Yazı tahtası yaptım aklımı

Yazı tahtası yaptım aklıma. Sensiz de yazıyor kalem, sen sanma ki tek sana döner dünya. Sen sanma ki geriye kalmaz yaşam senden sonra. . Elime değmez ya yaşam bir yerlere bulaştıktan sonra. Korkmuyorum arkada kalan zamandan ve önüme geçecek hayattan. Hayat ne kadar kısa olursa zaman ne kadar hızla geçerse benden yana umursamıyorum artık bilesin. Senin gidişine de aldırmayacağımı bilesin. Her ne kadar benden aldıklarını senden istesem de.

Koşuyorum önüme bakmadan sadece arkamdakileri toplayarak… Elime topluyorum ayaklarıma takılan gerçekleri.  Tutuyorum sıkıca bana kalan, elimde kalan güzel hatıraları. Elimden kaçıyor hatıralar birer. Sevgili gitme bırakma elimi diyorum gözlerine bakınca. Ama olmuyor ne dersem diyeyim senin nazarında hükümsüz kalıyor tüm sözlerim her ne hikmetse. Sana dair değil sana ait de değil söylenmiş güzel cümleler de gidiyor peşine takıla taıkla.

Ben de saklıyorum kalbimde güzel olan her yanı. Belki de artık hak etmediğine inanıyorum. Çok zorluyorum kendimi sana karşı kötü olmaya ama olamıyorum her çabaya rağmen.

Ama insan çok kolay alışıyor sevgili kendinden  ve sevdiklerinden vazgeçmeye. Senin beni yok saydığın her yerde yok sayarım bilesin…

Aman yazmayacağım artık aşka dair cümleler. Kapansın yaralar açılmasın yara üzerindeki kabuklar başka bişey diyemiyorum.

Bu yazımızı okuyan 580. takipçimizsiniz.

kerime küçük

Hayat hikâyem… Ben Konya’nın Beyşehir ilçesinin küçük bir kasabasında doğdum. Yedi kardeşten beşincisiyim ve ilme âşık tek çocuğum ailemde. Daha çocukluğumda bir tercih yapmak zorunda kaldım ya ilim ya ailem adına… Benim tercihim ilim adına oldu. Şimdi bazen pişman da olmuyor değilim bildiklerimden bir şeyler yapamadığım hayatıma uygulayamadığım, bilinenle yapılan arasında uçurumlar oluşmaya başladığı zaman, küçücük kasabamda hiçbir şeyden habersiz yaşamak acaba daha mı akıllıca bir iş olurdu diye düşündüğüm zamanlar da olmuyor değil… Bazen hasretlik de çok koyuyor… Bir garip gurbetlik yıllarca çektiğim yurt köşelerinde anamın dizinin dibinden uzak geçirilmiş ondört yıl… İşte bir garip gurbetlik… İlkokulu başarıyla bitirdim… Daha ilkokula gitmeden öğretmencilik oyunu oynadım okul bahçesinde… Daha çocukken hayran oldum bu mesleğe ve daha çocukken başladım kitap okumaya… Sınıfımın kitaplığında okumadığım kitap kalmamıştı ilkokul yıllarımda… Kemalettin Tuğcu en çok okuduğum yazardı bir de… Ve ilk defa Çalıkuşu’nu ilkokul 4 e giderken okumuştum sanırım… İlkokul dörtte babamızın kanserden vefatı üzerine anacağım benim hep doktor olmamı istedi… Babamın kanser olduğunu bile bile ameliyat eden doktorlara inat… Hastane köşelerinde yardıma muhtaç insanlara, bir gülümsemeye hasret kalanlara faydam olur düşüncesiyle hayallerinde kızı kerimesi doktor olmalıydı… Ama olmadı isyan bayraklarımı ilk defa evden ayrılmakla çekmiştim zaten… İkinci isyan bayrağımı ise orta 2 de verdiğim bir kararla ilahiyat okuma kararıyla çektim ve ben anamın hayallerine umuduna inat doktor olmadım olamadım… Ben ilahiyat hayranıydım… Gönül doktoru olmalıydım… Kalplere şifa olmalıydım. İnsan bedenen bir defa ölürdü ama ruhen imanen öldüğü zaman o ölünün hali bin beterdi…Ben kalp hastalarına deva olacaktım ben ilahiyatlı olacaktım…. Ve yıllar süren gurbetlik ve Marmara ilahiyat… Yeniden doğuş bir garip yaşam… Ölümle burun buruna geçirilen 2 yıl ve Rabbimin dünyadan nasibimi kesmediğini öğreniş ve sonrada yeniden sarılmak bir şeylere… Ve mezuniyet…

One thought on “Yazı tahtası yaptım aklımı

  • 29 Kasım 2010 tarihinde, saat 20:28
    Permalink

    asıl olay yazıların bittiği zamandan sonraki başlıyan süreçtir, güzel bir yazı her zamanki gibi, istanbul ve hayat yazınızda son bir aydır en çok okunan yazılar arasında, başarlar….

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir