Tohma Rafting

Arkadaşlar sizlerle Türkye Çocuk Dergisinin Rafting haberini paylaşmak istedim.Muammer ERKUL yazıyor: Gürün’ün kuzeybatısında doğan Tohma suyu yine Sivas topraklarından çıkan Ayvalıtohma ile birleşip doğuya yönelir ve Malatya ile Elazığ’ı birbirinden ayıran (Fırat üzerindeki) Karakaya Baraj Gölü’ne dökülür. Tohma ile yolumuz Darende’de buluştu; odunu kesen bir testere gibi¸ suyun dağları kestiği kanyonların dibinde! Her yanımız dimdikti ve hatta bir duvar gibi dümdüz yükselen kaya… Gök tam tepemizdeydi ve altımızda Tohma’nın suyu… Bazen kanal gibi iki yanı düz bir yatakta akan… Bazen de sanki üzerinden atlanacak kadar yakın iki kayanın arasına sıkışırken¸ çılgın bir hıza ve kim bilir ne kadar derinliğe ulaşan… Bazen de onlarca metre yayılıp¸ sükûnet içinde süzülen Tohma… Kıyının durumuna göre yapılmış köprülerden bir o yana bir bu yana geçtik. Uzaklara akması istenen suyu yükseltmek için yapılmış çarkların/sudolaplarının ötesindeki geniş bahçeye vardık. Burada içecek olarak şalgam suyu ile çay ve yiyecek olarak da sadece salata ile balık vardı. Ama ne balık! Elbette usta ve malzeme önemli ama lezzetin asıl püf noktası; bu balıkların 12 ayda büyütülüyor olmasıymış. Hâlbuki satılan/alınan alabalıkları hızlı bir şekilde 6 ayda büyütüyorlarmış. Bunların anlatan¸ bahçenin sahibi Celalettin Ateş gördüğümüz çarkları kendi eliyle yapmış. Dalgıçlığa meraklı ve burada rafting yapma fikri de onun… Zaten bir gün sonra da yine onun botunda kürek çektik suyun üstünde… Fakat ha deyince olmuyor bu iş; bir şeylerin birbirine uyması lazım. Ancak günün belli saatlerinde ve belli bir ekiple geçmek mümkün kanyonları¸ vadileri¸ ırmakla birlikte… Sadece bunun için bir gece ve bir gün daha kaldım Malatya topraklarında¸ ama değdi!.. *#* Üzerinde boydan boya “Hiç RaftingYaptınız mı” diye soran minibüse; “ı ıh¸yapmadım” diye kafa sallamıştım¸ gittiğim ilk gün¸ üzgün üzgün bakan bir oğlan çocuğu gibi… Sonraki günün ikinci yarısında iki kişi eksik olarak bindik bota. Çünkü Celalettin beyin bir işi çıkmış¸ rehber İbrahim Aydın da bizi suya salıp kendisi bin-memişti. Çünkü dengenin sağlanması lazımmış¸ yani herkesin karşılığı olmalıymış. Botta 6 kişiydik. Enes Aydın (mavi kasklı olan¸ rehber)¸ Fatih Yılmaz (öğrenci)¸ Hamit Aydın (öğrenci)¸ Hasan İnce (mühendis)¸ Hulusi Erdemir (mühendis) ve önde oturan diğer mavi kasklı kişi ise Seyyahıfakir Muammer Çelebi¸ bendeniz… Minibüsün arka bölmesinde soyunduk; şortlarımızı ve lastik ayakkabılardan (plastik çorap gibi bir şey) ayaklarımıza giydik. Sonra birer can yeleği alıp dışarı çıktık. Her işin bir acemiliği olsa da kayışları kilitlemeyi çabuk başardık. Enes bana da kendisi gibi bir mavi kask çıkardı. Hamit ise çene altı kayışımı takmama yardım etti. Aslında Hamit önceki gün bir kaza geçirmiş; suda giderken geri bakmış fakat tam önüne döndüğü an yüzünde bulduğu dal parçası gözkapağını yırtmıştı… İşin en zor kısmının nehir üzerinde kürek çekmek olduğunu sanırdım ama değilmiş. Rafting botunu minibüsün sırtından indirmek ve bir süre kafalar üzerinde taşımak daha zordu… Kaldırsan kolların¸ kaldırmasan boynun dayanmıyor bu ağırlığa¸ içi hava dolu olmasına rağmen oldukça ağır olan bot umduğumdan çok daha büyüktü. Nihayet suya kavuşacağımız noktaya geldik. İçimizde gizli bir heyecan; çünkü bilemiyorum başımıza ne geleceğini. Boğaziçi’ndeki kayıklarda kürek çekmişliğimiz çoktur ama nehirlerin huyu tamamen farklı denizlerden… Irmaktayız… Henüz binmeden¸ suyun içinde¸ en arkadan botu tutan Enes¸ avazı çıktığı kadar da bağırıyordu; -Herkes elindeki küreği sıkıca tutsun… Hepiniz kulağınızı bana verin ve sesimi iyi dinleyin… “İleri” diye bağırdığım zaman küreği suya batırıp arkaya doğru çekeceksiniz; “geri” diye bağırdığım zamansa tam tersi¸ suyu öne doğru iteceksiniz… Anlaşıldı mııı? -Anladııık¸ diye bağırdığımız an suda kaymaya başladığımızı; bize doğru uzanmış ağaçlarla biraz daha geriden gökyüzüne kadar yükselen duvarların hızla arkamızda kalmaya başladığını fark ettik. Ama etrafı seyredecek halimiz hiç yoktu… -İleriii¸ diye bağırdı Enes¸ suya batırdığımız küreklerimizi geri doğru asıldık. Hemen ardından seslendi; -Sol ileri¸ sol ileriii!.. Ben de solda oturduğum için suyu kürekle öne doğru bastırdım ve sağa doğru meylettik… Fakat bunlar o kadar hızlı oluyordu ki; hiç kimse başka şey düşünemiyor hatta vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorduk. Ayaklarımızın su içinde olduğunu bile sonradan fark ettim… Dağların dibindeki yolculuğumuz boyunca tek aksilik; görünmez kayalardan birinin üstüne oturup kalmamız oldu¸ ama Enes suya atlayıp botu kurtardı… Sonunda baktım ki köprülerden ilki göründü ve üzerinde ibrahim Alaaddin Ateş var. “iyi koşarım” dediği için fotoğraf makinem onda… Zaten bota makine almak¸ alsan da ıslatmamak mümkün değil… Bu sırada gözümün ucuyla Alaaddin’in kenarda koştuğunu¸ sonra yeni bir açı bulup deklanşöre bastığını ve tekrar koştuğunu görüyorum… Sağımızda kalan Somuncu Baba Camii hizasında düzleniyor su. Yolculuğun sonuna yaklaşıyoruz. Kürekleri itip yavaşlıyoruz… Karşımızda Zengibar Kalesi’nin kayalıkları yükseliyor… Kenara yaklaşıyoruz. Kürekleri kaldırıp gülümseyen pozlar vermeye… Ve sonra da suda ceylan gibi hızlı gittiği halde¸ şimdi sanki bir eşek ölüsü gibi ağırlaşan şu botu yukarı çekmeye çalışıyoruz. Bu kısım hepsinden daha zormuş!.. Son poz ise minibüsün içinde… Çünkü biliyoruz ki; iyi bir macera yaşadık… Hatırlıyoruz ki; bu memleketin her karışı çok güzel… Ve bu toprakları özellikle seçip¸ yine bu topraklar için büyük mücadeleler vererek vatan yapan yurt eden¸ sonra da bizlere bırakan atalarımızı minnetle anıyoruz… Tohma vadisinde tanışıp yine orada vedalaştığım şu üç dost ismi her zaman minnetle hatırlayacağım: Somuncu Baba Camii müezzini MusaTektaş… Kanyon Balık Sofrası sahibi ve dalgıç Celalettin Ateş… Darende Kaymakamlığı’nda görev yapan ama gayet ciddi bir yazı ve fotoğraf kabiliyetine de sahip olan İbrahim Alaattin Ateş.

gencyolcular

Genç Yolcu 2005 yılında #BirlikteKeşfedelim sloganıyla Gezi • Kültür • Sanat alanında yayın hayatına başlamıştır. İletişim: bilgi@gencyolcu.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir