844 Yıllık Gelenek: Koyun Atlatma

Çoban suya atlıyor. Sadece koyunların anlayabileceği sesler çıkararak sürü başı koyuna yaklaşıyor, göz göze geliyorlar. Şimdi aralarındaki sadakat ve sevgi bağının sınanma vakti. Koyunlar suya girecek mi?

Bundan tam on yıl önce duymuştum Denizli’nin Çal ilçesine bağlı Aşağıseyit köyündeki Sudan Koyun Atlatma Festivali’ni. O güne kadar bu festivalden hiç haberdar olmamıştım, oysa nerede bir festival olsa ajandama not ederdim. Festivalin adını duyunca bende bir ilgi uyanmış, merakım da günden güne artmıştı. Yaptığım araştırmalar neticesinde; aralarında benim de bulunduğum, geleneklerin renkli dünyasına özel bir yakınlık duyan fotoğraf tutkunları için bu festivalin harika bir fırsat olduğunu da anladım. Denizli’nin Çal ilçesine bağlı Aşağıseyit köyünde, asırlardır düzenleniyordu. Mutlaka katılmalı, bu güzelliğe canlı canlı tanık olmalıydım.

Bir yörük köyü olan Aşağıseyit’te yüzlerce yıldır süregelen bu etkinliği ilerleyen periyotta üst üste üç yıl izledim. Festival yıllar geçtikçe hakkında yapılan belgeseller, tanıtımlar, duyurular ve tabii ki sanal ortamın sağladığı olanaklar sayesinde yerel halkın ve az sayıda fotoğrafçının izlediği bir etkinlik olmaktan çıkıp binlerce insanın, özellikle de fotoğraf sanatçılarının katıldığı bir etkinliğe dönüşmüştü. Peki ama bu ilginç festival ne zaman ve nasıl başlamıştı?

Rivayetler muhtelif. En çok bilineni, anlatılanı ise Çoban Mehmet’in hikâyesi. Kulaktan kulağa, kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze kadar ulaşan hikâye, sürüsünü güttüğü ağanın kızı Zeynep’e Çoban Mehmet’in âşık olmasıyla başlıyor. Kızını bir çobana vermek istemeyen ama ısrarlara da karşı koyamayan ağa “Üç gün boyunca tuz ile beslenen koyunları nehrin karşı tarafına su içirmeden geçirirsen kızımı sana veririm.” diyerek gerçekleşmesi neredeyse imkânsız bir şart öne sürer. Kendisinden istenileni yapar Mehmet. Üç gün boyunca koyunları tuz ile besler ve sürüsünün başı kara koyunun kulağına “Benim için, sevdiğim kız için, ne olur arkamdan suya atla ve su içmeden karşıya geç” diye yalvararak fısıldar.

Çabası sonuç verir ve koyunları su içirmeden nehrin karşısına geçirmeyi başarır. Ancak ağa sözünden döner, vermez kızını çobana. Üstelik de kovar köyden çobanı. Koyunlar susuzluktan kırılır, Zeynep ise üzüntüden hastalanıp yataklara düşer. Mehmet’in köyden kovulduğunu duyduğunda ise daha fazla dayanamaz ve hayata gözlerini yumar. Mehmet ise ömrünün kalanını dağlarda kaval çalarak geçirir. İşte, kavuşamayan bu iki âşığın anısına tam 844 yıldır düzenleniyor Koyun Atlatma Festivali.

Kızıl Koyunun Ardında

Çevre ilçe ve köylerden çobanların da yeteneklerini göstermek için katıldığı festivalin hazırlıkları, çobanların etkinlik alanına birkaç gün önceden gelmesi ile başlıyor. Özenle kırkılmış; kızıl, sarı, mavi, pembe, kırmızı, mor gibi canlı renklerle boyanmış koyunlar boncuklarla, çanlarla süslenerek daha gösterişli hâle getiriliyor. Tıpkı deve güreşlerindeki gibi “kara koyun” ya da “el koyun” adı verilen sürü başı koç da köyün meydanında, sokaklarında yürütülüyor. Böylece, sürülerin ortama alışması da sağlanıyor. Rengârenk koyunların yanları sıra köpeklerle, başlarında da çobanla geçişi, heyecanı bir kat daha arttırıyor. Bu esnada, izleyicilerle birlikte jüri üyeleri de kendilerine ayrılan platformda yerlerini alıyor.

Yörük göçünün canlandırıldığı bu yürüyüşten sonra yarışmalara geçiliyor. “Azık torbası” adı verilen ve yörüklük geleneğini simgeleyen motiflerin işlendiği heybeyi omzuna atan, sarı renkli dastarını da başına dolayarak hazırlığını tamamlayan çobanlar çitlerle çevrilen alandaki sürülerinin başında bekliyor. Yarışma sırasının kura ile belirlenmesinin ardından çobanlar sürünün suya gireceği noktadan 100 metre kadar bir mesafeden sürünün önünde koşuyor. Önde çoban ile sürüsü, arkada sürünün coşmasına ve koşmasına yardımcı olan çobanın yakınlarının tozu dumana katarak gelişleri görülmeye değer bir güzellik olarak bir kez daha izleniyor. Bu sırada çobanın çıkardığı sesler, ıslıklar, el kol hareketleri yarışmaya ayrı bir renk katıyor. Atlama noktasına gelindiğinde önce çoban suya giriyor ve sürü başı koyunun da suya atlaması için onu “motive eden” sesler çıkarıyor, el kol hareketleri yapıyor.

Tam bu noktada, çoban ile sürü başı arasındaki sadakat ve sevgi bağı büsbütün ortaya çıkıyor. Sürü başı bazen hiç beklemeden bazen de birkaç saniyelik bir tereddüdün ardından suya giriyor. Sürü başı suya yavaşça girerse alkış alıyor ama bu işi “uçarak” yaparsa alkışlara coşkulu ıslıklarla beraber deklanşör sesleri de eşlik ediyor. Çobanın sürü başını kucaklayarak, ona sarılarak hatta bazen öperek zafer coşkusunu gösterdiği esnada sürünün geri kalanı da Menderes Nehri’nin serin sularına kendini bırakıp sürü başını takibe başlıyor. Çobanı ve sürü başını takip eden koyunlar çıkış noktasından karaya ayak basarken Menderes’in suları bir süre rengârenk akıp gidiyor. Ancak bu hikâyenin her zaman mutlulukla bittiğini zannetmeyin. Çoban, sürü başını etkilemek için mutat hünerlerini sergilese bile sürü başı tereddüt edip gerisingeri dönebiliyor. Tabii sürü de onu takip ediyor.

Suya girişler üç tur tekrarlanıyor. Kurallara göre; sürü başı çobandan sonra, sürüden önce suya atlamalı. Esas olan ise sürünün çobanın ardından ve en kısa sürede, tereddütsüz atlaması. En yüksek puanı bu sürü başları kazanıyor. Turlarda suya en kısa sürede atlayan sürü başının sahibi çoban birinci oluyor. Dereceye giren çobanlara ödül olarak Cumhuriyet altını ve hayvan yemi veriliyor. Her sene renkli görüntülere sahne olan yarışlar insanlar arasındaki birlik ve beraberlik duygularını güçlendirmenin yanı sıra asırlardır süren bir geleneğe de hayat veriyor.

Kaynak: Cİhan Karaca

Süleyman Arif Yükselen
Tarım ve Kırsal Kalkınma Uzmanı
1983 Karabük doğumlu. İlk, Orta ve Lise eğitimini Karabük'te tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Fakültesi Kontrol Mühendisliği bölümü mezunu. Çalışma hayatına Savunma Sanayi ile ilgili özel bir firmada Ar-Ge mühendisi olarak başladı. Sonrasında İstanbul'da yurt dışında işler yapan bir müteahhitlik firmasında çalıştı. Tarım ve kırsal kalkınmayı destekleme kurumu TKDK da Uzman olarak çalışmaktadır.
Okunma: 900

Süleyman Arif Yükselen

1983 Karabük doğumlu. İlk, Orta ve Lise eğitimini Karabük'te tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Fakültesi Kontrol Mühendisliği bölümü mezunu. Çalışma hayatına Savunma Sanayi ile ilgili özel bir firmada Ar-Ge mühendisi olarak başladı. Sonrasında İstanbul'da yurt dışında işler yapan bir müteahhitlik firmasında çalıştı. Tarım ve kırsal kalkınmayı destekleme kurumu TKDK da Uzman olarak çalışmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir