Palmira;çölün gelini…

Neden böyle demişler’i evet,ben de çok düşünmüştüm. Ntv’de var ya hani,”zaman yolcusu” yani Ahmet Yeşiltepe,işte ben ilk olarak onun anlatımını dilerken çok düşünmüştüm.O esnada hayran olmuştum.Fakat endişelenmemiştim,zira 1 hafta sonrası ben de zaman ve Suriye yolcusu olcaktım. Gerçi ben hep zaman yolcusuydum ya bugünde olmayan,neyse. Vardık o ana. Kocaman bir çöl,giderken Bağdat kafeye rastlıyoruz,öylesine tanıdık bir çöl. “Maksat Bağdat,Babil’in kulesi” bile dedim,ama çok netti çocukluk hayalim Babil’in asma bahçelerine uzaktan bakabileceğimiz.Malum bitmeyen savaşlar var dünyada. Peki ya bundan yüzyıllar önce ne vardı tam burada dünyada?Palmiyelerin yanı başında?

O gördüğüm sıra sıra sütunların yerinde nasıl bir şehir vardı,ne vardı şehrin aslında? Romalılar tam o içinde zeytinlik olan tapınakta,bizim gibi mi düşünürlerdi acaba? Peki ben tahmin eder miydim koca çölün ortasında böylesine güzel bir kentin bulunabileceğini? Fotoğraf makinemin kadrajı bile alamadı aynasına onca sütunu.Bense taşlara dokunup,yüzyıllar evvelini hayal etmekten,büyülenmekten onu kullanmayı 1 saat sonra aklıma getirebildim.

Sütunların arasından öylece yürüdük metrelerce.Rüya gibi. 1 saat sonra otelin bahçesindeki bizimkilerden kaçıp ,kalıntıların etrafındaki taşlara oturdum ve uzun bir süre önümdekileri seyrettim.tepede bir kale altta,çöle ilerleyen uzunca bir sıra sütun,yanda tiyatro ve de tapınak.her gördüğüm roma kenti gibi.Çölün sarısına inat palmiye yeşiliyse bugünkü Palmira kentinde.O günkü Palmiraysa bugünkünü son derece küçümser bir edada. Gün batımı gelince,gelin de geldi tabii sonra.o sarı taş sütunlar,güneşin ışıklarıyla pembeleşip,süzüldüler çölde.Narin bir tavır takınarak…

Hani bazen geçmişe birkaç saatliğine gidip gelmek isteriz ya,hani çok eski vakitlere.İşte burda o gerçek oluyor ve de zaman makinesini keşfettim diye düşünüyorsunuz.

Şark’ın güzelliği,o benim coğrafyamdaki güzellik tüm dünyayı kendine hayran bırakıyor,anlıyorsunuz.Anadolu ve onun bileşenleri niteliğindeki bu yerlerin kıymetini tekrar tekrar algılıyorsunuz.Herşeyden evvel Şam’ın(Damascus) namı ve içeriğinin zenginliği,Hama’nın değirmenleri,Homs’un ruhu Palmira’yla mükemmel bir tarih rehberi oluyor…
İnsan kendi kültürünün izlerini,bu izlerin etkisiyle oluşmuş sıcaklığı görünce bu ülkede,haliyle gelinine de tutkuyla bağlanabiliyor…

Havalimanına sahip bir gelin olduğu için de ,sadece buraya zaman ayırıp günlerce o sütunlara dokunup,daha önce buralarda neler olduğunu düşünme zevkini yaşamayı tekrar tekrar düşündürüyor… Bana buralar ilk sorulduğunda ise benden çıkacak cümle şudur; “bu kent harikulade bir kent….bugünkü yaşamın ve dünyanın aksine;büyüleyici…”




handenizlim
Okunma: 200

Palmira;çölün gelini…” için bir yorum

  • 21 Eylül 2010 tarihinde, saat 13:05
    Permalink

    Meraba arkadaşlar gezilerinizi bizimle paylaştığınız için öncelikle teşekkür ediyorum yaklaşık 2 ay önce bende palmira’daydım suriyedeki türk öğrenci arkadaşlar olarak gezi düzenlemiştik ve güneşin doğuşunu izlemek için nemruttan sonraki en iyi yer diyebilirim, söylenecek söz bırakmamışsın gerçekten palmirayı keşfetmişssin…

    Palmira; (Arapça: تدمر , Tedmur veya Tadmor, İngilizce: Palmyra) orta Suriye’de antik zamanların önemli dini ve ticari merkezi olan, UNESCO tarafından 1980 yılında Dünya Miras Listesi’ne alınan şehir.

    Şam’ın 215 km kuzeydoğusunda, Humus’un 155 km doğusunda ve Fırat’ın 120 km güneybatısında bir vaha üzerinde kurulmuştur. Suriye çölünün ticari kervanlarının geçiş noktasında olması sebebiyle “Çölün Gelini” de denilen şehrin isminin bulunan ilk bilgilere göre Tedmur, Tedmür, Tadmur veya Tudmur olduğu Mari’de bulunan Babil tabletlerindeki kayıtlardan anlaşılmıştır.

    Fransız arkeologlar tarafından 1933 yılından itibaren antik Mari şehrinden çıkarılan 25.000 tabletten anlaşıldığına göre Palmira’nın tarihi M.Ö. 19. yüzyıla kadar gerilere gitmektedir. Yunan ve Roma kaynaklarında ise 1. yüzyıldan itibaren kayıtlara rastlanılmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir