar arasına nifak ve düşmanlık sokan binlerce Müslüman’ın katline yol açanların çok feci bir şekilde öldürüldüklerini tarih yazmaktadır. Olayı üç cepheden de incelersek;

Birincisi Araplardan İhanet edenler; Osmanlı İmparatorluğu paylaşılmaya başlanmıştı. Fransızlar, Suriye ile Lübnan’ı istiyordu. Böylece Faysal ilk darbeyi yiyerek, Suriye’den uzaklaştırılmış, İngilizler kendisini Irak’a tayin etmişlerdi. Şerif El Hüseyin ise bir müddet Hicaz Krallığı’nda oturmuş, fakat kısa bir müddet sonra da İngilizler, Necef’te bulunan İbni Suud’u onun üzerine göndermiş ve İbni Suud Hicaz Kralı olmuştu. Şerif El Hüseyin canını zorla kurtarmış, sürgün cezası ile Kıbrıs’a gönderilmişti. Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal Bern’de zehirlenerek öldürülmüştü.

Onun yerine geçen oğlu Gazi ise Irak’ta otomobil kazası düzenlenerek suikasta kurban gitmişti. Gazi’nin oğlu yani Faysal’ın torunu İkinci Faysal’ın ise Nuri El Said Paşa ile birlikte Irak İhtilali’nde nasıl parçalandığına tüm dünya şahid olmuştur. Bu İhtilalde Faysal’ın ailesine mensup herkes, çoluk-çocuk-kadın-erkek-genç-ihtiyar ayırt etmeksizin herkes öldürülmüştü.

İkincisi; İttihat ve Terakki’nin ileri gelenlerine gelince; Maalesef Osmanlı’yı harbe sokan ve binlerce Mehmedçiğin mezarını hazırlayan bu teşekkülün bütün ileri gelenleri peyderpey öldürülmüştür. Cemal Paşa, Talat ve Enver Paşa ile birlikte bir gece Alman Denizaltısı ile ikin Rusya’ya, oradan da Almanya’ya kaçmışlardı. Birkaç yıl gurbet elde dolaşan bu üç paşadan Talat Paşa Berlin’de bir Ermeni kurşunu ile yere serilirken, Cemal Paşa’da 1922’de Tiflis’te bir gece yarısı bir başka Ermeni komitacının kurşunu ile can vermişti. Enver paşa ile birlikte Rusya’da ve Afganistan’da uzun süre maceralı bir hayat süren Cemal Paşa’nın ölümünü müteakip Enver Paşa’da Bolşevik kurşunu ile öldürülmüştü.

Üçüncüsü ise; Türkleri arkadan vuran Museviler…Sara’nın feci bir şekilde intihar etmiş olduğunu kitabımda yazdım. Sara’nın intiharından sonra Kudüs düşmüş ve böylece Sara’nın iki kardeşi Aaron ve Alexi Filistin’e dönmüşlerdi. Aaron Londra’ya, yapılacak olan bir konferansa Musevilerin temsilcisi olarak giderken uçak düşmüş ve parçalanarak ölmüştü. Alexi, Filistin’e gelen Musevi göçmenlerinden bir grubu uzakta demirlemiş olan bir vapurdan Hayfa sahiline motorla getiriken, motor fırtınaya yakalanarak batmış ve 65 kişi ile birlikte kendisi de ölmüştür. Sara’nın annesi de Cemal Paşa tarafından Filistin’deki Musevilerin tahliyesi sırasında kendisini trenden atarak intihar etmiştir. İngiliz casusu Lawrance ise motorsiklet kazasında feci şekilde beyni parçalanarak can vermiştir.

Bir milletin kaderi ile oynayanların, bir milletin kaderini feci duruma sokanların, bir milleti toptan öldürmek isteyenlerin acı hatıralarıdır bunlar. Bir avuç insanın ihaneti ve bir avuç idarecinin hataları ile milyonlarca insanın nasıl öldüğünü, kahraman Mehmetçiğin Arap çöllerinde nasıl şehid edildiğini ve koskoca Osmanlı İmparatorluğu’nun nasıl yıkıldığını okurken acı duyacaksınız.

 “Kendi içinizde kavga yapmadan ayrımcılık yapmadan ülke içinde her karış vatan toprağını kutsal görerek birbirinize kenetlenin”

 Son olarak kitabınızda bahsetmişsiniz benim de dikkatimi çekti kısaca Fahrettin Paşa’nın Medine Müdafaası hakkında da kısaca bilgi verir misiniz?

 Fahrettin Paşa, Mondros Mütareke Antlaşması yapılmasına rağmen yatağını alıp Hz. Muhammed’in kabrine sığınmıştır. Ve oradan çıkmak ve ayrılmak istememiştir. Tabi bu gün tarih Fahrettin Paşa’yı büyük bir saygıyla anıyor ve anmaya devam edecektir. Medine’yi tahliye etmemek için her çeşit mücadeleyi vermiştir. Esir alınmış, askerleriyle birlikte açlıktan çekirge yemiş ve en son sürgüne Kahire’ye gönderilmiştir. Daha sonra Türkiye’ye gönderilmiş ve vefatına kadar birçok hizmette bulunmuştur.

Gençliğe bir mesajınız var mıdır?

 Şu anda Türkiye’de gençliğin mevcudiyetini göremiyorum. Birlik ve beraberlik içinde huzur içinde üniversite gençliği bir araya gelerek memleket meselelerine çözüm üretmelidir. Bizler bu ülkeyi size emanet ediyoruz siz de bu emanete sahip çıkın. Kendi içinizde kavga yapmadan ayrımcılık yapmadan ülke içinde her karış vatan toprağını kutsal görerek birbirinize kenetlenin. Şayet birbirinize kenetlenerek çalışırsanız başaramayacağınız hiçbir şey yoktur.

Söyleşi: İbrahim AKKURT, Fotoğraflar: Ayhan ÇİFTÇİ

Bu yazımızı okuyan 937. takipçimizsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir