Yamaç Paraşütü

Yamaç paraşütünün anlamı, keyfi ve kolaylığı üzerine bir güzelleme… Çocukluğumdan arta kalan zengin mirasın en değerlisi sanırım annemin hemen her gece yatmadan önce kulaklarıma fısıldadığı dilek: “Umarım rüyanda kuş gibi uçarsın.” Belki de bu nedenledir; büyüdüğünde ne olacaksın sorusuna her zaman “pilot” cevabını verirdim. Bu hevesimi gerçekleştirmenin ilk adımlardan biri olan yamaç paraşütü konusunda yıllar boyu yaptığım araştırmalar sonucunda Eskişehir, Bolu ve Adapazarı’nın dışında bu işin en iyi Fethiye Ölüdeniz’de yapıldığını öğrenmiştim.  Gönüllüsü olduğum bir dernekteki çalışma arkadaşımın Ölüdeniz’de eski bir yamaç paraşütü pilotu olduğunu öğrendiğim an kalbimin nasıl çarptığını hâlâ unutamıyorum. Kendisi bana bu işe başlamak için doğru yer ve kişiyi tavsiye etti.

O günden bugüne üç yıl kadar zaman geçti. Her bahar ve sonbaharda yamaç paraşütü öğrenmek için yol hazırlıkları yapıldı ama vuslat her zaman başka bahara kalıyordu. Hayat denilen o nehirde sürüklendikçe, uçma hayalleri de ertelenip gidiyordu.

Sonunda bir gün, zaman ve iş kıskacından kurtulabildiğim boş bir anda yamaç paraşütü eğitmenine telefon açtım. Her zamanki gibi “Ne bekliyorsun! çok çabuk gel! Uçma zamanı!” dedi. Hayallerimi çantama doldurup motosikletime atladım ve bir akşam üzeri Ölüdeniz’e ulaştım. Çok düzenli bu yerleşkenin sokaklarında yamaç paraşütü eğitim okulunu ararken, kafamın üzerinden geçen paraşütleri izlemenin nefesimi nasıl kestiğini anlatamam.

Kısa bir zaman sonra onlar gibi gökyüzünde süzüleceğimi düşünerek eğitim okuluna ulaştım. Eğitmenle ilk defa karşı karşıya geldiğim, ayaküstü on dakikada toplam eğitim programını aldığım, iyi bir eğitmenin gözetiminde bir insanın üç günde kendi başına uçabilecek hâle gelebileceğini ve yarın sabah ilk defa sırtıma paraşüt alacağımı öğrendiğim o anlar sanki bitmesini hiç istemediğim bir rüyanın parçaları gibiydi.

İLK EĞİTİM
Ertesi gün Ölüdeniz’in sıcağında sırtımda eski model harnes ve kontrolü zor olan ideal eğitim paraşütü ile sahilde yaptığım koşuşturmalar, anne kuşların yavrularına yaptırdığı uçuş talimlerini andırıyordu. Çünkü uçmak isteyen bir insanın yapması gereken ilk şey, sahilde kumların üzerinde sırtında paraşütle defalarca koşmasıydı.

Sahilde geçen çok zevkli ve bir o kadar yorucu üç günün ardından, ilk uçuşumuzu yapacağımız Perşembe gününün hava durumunu takip ederken, elimden her şeyin yolunda gitmesini dilemekten başka bir şey gelmiyordu.  Hava durumu çok önemliydi, çünkü yamaç paraşütü kurallara ve hava durumuna tam uyulduğunda neredeyse yüzde yüz güvenli bir spordu.  Talimatlar kesin ve netti, yağmur yağarsa veya rüzgâr uygun olmazsa uçuş olmayacaktı. Neyse ki her şey yolunda gitti.

Perşembe sabahı ders arkadaşım Remko ile arabaya bindik. Bitmek bilmeyen bir 20 dakikanın ardından eğitim için kullanılan 100 metre yüksekliğindeki Karaçulha pistine geldik. Harnes ve kanatları sırtımıza alıp yamaca tırmandık. Eğitimlerde öğrendiğimiz biçimde kanatlarımızı yere serdik. Harnesleri kuşandık. Uçuş takımlarımız ve telsizlerimiz eğitmenimiz tarafından dikkatli bir şekilde kontrol edildi. Sonra pozisyonumu aldım, rüzgarı hissettim ve…

Ağlamakla bağırmak arasında gidip gelirken telsizden eğitmenimin sesini duydum: “Yavru kuş uçtu.” Havadaydım. Yer ayaklarımın altından uzaklaşırken eğitmeninim komutları kulağıma sanki çağlar ötesinden geliyordu; Sağ fren, sol fren, düz git. Tam fren…

Uçarken dikkat etmem gereken ana kurallar olan; kolonların konumları, fren iplerinin ve kulakların durumu, yere ve tepeye olan uzaklığım, iniş alanına yaklaşım açım gibi bilgiler beynimde işlenirken aklımdan geçen tek şey, bir sonraki uçuşumun ne zaman olacağıydı. Ayaklarım yere bastıktan sonra uçmadan geçirdiğim yıllar için hayıflanırken bir sonraki uçuşa hazırlanmak için eğitmenin öğrettiği gibi paraşütümü katlamaya koyuldum.

ÇAY BAHÇESİNE İNİŞ
100 metrelik tepeden yapılan ve rüya gibi geçen eğitim uçuşları ile dolu üç günün ardından son gün ve son uçuşum için Ölüdeniz sırtlarındaki 300 metrelik yüksek irtifa pistine çıktım. Akdeniz’in turkuaz rengi sularını, Ölüdeniz’in altın kumsallarını izlemek umarım dünyadaki her insana kısmet olur.

Paraşütümü yere serdim. Harnesi kuşandım. Eğitmenimden rota komutlarını doğru şekilde aldım. Ama içimdeki bitmek bilmez uçma arzusu beni havada biraz daha fazla kalmaya itti. Hal böyle olunca rotayı şaşırıp inmem gereken yerin 100 metre gerisinde sahildeki çay bahçesine inişim kesinleştiğinde gülmekten kendimi alamadım.

Plaj şemsiyelerinden birkaçını devirip bir pufun üzerine inişimin ardından o kadar rahatlamıştım ki göklerden gelen bu davetsiz misafire şaşkınlıkla bakan yanımdaki garsona “İki demli çay verir misin” deyiverdim. “Diğer çay kimin için” sorusuna verdiğim cevabın ardından garsonun şaşkın bakışları görülmeye değerdi: “Hocam yukarıda. Ders bitti, şimdi gelecek ve birlikte çay içeceğiz.”

Kaynak: skylife

gencyolcular on Emailgencyolcular on Facebookgencyolcular on Googlegencyolcular on Instagramgencyolcular on Twittergencyolcular on Youtube
gencyolcular
Blogger, Sosyal Medya Uzmanı at Genç Yolcu
Genç Yolcu 2005 yılında #BirlikteKeşfedelim sloganıyla Gezi • Kültür • Sanat alanında yayın hayatına başlamıştır. İletişim: bilgi@gencyolcu.com
Okunma: 127

gencyolcular

Genç Yolcu 2005 yılında #BirlikteKeşfedelim sloganıyla Gezi • Kültür • Sanat alanında yayın hayatına başlamıştır. İletişim: bilgi@gencyolcu.com

Yamaç Paraşütü” için bir yorum

  • 17 Eylül 2009 tarihinde, saat 14:27
    Permalink

    Bilirim nasılda güzel bir duygudur uçmak.İnsanın, hele benim gibi havacılık tutkunu gençlerin bu yazıyı okuyunca olduğu yerden kanatlanıp uçası geliyor.Teşekkür ederiz…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir