Haçlı Zulmüne Karşı İslâm Kahramanları

Haçlı Seferleri 1096-1272 yılları arasında yapılan, Avrupalı Katolik Hristiyanların ve Vatikan’ın, Papanın kışkırtmalarıyla ve çeşitli vaatleriyle Müslümanların elindeki kutsal topraklar üzerinde askerî ve siyasî kontrol kurmak için düzenlemiş oldukları seferlerdir.

Haçlı Seferleri

1071 Malazgirt zaferinden sonra Selçuklu Türkleri Anadolu’ya girmiş ve 1075 yılında İznik’i ele geçirerek burayı devletin merkezi yapmışlardır. Türklerin Anadolu’ya girişi başta Bizans olmak üzere bütün Avrupa devletlerini rahatsız etmiştir. Bunun nedeni ise, fütuhatın başlaması, Türklerin önünün açılması dolayısyla Avrupa’nın geleceğini tehlikede görmesidir. Haçlı Seferleri’yle birlikte Avrupalı devletlerin akıllarında bir yandan Kudüs’ü ele geçirmek diğer yandan da Müslümanları Ortadoğu’dan kovmak fikri hakim olmuştur.

11. yüzyılın Avrupa’sına baktığımızda baskı, zulüm, açlık, sefalet, salgın hastalıklar ve artan nüfus oranı gibi problemler baş göstermiştir. Öte yandan şehirlerinin yağmalanmasından bıkan insanlarda, can ve mal güvenliği endişesi oluşmuştur. Bu da insanların Doğu’nun zenginliklerine kavuşma hayalleriyle Haçlı Seferleri’ne büyük ilgi göstermelerine sebep olmuştur. Aynı zamanda Avrupa’da feodal ailelerin birbirleriyle savaştığı, şövalyelerin zulümleri ile büyük bir kaos dönemi yaşanmıştır. Feodal yapı Haçlı Seferleri’ne katılacak kontlar ve dükler için öncelikli hedefin maddî çıkar ve yeni topraklara sahip olabilme düşüncesini doğurmuştur.

Bu şartlar Doğu’yu, Batı’nın gözünde bir cennet haline getirmesi ve Doğu’yu hazine olarak görmesi için yeterli sebep olmuştur. Türklerin Bizans İmparatorluğu’na yapmış olduğu saldırılar nedeniyle, politik başarıları ile bilinen Bizans İmparatoru I. Aleksios Kommones Türklere karşı Papa’dan yardım istemiştir. Papa da Bizans imparatorunun bu talebini, yardım isteğini geri çevirmemiştir. 1095’te toplanan Clermont Konsilin’de Papa, Hristiyanların Kudüs’ü ve Doğu topraklarını ele geçirilmesi, özellikle de “Kutsal Topraklar”ın Müslümanların elinden kurtarılması için yapılacak ‘Kutsal Savaş’a davet etmiştir. Papa, savaşa katılacaklara dünyevî ve uhrevî pek çok vaatte bulunmuştur. O zamanlar kilisenin halkı Haçlı Seferleri’ne katılmaya ikna etme çabasıyla sadece dinî bir kurum olmadığının aynı zamanda geniş toprakların yöneticisi ve siyasî bir otorite olmak isteği açıkça görülmektedir.

Haçlıların İslâm Toprakları Üzerine İlk Seferi

Kudüs’ün kurtarılması yani kutsal toprakların Müslümanların hâkimiyetinden alınması amacıyla başlatılan Haçlı Seferi’nin ilkidir. Birinci Haçlı Seferi, katılan askerî birliklerin 600.000 kişilik asker sayısı sebebiyle en önemli Haçlı Seferi olarak kabul edilir. Birinci Haçlı Seferi’nin, 1095 yılında Clermont’da toplanan Kilise Konsilin’de Papa 2. Urban ve fanatik bir Papaz olan Pierre L’Ermite tarafından başlatıldığı kabul edilmektedir. Fakat bu sefere katılmak için Hristiyanlar tarafından Avrupa genelinde propaganda yapılması ve Haçlı birliklerinin toplanması yaklaşık 1 yıldan fazla sürmüştür. İki safhadan oluşan bu Haçlı Seferi’nde sefere katılan birinci grup birlikler genellikle sırf din aşkı için savaşmayı göze almış farklı sınıflardan oluşan halktan kişiler olmuştur. İkinci grup ise birinci grubun tam aksine soylu kişiler tarafından seçilmiş profesyonel birliklerden kurulmuştur. Birinci Haçlı Seferi’nin genel olarak iki safhadan oluştuğu görülür.

İlk olarak; Birinci Haçlı Seferleri’ne “Köylü Haçlı” veya “Halkın Haçlı Seferleri” denmiştir. Bu Haçlı Seferi’ne katılanların çoğu din için savaşmayı göze almış kiliseye bağlı olan insanların toplanmasıyla olmuştur. Soylular ve profesyonel birlikler bu ilk Haçlı Seferleri’ne katılmayı pek tercih etmemişlerdir. Başında ‘Pierre L’Eermite’ bulunduğu ilk askerî Haçlı Ordusu, 1 Ağustos 1096 yılında sefere çıkmıştır. Genellikle savaş tecrübesi olmayan erkekler, çocuk ve genç yaştaki kadınlardan oluşturulmuştur.

İkinci gruba “Baronların Haçlı Seferi” denmektedir. İkinci grup soylular tarafından komuta edilen ağır zırhlı şövalyelerden ve profesyonel askerelerden oluşmuş birliktir. Şövalye ve soylulardan oluşan bu grup Haçlı Ordusu güney İtalya normlarından, Lorraineliler ve Fransız şövalyelerinden oluşan bu ihtişamlı büyük bir ordu 100.000 kişiden oluşmaktadır. 1097’de İstanbul önlerine gelen bu ikinci Haçlı grubu, kendi ihtiyaçları ve hayvanların yemini karşılamak için güzergâhları üzerinde bulunan yerleşkelere büyük zararlar vermeye başlamışlardır. Sırf bu sebepten Macaristan’da vermiş oldukları zararlardan dolayı oradaki idarî güçler bu Haçlı Orduları’na direnmeye başlamışlardır. Daha sonra Haçlı Ordusu’nun ihtiyaçlarını karşılamak için Bizans Ordusu, bu birliklere refakat etmeye başlamıştır. Haçlı grubu komutanları Bizans İmparatoru 1. Aleksios Komnenos’a bağlılık yemini etmişlerdir. Bu ordu aynı zamanda eskiden Bizans toprağı olan yerlerin tekrar Bizans’a verileceğine dair ant içmişler ve Anadolu topraklarına giriş yapmışlardır Haziran ayının son haftalarında harekete geçen Haçlı Ordusu, beş haftada Kudüs’e varmayı planlamış fakat bu sefer tam 2 yıl boyunca sürmüştür.

Bu Haçlı Ordusu öncelikle Anadolu Selçukluları’nın merkezi olan İznik’i kuşatmıştır. Anadolu Selçuklu hükümdarı olan 1. Kılıçarslan Haçlı Ordusu’nun kuşatmasına daha fazla dayanamayarak geri çekilmiştir. Merkez İznik, kuşatmaya beş hafta direnmiş olsa da 17 Haziran 1097’de Bizans İmparatorluğu’na teslim edilmiştir. Anadolu içlerine çekilmiş olan Kılıçarslan, Danişment Gazi ve Kayseri Emir’i Hasan ile ittifak yapmış ve müttefikler Eskişehir Ovası’nda Haçlı Ordusu’na saldırmışlardır.

Bu savaş Haçlılar tarafından Dorileon Muharebesi olarak adlandırılmıştır. Ön safhalarda Normanlar’dan oluşturulduğu askerî grubu karşılayan 1. Kılıçarslan, zırhlı şövalyelerden oluşan bu birliğe karşı ok, kılıç ve hafif zırhlı silahlarla dayanamayacağını anlayarak ordularıyla geri çekilmiştir. Haçlı Orduları’nın ilerleyişinin engellenemez ve meydan muharebeleriyle durdurulamaz olduğunu anlayan 1. Kılıçarslan, birçok taktik düşünmüştür. Haçlu Ordusu’nun Anadolu topraklarından geçiş güzergâhında strateji geliştirmiş, vur-kaç taktiği ve âni baskınlarla çoğu askerleri etkisiz hale getirmiştir. Geçiş güzergâhlarındaki su kuyularını tahrip etmiş, köyleri boşalttırmış, yolları üzerindeki meraları büyük koyun sürüleri ile otlatıp Haçlı Ordusu’nu susuz ve hayvan yeminden yoksun bırakmış onları yıpratmak için Müslüman Türk beyleriyle ittifaklar kurmuştur.

Antakya

Yollarına devam eden Haçlı Ordusu, Toros’u geçip Ermeni hakimiyetinde bulunan Çukurova bölgesine girmiş ordan da Antakya önlerine kadar ilerlemişlerdir. Ağır zırhlı bu ordunun komutanı Boemond’dur. Antakya’nın başında bulunan Türk komutan Yağsıyan ve adamları, şehrin etrafına hendekler kazdırarak şehri 9 ay boyunca savunmuşlardır. Fakat Haçlı güçleri, bölgedeki Hristiyan ahalinin Yağsıyan’a yapmış oldukları ihanet sebebiyle kalenin bir burcunu ele geçirmişlerdir. Şehrin düştüğünü sanan Yağsıyan, 30 muhafızıyla birlikte kaleyi terk etmiştir. Bununla birlikte Antakya Kalesi’ni ele geçiren Haçlı Ordusu buradaki Müslüman halkı canice katletmiş, kadın, çocuk, ihtiyar demeden tamamı öldürülmüştür.

Haçlılar Antakya’yı aldıktan bir süre sonra at, yiyecek, iaşe teminatı için şehirde kalmışlardır. Hatta bu teminatlar sağlama sırasında bir Arap yerleşkesi olan Maarrattun Numan Kalesi kuşatılmıştır. Bu kuşatmada Haçlılar tarafından 20.000 kişi kılıçtan geçirilip korkunç bir katliam yapılmıştır. Hristiyan kaynaklarında belirtildiğine göre gözü dönmüş Haçlı Ordusu’nun bu kaledeki ölen insanların bedenlerini dahi yedikleri söylenmektedir.

Kudüs

Haçlı Ordusu, Antakya civarındaki ihtiyaçlarını tamamladıktan sonra Lübnan, Batı Suriye ve Filistin topraklarından geçerek 5 Temmuz 1099’da Kudüs şehri surlarının önüne ulaşmıştır. Kudüs şehri, Fatımilerin elindedir ve üst düzeyde korunmuştur. Haçlı Ordusu 5 Temmuz’dan itibaren kalelerin surlarına yaptıkları saldırılarda başarısız olmuşlar ve hep geri püskürtülmüşlerdir. Fakat Haçlı Ordusu’na denizden gelen yardım durumu Haçlıların lehine çevirmiştir. Filistin sahillerine demir atan Cenevizliler gemilerini karaya oturtmuşlardır. Cenevizliler, temin ettikleri tahtalarla surlara yanaşarak büyük kuleler yapmışlardır.

Kalenin kuzeydoğu kapısı önünden şövalyeler ilk defa şehre girmeyi başarmıştır. Daha sonra diğer komutanlar ve askerlerler şehre girmeye başlamışlardır. Bunun üzerine Haçlı komutanları, Fatımî kale komutanına teslim olması halinde kendisinin ve ordusunun şehirden çıkarılacağı sözünü vermiştir. Bunun sonucunda Haçlı Ordusu,  kaleyi teslim almıştır.Böylece Kudüs resmen Haçlıların eline geçmiştir. Haçlı Ordusu kaledeki Müslüman ve Yahudilere büyük kıyım ve katliamlarda bulunmuşlardır. Mabetlere sığınan kadın ve çocukları dahi kılıçtan geçirmişler, şehrin sokakları kan ve cesetle dolmuştur. Kudüs alındıktan sonra işgal edilen diğer toprakların da yönetilebilmesi için Haçlı Ordusu’nun soylu komutanları Kutsal Kabir Kilisesi’nde  birleşerek bir “Kudüs Krallığı” kurmuşlardır. Haçlılar daha sonra serbest bıraktıkları Fatımî Ordusu’na savaş açmıştır. Aşkalon Muharebesi adı verilen bu savaşta Haçlı Ordusu Fatımî Ordusu’nu kötü bir yenilgiye uğratmış, Kudüs’ü artık tamamen kontrol altına almışlardır.

 Haçlılara Karşı Unutulmaz Zaferler

1099’da yapılan Haçlı Seferleri’nin başarıyla sonuçlanmasıyla  ülkelerine geri dönen şöovalyeler doğunun zenginliklerinden büyük bir abartıyla bahsetmişlerdir. Bundan sonra Papa 2. Paschalis’in tekrar Haçlı Seferi çağrısı yapması üzerine kısa sürede üç büyük ordu oluşturulmuştur. Birinci ordu Lombardlar, Fransızlar ve Almanlardan, ikinci ordu Fransızlardan ve üçüncü ordu ise Almanlardan oluşmuştur. Birinci grupta bulunan ordu 20.000 kişi ile Ankara dolaylarına saldırmış ve Merzifon’da Danişment Gazi ile 1. Kılıçarslan birliklerinden oluşan orduyla meydan muharebesine girmiştir. Büyük bir hezimete uğrayan bu birinci Haçlı grubunun çocukları ve kadınları Türklere esir düşmüştür.

Kaynak: SomuncuBaba Dergisi – Rasul Kesenceli

İsmail Hakkı Çetin on Emailİsmail Hakkı Çetin on Facebookİsmail Hakkı Çetin on Instagramİsmail Hakkı Çetin on Twitter
İsmail Hakkı Çetin
İlahiyatçı / Araştırmacı / Yazar at Seferi Dergisi
1993 Malatya Darende doğumluyum. Eğitimime Darende de devam ederek 2011 yılında Hulusi Efendi Kuran Kursu'nda hafızlık eğitimimi tamamladım. Bosna Hersek'te 2 buçuk sene dil ve ilahiyat eğitimi aldım. Boşnakça bilmekteyim ve arapça öğreniyorum. Halen ilahiyat fakültesi öğrencisiyim. Seferi e-dergisi yayın kurulu üyesiyim, naçizane nesir yazılarım burada yayınlanmaktadır. Kırmızı çizgimiz çaydır. Fotoğraf çekmek, futbol, masa tenisi ve yüzmeyi severim. Fanatik sayılabilecek derecede Beşiktaş taraftarıyım.
GençYolcu.com'da bu yazıyı okuyan 30. kişisiniz.

İsmail Hakkı Çetin

1993 Malatya Darende doğumluyum. Eğitimime Darende de devam ederek 2011 yılında Hulusi Efendi Kuran Kursu'nda hafızlık eğitimimi tamamladım. Bosna Hersek'te 2 buçuk sene dil ve ilahiyat eğitimi aldım. Boşnakça bilmekteyim ve arapça öğreniyorum. Halen ilahiyat fakültesi öğrencisiyim. Seferi e-dergisi yayın kurulu üyesiyim, naçizane nesir yazılarım burada yayınlanmaktadır. Kırmızı çizgimiz çaydır. Fotoğraf çekmek, futbol, masa tenisi ve yüzmeyi severim. Fanatik sayılabilecek derecede Beşiktaş taraftarıyım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir