Karabük: Safranbolu’ya Gitmek İçin 7 Neden

Karabük’ün kendi küçük tarihî ve doğal güzellikleri dünyaya nam salacak kadar büyük bir ilçesidir Safranbolu.

Dünyanın en değerli baharatı

1976’da “Kentsel Sit Alanı” olarak Kültür Bakanlığı’nca koruma altına alınan; 1994’te UNESCO’nun “Dünya Miras Listesi”ne dâhil edilen bu müze-kentin girişinde sizi mor yapraklı, kırmızılı-sarılı bir safran çiçeği heykeli karşılar. Fotoğraf çektirmekte tereddüt etmeyin çünkü safran herhangi bir bitki değildir.

Hem Safranbolu’ya adını vermiş hem dünyanın en pahalı baharatı unvanını kazanmış. İştahsızlık, bronşit, boğmaca, hazımsızlık, diabet, tansiyon, uykusuzluk gibi birçok derde deva olduğu için halkın da, ilaç sektörünün de şifacısıdır.

Ağırlığının 100 bin katı kadar sıvıyı sarıya boyayabildiği için boya sanayisinin asıdır. Mis kokusuyla parfüm üreticilerinin göz bebeğidir. Yemeklere lezzetinin yanı sıra rengini de bahşettiği için hem damağa hem göze hitap eder. Yalnızca ortasındaki lifler kullanıldığı için üretimi meşakkatli; elde edilen az miktardaki safran son derece kıymetlidir. Ekim ve kasım aylarında çiçeklenen bu eşsiz bitkinin en kalitelisine sahip olmak için ana yurdu Safranbolu’ya gitmeye değer.

Bir Safranbolu nostaljisi

Safranbolu’nun nüfus cüzdanı kabul edilebilecek “Kent Tarihi Müzesi”ne geldiğinizde pencereler geriye doğru açılır; geçmişten bugüne tarihsel, kültürel, geleneksel ve sosyal bir kente yolculuk başlar. Bölgenin Mektepçiler, Taşatarlar gibi ilk konakları siyah-beyaz fotoğraflardan selam eder. Yemeni gibi yöresel kıyafetlerin yanında çarık da boy gösterir. Bakır semaverler, kap kacaklar sofraya çağırır. “Tarihî Safranbolu Çeşmeleri”, “Safranbolu Kitabeleri” kitapları yaşananları anlata anlata bitiremez. Esnafın çalışma ortamının canlandırıldığı kattaki semerci ve şekerci ziyaretçi bekler. Geçmişte askerî ve idari merkez olduğu için “Kale” diye adlandırılan Eski Hükümet Konağı’nın bahçesindeki minyatür saat kuleleri tik tak eder. Saatler İzmir’i, Çanakkale’yi, Bursa’yı, İstanbul’u gösterir. Merkezdeki Cinci Han’ın kapısı, kilidi ve anahtarı Türk demir işçiliğinin en nadide örneklerinden olmakla böbürlenir. Otel, restoran olarak işletilen tarihî hanın avlusunda közde kahve içmek hoşa gider. Cinci Hoca lakaplı Hüseyin Efendi’nin yaptırdığı bir diğer yapı olan Cinci Hamamı’nda masaj yaptırıp kese attırmak da hem bedeni hem ruhu pırıl pırıl yapar.

Nevi şahsına münhasır evler

En rahat ayakkabılarınızla Arnavut kaldırımlı, dikbaşlı sokakları arşınlarken, 18’inci ve 19’uncu yüzyıl Türk toplumunun bu geleneksel evlerinin zarif çıkmaları, kanatlı pencereleri dikkati üzerlerinde toplar.

Hıdırlık Tepesi’ne tırmanıp şöyle bir bakınca bu iki-üç katlı; taş, kerpiç ve ahşaptan yapılma evleri çikolata soslu kesme şekerlere benzetebilirsiniz. Kaymakamlar Müze Evi’ne yapacağınız ziyaret, mimari detayların kalabalık aile yaşantısına, iklime ve işlevselliğe mükemmel şekilde hizmet ettiğini kanıtlar.

Haremliği-selamlığı, tahta sedirleri, gömme ve dönme dolapları, içinde hem yıkanılan hem yüklük görevi gören “gusülhane” adlı küçük bölmeleriyle özenle yapıldığını ispat eder. 11 kilometre uzaklıktaki bir Türk-Türkmen köyü olan Yörük köyüne giderseniz, Sipahioğlu Konağı’nın 8’inci kuşak sahibi Ali Bey ve Kasım Sipahioğlu Konağı’nın sahibesi tatlı dilli Filiz Teyze size yarı müze evlerini gezdirmekten zevk duyar.

Duvarlardaki karanfil, üzüm, hayat ağacı desenli renkli kök boyalar, ahşap oymalardan süsleme tavanlar göz alıcıdır. Bektaşi kültüründe önemi olan sayılara atfen hazırlanmış dolap gözleri, kesmeler de incelikle işlenmiştir. Safranbolu evleri, birbirinin manzarasını ve ışığını asla kesmez. Bazı evlerin içinde serinlemek ve yangınlara karşı önlem almak mahiyetinde havuzlar şırıldar.

Olağanüstü doğa

Sahip olduğu her şey gibi Safranbolu’nun doğası da bir başkadır. Ormanları, yaylaları, özellikle de kanyonları kültür, doğa yürüyüşleri için oldukça uygundur. Bu kayalık altyapı ve eğim, basamakvari mimarinin nedenlerinden biridir. Merkeze 7,5 kilometre uzaklıktaki Tokatlı Kanyonu’nun yürüyüş parkuruna merdivenle inerken tarihî İncekaya Su Kemeri az ileriden “Ben de buradayım.” der. 1600’lü yıllarda kaynaktan şehre su taşımak için yapılan kemer, ilçenin emektarlarındandır. Kanyon keşfinizde sükûnet, temiz hava, yeşillikler yol arkadaşınız olur; akarsu çıkardığı seslerle şelalelere eşlik eder.

Soluklanmak isterseniz Mağara Kafe size tabiat salonunda çay, kahve ikram eder. Kanyon’a bir de tepeden bakmak isterseniz, Türkiye’de bir ilk olan cam seyir terası Kristal Teras ayaklarınızı yerden 80 metre keser. Bu kristal terastan bakarken gözleriniz bayram, yüreğiniz hop hop eder. Bulak köyündeki Bulak Mencilis Mağarası’nın amber ışıklarla aydınlatılan olağanüstü atmosferi ise kendinizi fantastik bir filmin içindeymiş gibi hissetmenizi sağlar. “Muhteşem Salon” olarak adlandırılan kısımdaki mağara çiçekleri, sarkıt ve dikitlerin oluşturduğu kaplumbağa, baykuş, boğa başı figürleri mucize gibidir. Kuvars kristallerinin, travertenlerin görkemi karşısında kelimeler kifayetsiz kalır.

Lezzet dolu Safranbolu

Safranbolu’nun iştah kabartan pek çok yöresel lezzeti vardır. Safranbolu Sofrası’na giderseniz Fatma Emel Hanım, size nefis cevizli yayım, peruhi ve bükme yapar güler yüzle. Safranlı zerde, güneşli bir tatlı yemek gibidir. Meşhur kuyu kebabı denince akla Çevrikköprü ve Kadıoğlu restoranları gelir. Vitrin önlerinde tattırılan safranlı lokumun tadı damağınızda kalırsa, çarşıdaki dükkânlardan birinden dilediğiniz kadar satın alabilirsiniz. Safranbolu bağlarında yetişen çavuş üzümü ince kabuğu, aroması ve az çekirdeğiyle en kaliteli cinslerdendir. Kütür kütür meyvesini yemek; sirkesini, pekmezini mutfaktan eksik etmemek gerekir. İçeceğiniz safranlı çay ve safranlı kahve de sıhhatinize sıhhat katar.

Zanaatkâr sokaklar

Derici, demirci, bakırcı, yemenici (ayakkabıcı) gibi birçok zanaatkâr yetiştiren Safranbolu’nun “çarşı”sı, mesleklere göre düzenlenmiştir. Keresteciler aynı sokakta alın teri dökmüş; keçeciler inci gibi dizilmiş dükkânlarında nakışlarını işlemişlerdir. Bu zanaatların birçoğu yok olmaya yüz tutsa da Akçasu Kanyonu’nun iki yakasında yer alan demirciler, bakırcılar ve kalaycılar dimdik ayakta. Safranbolu’nun kapı tokmakları komşuların habercileridir. İki tokmaklı kapının kalın tokmağı çalınırsa erkek; incesi çalınırsa kadın ziyaretçi gelmiş demektir. Tokmağa bağlanan iplik bir kere düğümlenmişse “Az bekleyin, birazdan dönerim.”, birkaç kere düğümlenmişse “Tüm gün yokum. Tüm gün dışarıdayım.” anlamına gelir.

Giderken Safranbolu’yu yanınızda götürmek isterseniz, hediyelik eşya satan dükkânlardan Safranbolu evli peçetelikler, kalemlikler, gece lambaları alabilirsiniz. Safranbolu’ya özgü “Safranbolu Geceleri Kolonyası” ile de bu güzel ilçeyi avuçlarınızda koklayabilirsiniz.

Konakta konaklama keyfi

Safranbolu’da birkaç gün geçirmeyi dilerseniz, yazlık yeri Bağlar’ın ve koruma altındaki bölgenin tarihî konaklarıyla “buralı olmayı” deneyimleyebilirsiniz. Uğur getirdiğine inanıldığı için çatı kenarlarına asılan geyik boynuzları, otantik yer yatakları, Türkmen halıları, sedirler ve dolaba gömülü banyolar konuklarını geleneksel yaşamla buluşturur. Gülevi Konağı’nın bahçesindeki muazzam pavlonya ağacı misafirleri açık pembe gölgesinde ağırlar. Özenle hazırlanan sofralar rahatlığınıza lezzet katar. Her birine ayrı bir isim verilmiş odalardan belki Seniha’da, belki Şadiye’de kalırsınız. 2012’de 13’üncüsü düzenlenen Uluslararası Altın Safran Belgesel Film Festivali’nde “en iyi restore edilen ev onur ödülüne” layık görülen Leyla Hanım Konağı da bir diğer seçenek olabilir. Ahşap işçiliği ve geleneksel el sanatları ile döşenmiş odalarıyla ayrıcalıklıdır. Arzu ederseniz bu konakta özel davetler de verebilirsiniz.

Safranbolu Fotoğrafları

Karabük – Safranbolu
Karabük – Safranbolu
Karabük – Safranbolu
Karabük – Safranbolu
Karabük – Safranbolu
Karabük – Safranbolu
Karabük – Safranbolu
Karabük – Safranbolu
Karabük – Safranbolu
Karabük – Safranbolu

Kaynak: Yazı : Burcu Seçmeer / Foto : Alp Kaya

Süleyman Arif Yükselen
Tarım ve Kırsal Kalkınma Uzmanı
1983 Karabük doğumlu. İlk, Orta ve Lise eğitimini Karabük'te tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Fakültesi Kontrol Mühendisliği bölümü mezunu. Çalışma hayatına Savunma Sanayi ile ilgili özel bir firmada Ar-Ge mühendisi olarak başladı. Sonrasında İstanbul'da yurt dışında işler yapan bir müteahhitlik firmasında çalıştı. Tarım ve kırsal kalkınmayı destekleme kurumu TKDK da Uzman olarak çalışmaktadır.
Okunma: 288

Süleyman Arif Yükselen

1983 Karabük doğumlu. İlk, Orta ve Lise eğitimini Karabük'te tamamladı. İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Fakültesi Kontrol Mühendisliği bölümü mezunu. Çalışma hayatına Savunma Sanayi ile ilgili özel bir firmada Ar-Ge mühendisi olarak başladı. Sonrasında İstanbul'da yurt dışında işler yapan bir müteahhitlik firmasında çalıştı. Tarım ve kırsal kalkınmayı destekleme kurumu TKDK da Uzman olarak çalışmaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir