Klasik Türk Müziği

Yavaş, Heyecansız, Sıkıcı, Yaşlı Bir Müzik Hayal Edin. Telaffuz Ettiği Kelimelerin Anlaşılmadığı Kalabalık Bir Koro Ve Uykunuzu Getiren, Nostaljik Bir Müzik. Ama Bizim Bahsedeceğimiz Müzik, Bu Değil. Klasik Türk Müziği Parlak, İfadeli, Heyecanlı, Duygu Yüklü Ve Diri Bir Müzik.

Yaygın ama yanlış olarak “Türk Sanat Müziği” diye tanınan klasik müziğimiz, muhteşem bir medeniyetin ulvî müziğidir. Onu “Klasik Türk Müziği” veya “Osmanlı Müziği” diye adlandırmak daha doğru olur. İslâm medeniyeti ve sanatları mükemmellik ve zarafetin zirvesine Osmanlı başkentinde çıktığından, klasik Türk müziğinden “İstanbul mûsikîsi” diye bahsetmeyi tercih edenler bile vardır. Ancak bu müzik ne sadece İstanbul’a ne de saraya özgüdür. Meşhur Dede Efendi bir hamam işletmecisinin oğluydu, Kömürcüzâde Hafız Mehmed Efendi ve Basmacı Abdi Efendi ise esnaftan kimselerdi. Edirneli Zurnazen Ahmed Çelebi, Lavtacı Hristo Ağa, Diyarbekirli Mahmud Ağa gibi isimler bu müziğe katkıda bulunanların çeşitliği ve zenginliğini anlatıyor.
Osmanlı sanatı, Batılıların “sublime art” dedikleri ulvî bir güzelliğin peşindeydi. Mimarîsi, hattı, tezhibi ve şiiri gibi Osmanlı müziği de soyut güzelliğin peşinde, insan ruhunu kanatlandıran, adeta bu dünyanın ve zamanın ötesinden bize seslenen bir müzik.

MUSİKİ BİR EDEP YOLUDUR
Klasik Türk müziği, uyku getiren ruhsuz ve donuk bir müzik olmadığı gibi bir eğlence müziği de değildir. Eskiler bu sanatı “ilm-i şerîf-i mûsikî”, yani şerefli müzik bilimi diye adlandırmışlar. Yüksek bir duyuşun ifadesi olarak mûsikîyi, bir edep yolu olarak kabul etmişler.

MûSİKî OSMANLI’NIN MEYVESİDİR
Osmanlı mûsikîsi, Osmanlı medeniyet tablosunun ayrılmaz bir parçası, onun pek kıymetli bir meyvesidir. Şarkısıyla, türküsüyle, mehteriyle, âyiniyle, ilâhisiyle, ninnisiyle klasik Türk müziği bir medeniyet müziğidir. Medeniyet olmak iddiası, kendi düşüncesine sahip olmaktan geçer. Bu düşüncenin temelinde ise Tanrı’nın birliği esası var. Birliği yücelten, çoklar içinde birliği idrak ve terennüm eden bir temel üzerine bina edilmiş özgün bir sestir bu. Mehteri “düşmana karşı” olan küçük savaşta, âyin ve ilâhîleri ise “benliğe karşı” olan büyük savaşta kullanan bir inanç ve aşk müziğidir.

BATI MÜZİĞİNDEN FARKLARI
Bu müziğin kendine has karakteri ve özelliklerinden bahsedelim kısaca… Türk müziğinin ses sistemi, Batı müziğinden oldukça farklıdır. Batı müziğinde bir tam sesin arası ikiye bölünüp yarım sesler elde edilir, piyanodaki iki beyaz tuşun ortasındaki siyah tuş işte bu yarım sestir. Klasik Türk müziğinde ise bu bir tam ses ikiye değil, ağırlıklı kabule göre 9 aralığa bölünür. Batı sisteminde bir oktavda 12 ses, Türk müziğinde ise 43 perde vardır. Yani Türk müziği için bir piyano yapılacak olsa, iki beyaz tuş arasında en az sekiz siyah tuş bulunması gerekir. Batı müziğinde olmayan bu “ara” sesler bu müziğin aslî karakterini oluşturur, bu sebeple Türk müziğinin Batı enstrümanlarıyla çalınamayacağını da belirtmek gerekir.

TÜRK SANAT MÜZİĞİ – TÜRK HALK MÜZİĞİ AYRIMI
Türk halk müziği ile klasik müziği birbirinin içinden çıkmış, birbirlerini daima etkilemiştir. Aynı müzik kültürünün farklı mecralarda icra edilen ürünleridir. Bu iki müzik aynı ses sistemine ve hemen hemen aynı makam, usûl ve form yapısına sahiptir. Türk sanat müziği – Türk halk müziği ayrımı Osmanlı zamanında hiç olmamıştı; Tanzimat sonrası ortaya çıkan Alaturka-Alafranga, teksesli-çoksesli çekişmeleri gibi bu terminoloji de Doğu-Batı kültür zıtlığının bir sembolü olarak üretilmişti.

MAKAM VE USÛL NEDİR?
Teknik tanımına girmeden diyebiliriz ki makamı en güzel anlatan ifade, onu bir tada benzetmek olur. Belli ses aralıkları ve belli melodik seyirlerin oluşturduğu bir tat var ve bu tada makam demek mümkün. Her biri farklı duyguları barındıran makamlar -bestekârı sınırlayan birer kalıp değil, belli bir ortak lezzetin hissedilmesine imkan verişleriyle- bu müziğin belki en karakteristik özelliğidir. Türk müziğinde 587 farklı makam var. Usûle gelirsek; çeşitli vuruşlar ve zamanlardan oluşan ritim kalıplarına verilen isimdir ve Türk müziğinde 80 farklı usûl bulunur.

TÜRK MÜZİĞİ TEKSESLİ Mİ?
Kilise müziği, ilâhîleri herkesin bir arada söyleyebilmesi için farklı ses aralıklarına göre düzenleyip buna özgü bir teknik geliştirmişti. Kilise müziğinden doğan klasik Batı müziği, insan sesleri gibi müzik aletlerinin de farklı melodiler çaldığı ve bunların bir arada üst üste binerek bütünleştiği muhteşem bir müzik ortaya koydu. Bu müzik yapısal olarak basit melodilerin aynı anda çalınmasıyla ortaya çıkan dikey bir gelişim gösteriyordu, tıpkı katedral mimarîsi gibi.
Klasik Türk müziği zengin melodik yapının ve çeşitliliğin ön plana çıktığı, diğer tüm Doğu müzikleri gibi armoni ve polifoni kullanmayan bir sanat abidesidir. “Tek sesli” tanımının verdiği eksiklik ve fakirlik çıkarımının bir kenara bırakılıp bu muhteşem medeniyetin kendine özgü zenginliklerini keşfetme vakti çoktan geldi.
Türk müziği ordu ve tekke haricinde topluca icra edilen bir müzik olmamıştır. Dev korolarla değil, her sazdan birer adet bulunan küçük gruplarla oda müziği hacminde icra edilen bir müziktir.

TÜRK MÜZİĞİNİ ZENGİNLEŞTİRENLER
Saray; Türklerde çok eski bir geleneği devam ettirerek bu müziğin en ileri gelenlerini de hat ve şiirde olduğu gibi toplamış ve desteklemiştir. Himaye edilen bu sanatkârlar arasında ırk, dil, din, mezhep vs. gözetilmemiş, sanatta liyakât ön planda tutulmuş ve bu sayede azınlık veya yabancı asıllı sanatkârlar müziğe büyük katkıda bulunmuşlardır. İslam kültür dairesine bağlı toplumlar birbirlerinden söz alıp vermişler, saz alıp vermişler, kız alıp vermişlerdir.
III. Selim, padişahlığı bir tarafa bestekârlığı, tanburiliği ve neyzenliği ile çok büyük bir müzik adamıdır. Onun devrinde sarayda birçok usta tanburi bulunuyordu ama onun tanbur hocası, Musevî bir bestekâr olan Tanburi İsak Fresco Romano idi. Yine III. Selim’in “bize özgü” bir nota yazım yöntemi bulunması için açtığı yarışmayı Ermeni tebaasından Hamparsum Limonciyan kazanmıştı. Hâlbuki onunla -padişahın kendisi gibi Mevlevî olan- Nâsır Abdülbâki Dede rekabet ediyordu.

Bizim müziğimiz bir medeniyet müziğidir. Tevhid temelinde sesler alarak ve sesler vererek kendi özgün sesimizi oluşturduk. Medeniyetimizin huzur, edep ve aşk medeniyeti olması gibi müziğimiz de huzur, edep ve aşk müziğidir. SAVAŞ BARKÇIN

Bir müziği kıymetli kılan; onun taşıyıp aktardığı duygular, düşünceler, anlayışlar ve yaklaşımlar ile anlatım ve aktarım biçimleridir. Klasik Türk müziği, yüksek duygu ve düşünceleri kâmil bir anlayış ve yaklaşımla ve ince bir estetikle aktarır. Bu müzik kâmil bir müziktir; bütünüyle tasavvufîdir, konusu “aşk”dır. TİMUÇİN ÇEVİKOĞLU

ITRÎ
Dünya Itrî’yi Mevlevî ayini başlangıcında okunan ve sözleri büyük mutasavvıf Mevlânâ’ya ait olan Nât-ı Şerîf’le tanırken;  “segâh tekbir” ve “segâh salât” da İslam medeniyetinin ortak kültür kodlarını bugünkü nesillere mûsikî aracılığıyla taşıyan ender eserlerdendir.

Mûsikîmiz, medeniyet çınarımızın asırlık dallarından biri. Mûsikîmizi daha iyi anlamak ve heybetini idrak etmek için onu kültürümüzü oluşturan diğer pek çok unsurla birlikte anmak gerekir. Sadece müziğimiz değil, medeniyetimizin tüm unsurları bizim Hakk’a yakın olmamız için aracı kıldığımız gayret örnekleri. Geçmişin heybetini yere düşürmeden geleceğe taşımak, yarınlar için en büyük icraatımız olacak. MURAT SALİM TOKAÇ

Klasik Türk müziği “bugünün değildir” diye bakarsak, kendi geçmişimizle irtibat noktalarından birini daha kaybetmiş oluruz. Bugünün insanı başka bir kültürde, farklı bir atmosferde yaşıyor olsa da bu müzikten zevk alabilir, üstelik geçmişini kavrayabilmek için bir de sihirli anahtar elde etmiş olur. MEHMET GÜNTEKİN

Türk mûsikîsi; sesleri, makamları, usulleri ve enstrümanlarıyla dünyanın her yerinde son derece ilgi çeken bir müzik. Bu ilgi, müzik vasıtasıyla tanışılan kültürün diğer alanlarını da araştırma ve öğrenmeye sebep olabiliyor. 2012 yılında Ben Affleck’in yönettiği ve Alexandre Desplat’ın müziklerini yaptığı Oscar ödüllü Argo filminde kemençe tınılarının tercih edilmesi, bana bu muhteşem müziğin asil karakterini bozmadan her kesimle paylaşılabileceğini gösterdi. DERYA TÜRKAN

TÜRK MÜZİĞİNİN MEKANLARI
1-HARBİYE ASKERİ MÜZESİ
Hunlardan bu yana Türk savaş tekniğinin vazgeçilmez unsuru olarak kullanılan askerî müzik, düşmanı çok uzak mesafeden etkilemek ve korkutmak amacını güden bir psikolojik silah. Fatih Sultan Mehmet’ten sonra Mehterhane adını alan bu kurumda savaş dışı zamanlarda halk konseri niteliğinde nevbet vurulurdu. Nevbet, 1361 yılından beri yapılan Kırkpınar yağlı güreşlerinde çok sayıda davul-zurnanın çaldığı havaların da kaynağıdır. Mehter müziği 18. yüzyıl başlarından itibaren Batılı bestekârların alla turca adıyla Türk askerî müziği tarzında opera, senfoni ve konçertolar besteleme modasına sebep oldu. Bu moda Grétry ve Haydn öncülüğünde başladı, Mozart ve Beethoven ile zirveye çıktı. II. Mahmud 1828’de Yeniçeri Ocağı ile beraber Mehterhane’yi ve repertuarını ortadan kaldırmıştır. Bugün Mehter’i dinlemek için Harbiye Askeri Müzesi’nin programlarını takip edebilirsiniz. Müze pazartesi ve salı günleri hariç, hergün 09:00-17:00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.

2-GELİBOLU MEVLEVİHANESİ
Mevlevi semâsının müziği olan Mevlevi Ayinleri, Türk klasik müziğinin zirvesi sayılır. Form olarak en uzun ve muhteşem yapıya sahip bu eserler, sadece insan sesiyle icra edilen Peygamber’e öğütle yani naatle başlayan, sadece sazların icra ettiği peşrevle devam eden, dört bölümden oluşan ayini takip eden son taksim ve Kur’an tilâveti, ardından dua gibi farklı bölümler içeren muhteşem bir kurgudur. Mevlevi olmayan büyük bestekârlar da ayin bestelemeden duramamış, bu baş döndürücü güzelliğe katılmışlardır. Mevlevi ayinleri, Türk Müziği eğitiminin sekteye uğradığı dönemlerde ağızdan ağıza aktarılarak çok kimseye bir hocalık görevi görmüştür. Gelibolu Mevlevihanesi, Mevlevi kültürünü yaşatan toplulukların düzenli olarak ayin icra ettikleri bir mekân. Yenilenen müzeyi gezmeyi ihmal etmeyin.

3-ENDERUN
Saray okulu diyebileceğimiz Enderun 1363’te kurulmuş, Fatih devrinde mükemmel bir üniversite haline gelmişti. Şiir, hukuk, mantık, geometri, coğrafya, hat, tezhib, kat’ı, resim, okçuluk gibi derslerin yanında mûsikî elbette çok önemli bir yer tutuyordu. İslâm dünyasının dört bir tarafından gelen talebelere eğitim veren bu ciddi kurumda zirve bestekârlar yetişmiş, bu yetişen bestekârlar da yine Enderun’da yeni talebelere hocalık yapmıştır.

4-DEDE EFENDİ EVİ
Sultanahmet Cankurtaran’da bulunan bu sevimli ev, müziğimizin dev bestekârı Hammamizade İsmail Dede Efendi’nin evidir. Türkiye Tarihi Evleri Koruma Derneği’nin de merkezi olan bu mekânda düzenli olarak Türk müziği dinletileri de düzenleniyor. Büyük bestekârın yaşadığı ve şimdi müze olarak kullanılan bu evi gezebilir, bu gezinizde belki onun bestelerine kulak verebilirsiniz.

5-ÜSKÜDAR MÛSİKÎ CEMİYETİ
Türk sanat müziği alanında birbirinden değerli sanatçıları ve müzik adamlarını yetiştiren “Emin Ongan Üsküdar Musiki Cemiyeti” çeşitli yaş gruplarından ve seviyeden korolarla aktif olarak faaliyetlerini sürdürüyor.

6-OMAR
Osmanlı müzik tarihini incelemek, tasnif etmek ve oluşturulan koleksiyonu kolay erişilir hale getirmek amacıyla kurulan “İstanbul Üniversitesi Osmanlı Dönemi Müziği Uygulama ve Araştırma Merkezi” OMAR, 2012 Ocak ayından beri faaliyet gösteriyor. Klasik Türk müziği alanında önemli bir arşiv niteliği taşıyan çalışmalarının yanı sıra üniversite mensubu birçok akademisyenin yer aldığı ortak bir düşünce platformu olma niteliği taşıyor.

Celaleddin Çelik

gencyolcular on Emailgencyolcular on Facebookgencyolcular on Googlegencyolcular on Instagramgencyolcular on Twittergencyolcular on Youtube
gencyolcular
Blogger, Sosyal Medya Uzmanı at Genç Yolcu
Genç Yolcu 2005 yılında #BirlikteKeşfedelim sloganıyla Gezi • Kültür • Sanat alanında yayın hayatına başlamıştır. İletişim: bilgi@gencyolcu.com
Okunma: 444

gencyolcular

Genç Yolcu 2005 yılında #BirlikteKeşfedelim sloganıyla Gezi • Kültür • Sanat alanında yayın hayatına başlamıştır. İletişim: bilgi@gencyolcu.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir