Nasreddin Hoca’nın mesajı: Geçmiş hiç de geçmiş değildir

 Nasreddin HocaOrta Çağ (13. yüzyıl veya 14. yüzyıl civarı) döneminde Akşehir ve Konya‘da, Selçuklu veya Osmanlı Devleti egemenliği altında var olduğuna inanılan bir Türk figürüdür. Nasreddin Hoca komik hikayeleri ve fıkralarıyla hatırlananan aynı zamanda popülist bir filozof olan bilgeydi. Yazıya geçirilmiş ilk Nasrettin Hoca hikâyesi 1480 tarihli Sarı Saltuk‘un hayatını anlatan Ebu’l Hayr Rumi’nin Saltuknamesi‘de bulunmaktadır. Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan’ın şehzadeliği esnasında verdiği talimat üzerine Ebül hayr Rumi tarafından Saltukname yedi senelik bir çalışma sonucunda Türk sözlü geleneğinden toplanarak 1480 yılında tamamlanmış ve kitaplaştırılmıştır. Abdullah Efendi´de başlamış ve tahsilinin sonunda babasının yerine köyünde imamlık yılında vefat ettiği şeklindeki rivayet göz önüne alınırsa, onun, Selçuklular devrinde yaşadığını ve Timur Han ile görüşmediğini dikkate almak gerekir.

İnsan geçmişiyle dört türlü oyun oynar. Oyunu ya kaybeder ya kazanır:

1.Göle maya çalar. Mayalayacağı tek zaman “şimdi”yken geçmişi idealleştirir, şimdinin emeğini geçmişe harcar. “Ah neydi o günler?” diye sadece geçmişini güzel görüyorsa, “bugün”ü güzelleştirecek bir katkısı olmaz. Gelecekte “Ah neydi o günler!” diye iç geçiremeyeceği bir bugün yaşar.

2. Eşeğe ters biner. Ne zaman iyi bir karar alıp geleceğini düzeltmek istese, geçmişi ayağına dolanır. Yeni bir başlangıç yapmaktan vazgeçer. Geçmişe arkasını dönerse, gelecekle yüzleşirse, geçmişten etkilenmeyen, geçmişi gibi olmayan bir gelecek inşa eder.

3. Ahırda kaybettiği iğneyi avluda arar. Geçmişte yaşadıklarını şimdi farkına varmadan bilinçaltıyla yeniden yaşamaya kalkar. Çocukluğunun sahnelerini yeni sahnelerde yeni oyuncularla yeniden oynar. Ya geçmişte kurtaramadığı birini yeniden kurtarmak için kurtarılacak yeni bir kurban bulur. Ya da geçmişte kendisini kurtarmasını beklediği birinin yerine yeni bir kurtarıcı bulur. Aradığı aslında geçmişte kalmıştır, kendisi de pekâlâ bilir ki bulamaz aradığını. Ama arıyor, arıyor, arıyor, sadece arıyor.

4. Bindiği dalı keser. İnsan en çok da hatalarıyla öğrenir. Hatasını hata bilerek, o hatayı hiç yapmamış olanlardan daha rahat direnir o hataya. Yapılmış her hata, bir hata daha yapmamak için ders alma fırsatıdır. Hata bindiği daldır insan için; dalı neresinden kestiğine bağlı olarak düşer ya da düşmez. “Ben nasıl hata yapabilirim?” diye ümitsizliğe düşerse, “böyle gelmiş böyle gider” tavrıyla yeni hatalar yapar, düşer. “Bu da hata mı ki?” diye bencillik ederse, hatadan alacağı dersi kaçırır, yine hataya düşer. Geçmişte yaptığı hatalar yeniden hata yapmama fırsatıyken, “keşke”lere sarılıp yine hataya düşer.

SENAİ DEMİRCİ

Bu yazımızı okuyan 1.025. takipçimizsiniz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir