Kitapçıda son durum!!!

nullEğer bugün parmaklarım tuşlara ardı ardına hiddetle basıyorsa sebebi kitapçılarda karşılaştığım manzaradır. Ve eğer bugün 18 senelik yaşıtım bir kitabın peşinden koşuyorsam,işte bunun sebebinde saçma kitaplar basmakta sınır tanımayan,ama mühim kitapları seneler seneler öncesinden unutmuş olan kitapevleri yatıyordur. evet,bugünkü dert yakınma yazım kitaplar. hiç kitaptan da şikayet edilir mi demeyin.benim gibi sonbaharda dolaplardan giyilmek için çıkarılan kışlık paltosunun cebinde unutulmuş parayı bile uça uça kitaplara yatıran biri bile bunu dediyse bilin ki tehlike büyüktür.

en son girdiğiniz kitapçıdaki manzarayı hatırlıyor musunuz?ben hatırlatayım, bir dolu kitap vardı,hani bir de “çok okunanlar” köşesi vardı.şöyle üzerinde aşk yazan fosforlu renklerde kitaplar filan falan.yakınlaştığınızda karşılaştığınız manzarayı da hatırlayın.durun ben anlatayım;

maaşallah eli tuş tutan herkes kitap yazmış; Seren Serengil’den tutun mahallenin bakkalına kadar herkes.öyle ki “gerçek kitap” lar şöyle köşelerde seyretmekteler bu garipliği.sonra git kitapçıya da kitap al kolaysa.binbir güçlükle görevlilere sorarsın da “gerçek”kitabı öyle bulursun.

sonra önüne gelenlerin kitaplarına tepki gelir,geçen günkü geri dönüşüm için attığım,bana gerekli olmayan,asla da elimde olmaması gereken kitap gibi.zaten sırf “sosyolog,toplumbilimci olmalıyım,bir de uzaktan tanıdık yazarı,bakalım çözebilecek miyim bu insanı” mantığıyla almıştım.yoksa artık amatör hiçbirşey okumuyorum.yeminliyim.neyse…

inanın o hikayeyi yazanı bulsam taşlıyacaktım.hikaye bildiğiniz yeşilçam.oğlan kanser olur,kız onları ayırmaya çalışanla evlenir.bir kızın kör olmadığı kalmıştı.Allah’tan olmadı,çünkü intiharın eşiğindeydim ve okul çıkışı otobüste,boğaz köprüsünde,trafik sıkışıklığında beklemekteydim.

sonra bir de bunun yazarı kalkar ve de utanmadan dedi ki;

“kusura bakmayın,hikayede o kadar da iyi değilmişim.bir kitap daha yazıyorum,bakalım bu tutar inşallah.”

sağol.

he,bir de;ne olur yazma.Allah rızası için.özellikle de milletin ruh sağlığı için.gençleri yönlendirecekmiş.hikayende gördük,anlattığın genç ahlaki değerlerden yoksun,beş para etmezin biriydi.böyle yönlendireceksen ve böyle kurgu yapacaksan ne olur yazma.yazık,zaten kötüye gidiyoruz,debelenip,daha da batırma gemiyi.

daha vardır tabii bunun örnekleri.yahu yayınevleri nerde?uyuyorlar mı?bunları basarken düşünmüyorlar mı “ulan ne basıyoruz biz?” diye.anlamıyorum.

sadece amatör kitaplarda değil,popüler kitaplarda da bunun kadar olmasa da saçma durumlarla karşılaşıyorum.birebilmem kaç ay evvel,bilmem kaç ülkede çevrilerek satılmış ünlü bir kitap vardı;”kayıp gül”

kitabın ilk sayfasında çözdüm muhabbeti.ama olsun devam edeyim belki bir ilginçlik çıkar dedim ama dayanamadım daha fazla bu acıya.akıcı olmadığı gibi bilindik,sıradan,basit bir felsefe yapılmaya da çalışılmış.zorlamayın kızın kardeşi denilen kendisi demiştim.aynı kitabı okuyan anneme sordum,o zorlayarak zafere ulaşabilmişti;

“evet kızın kardeşi aslında kendisi”

pöfff.ne sıkıcı.sonra neden sadece tarihi ve siyasi kitapları okuyosun diye soruyorlar.e bu basit kurguları mı okuyayım.

ancak edebiyatın mihenk taşlarını,klasikleri yada gerçek yazarları zaten seve seve okurum ,onlara lafım yok.

eskiden bilgi,duygu,sanat dolup taşarmış kitaplardan.tabii şimdi de var biriki istisna.

yaşıtım bir kitabı arıyorum fellik fellik.”mektuplar” adı.Goethe’nin.92’den bu yana basılmamış Türkiye’de.ancak 2.el internet sitelerinde var.sahaflar adını bile bilmiyorlar.en son kuzenim “bende almancası var” demişti.o zamanlar almancam vasattı ve “sağolasın” diye kafa sallamakla yetinmiştim.ve Türkçesinin peşinden koşmaya devam sloganıyla dolaşıp durmuştum ortalarda…

yayınevleri ve günümüz yeni çıkmakta olan kitapları bu kadar vasatken…

millet kitap okumuyor? diye bağırıp çağırıyorlar.e,okumaz tabi.okursa da öyle şaaşalı İngiliz krallığı iğrençliğini,aşk kitaplarını yahut elalemin vampirli gençkızlı kitaplarını okur.bir de önüne gelen yazarsa kitap,milletin kafası karışır.sonra gidip popüler denilen bu şaaşalı,içeriksiz,boş kitapları okur.

satılmayan gerçek yazarlar arasında,gerçek kitaplarını İstiklal caddesinde afiş dağıtıcılar gibi kitaplarını tanıtmaya çalışanlar da var milletten yedikleri afra tafralarla.yahut tünel çıkışında imzalamaya çalışanlar var.usanıp internetten yayınlayıveren yahut yayınlamayıveren de var.

hiç boşa zorlamayın beyler,bu mantık bu kafada olduktan sonra,siz incelemeksizin bu kitapları bastıktan sonra kimseye kalkıp kızmanın alemi yok!

handenizlim
Okunma: 86

Kitapçıda son durum!!!” için 3 yorum

  • 01 Nisan 2010 tarihinde, saat 20:39
    Permalink

    selam çok güzel bi yazı olmuş artık kitaplar elektronik oldu yazınızı çok begendim iyi çalışmalar kolay gelsin..

  • 02 Nisan 2010 tarihinde, saat 10:41
    Permalink

    Kardeşimiz konuyu öylesine anlatmışki bir anda okuduğum bütün kitapların yalan olduğu şüphesine düştüm 🙂 Ama dediklerinin %99’u doğru. Biz millet olarak ” vur denilince, katleden” bir yapıya sahibiz. Herşeyin abartısını seviyoruz. Belkide son dönemlerdeki bu kitap sayısındaki hızlı artışta bununda göstergesi. Ama nedense bu kadar çok kitap basılmasına karşın halen neden okuma oranımız komik sayılacak düzeyde? İşte burada doğru bir okuyucu kitlesinin halen oturmadığı sonucu ortaya çıkıyor. İnsanlar duydukları, gördükleri kitap isimlerini hafızalarında tutarak ilk gördükleri kitapçıya dalıyor ve başlıyor popüler kitapları toplamaya, ne zaman okuyacak onu Allah bilir. Sırf kütüphanesinde olsun, eşe dosta hava olsun, eve zenginlik katsın diye kitap alan insanların sayısı hiçte azımsanmayacak düzeyde. Adı geçti diye söylüyorum; Kayıp Gül’ü bende okudum hemde 1 günde 🙂 ama ben öyle ilk sayfalarda tahmin yürütmedim, ne yalan söyleyeyim son mektubu okuyuncaya kadar da aklımım ucundan geçmedi. Bana göre kitap içinde mutlaka yalan veya doğru cevaplar ve bilgiler barındırabilir. Bunu çözümlemesi gereken kişi yine okuyucudur. Orjinal eserleri orjinal kopyalarından okumak konusunda hem fikirim. Çünkü orada anlatılmak istenen duyguyu ve düşünceyi o anı yaşayandan daha iyi kim anlatabilir ki ? Ama ne yazıkki şuanda piyasada bu eserlerinin romanlaştırılmış ve aslından çok uzak suretleri revaçta. Bunuda yayınevlerinin çok umursadığını sanmıyorum. Onlar olaylara (bazıları ama ) maddi açıdan bakıyor ve gelecek kazanca bakıyor. Tabi bu arz ve talep meselesi ama yıllık 1,5 sayfa okuma oranı olan bir toplum hangi kriterlere göre kitap seçeceğini bilemeyecektir. Onu yönlendiren faktörleri değiştirmek lazım.

    Selam ve Dua ile…

  • 03 Nisan 2010 tarihinde, saat 23:26
    Permalink

    Bu yorum ayrı bir yazı olarak da yayınlanabilir bence :)) klavyene sağlık abi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir