Halkın Hocası Olmak..

Halkın Hocası

2005 yılında imam hatip olarak atanmakla, mensubu olmaktan gurur duyduğum, Diyanet teşkilatının bir neferi olmuştum artık. Suyu, tuzu, kabı ve yapacak kişisi hazırdı ama hamur yapmak için ortada un yoktu. İlçeye 40 km uzaklıktaki küçük bir mahalleye imam olmuştum. İnsanları cuma günleri ancak görebiliyordum. Oysa imam hatip lisesinde öğrenci olduğum yıllardaki hayalim şuydu. Cemaati çok olan bir yere imam olacak ve bazı şeyleri başarmaya çalışacaktım. Bu yüzden gerek hafızlığımı ikmal ettiğim esnada gerekse lise yıllarında halk tarafından saygı gören emektar hocalarımızı izleyerek onlardan bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Kısacası kafamda öyle bir hoca modeli oluşturmuştum ki sadece caminin değil halkın hocası olmak istiyordum. Ancak karşılaştığım bu yalnızlık beni üzüyor, insanlara faydalı olamamanın ıstırabını çekiyordum.

Bu sırada askerlik hizmeti için çağırıldım. Acemilik eğitiminden sonra Şırnak 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanlığı’nda vatan görevine başladım. Beni askerî hastaneye görevlendirdiler. Orada iki imam arkadaşla daha tanıştım. Diğer imam arkadaşlarım benden kıdemli idi. Onlara görevimi sorduğumda bana verdikleri cevap bugün gibi hatırımda: “Bu cennet vatan için şehit düşen kardeşlerimize karşı son vazifeyi ifa edecek ve onları al bayrağımıza saracağız.” Bu sözleri duyduğumda tepeden tırnağa ürpermiştim açıkçası. Çünkü sivil görevde iken böyle bir esnada beni kan tutmuş ve bayılmıştım.

Dua etmeye, Allah’tan bana yardımını göndermesini istemeye başlamıştım. Bir yıl boyunca görevde kaldım ve pek çok kardeşimize karşı görevimi ifa ettim. Mevla’nın verdiği metanet ve yaptığım görevin ulviyeti sayesinde hiçbir güçlükle karşılaşmadım.

Her şehidin ardından tümende tören yapılır, törende imam şehit duasını okurdu. Tümendeki rütbeli, rütbesiz tüm askerlerin önünde bir imam olurdu. Bundan dolayı bütün tümen bizi tanırdı. Özellikle mesai saatlerinden sonra bir asker gelir “Hocam sizi falan subay, astsubay veya uzman bekliyor” der; ben de seve seve giderdim. Orada âdeta dinî danışmanlık rehberliği yapıyordum. Her şeye kâdir olan Mevla benim memlekette aradığım halkın hocası rolünü bana ilk olarak Şırnak’ta, Namaz dağıyla Cudi dağının arasında nasip etmişti.

Teskeremi alıp gelince 150 haneli merkezi bir köye tayinim yapıldı. Kafamdaki hoca modeli ve sadece mihrap imamı değil halkın imamı da olma zamanı artık gelmişti. Susamış toprağın suya kavuşması gibi ben de cemaatime kavuşmuştum. Her vakit neredeyse 60-70 kişi geliyordu namaza. Bu beni çok mutlu etmişti. Çünkü her namazda halkla kaynaşıyor onlarla hemhâl oluyordum.

İlköğretim altıncı sınıf öğrencilerinden bir gurup oluşturup namazlardan sonra zaman ayırarak namaz surelerini, namaz kılmayı, müezzinliği, ezan okumayı öğretiyordum. Yaz kursunda aynı öğrencilerden ilahi gurubu oluşturduk. Vakit namazlarında ramazanda müezzinliğini hep onlar yaptılar. Bu olay bütün köy halkının teveccühünü kazanmamıza vesile oldu. Aynı zamanda diğer çocuklara da model oldu bu. Onların adı halkın yanında “cami bülbülleri” olmuştu. Öğrencilerle futbol, voleybol oynuyor ve sporda kötü söze ve şiddete yer olmadığı anlatılıyordu. Trafik kuralları, okula gidiş gelişlerde dikkat edilecek hususlar anlatıyordum, bazen de yola çıkıp uygulamalar yapıyorduk. Böylece hem çocuklara örnek olunuyor hem de gönüller fethediliyordu.

Yaz kursunda 35-40 tane öğrencim vardı hepsiyle tek tek ilgilenmiş ve hepsine Kur’an okumayı öğretmiştim. Onlarla yerine göre abi kardeş oluyorduk. Kurs sonunda camide yaptığımız programda cami tıklım tıklım dolmuştu. Programın sonunda cemaatimin, “Hocam lütfen hiçbir şey deme kış yakacağın bizden” demeleri memnuniyet ifadesiydi. Çocukların gerek okul bahçesinde gerek köy içinde etrafımı sarıp hoş muhabbetleri ve hâl hatır sormaları ve karşılıklı dualaşmalarımız imrenilecek bir hâl almıştı. Şükürler olsun ki bu durum hâlâ devam ediyor ve öğrencilerim yaz kursunu iple çektiklerini söylüyorlar.

Düşünüyorum da halkın hocası olmak, herkes tarafından kabul görmek, Hz. Peygamber Efendimize vâris olmaya, hatta ayağının tozunun tozu olmaya çalışmak ne kadar güzel bir duygu. Anacığımın, “Oğlum bu köy halkı senin üzerine toz kondurmuyor ama sakın ha bu seni şımartmasın!” demesi kulaklarımda çınlıyor her zaman. Allah tüm din gönüllülerimize yardım etsin ve her birimizi görevlerimizde muvaffak kılsın…

Kaynak:Diyanet Aylık Dergisi (2016 Ocak,301 Sayı) -Sefer AslanSamsun/Havza-İmam Hatip

Resim:www.dimiajans.com

Hulusi GÜMÜŞSAY
Okunma: 152

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir