İstanbul’un Hattatları

Zaman İçerisinde İslam’ı Benimseyen Kavimlerde Ortak Yazı Dili Olan “Arap Yazısının Belli Estetik Ölçülere Bağlı Kalınarak Güzel Bir Şekilde Yazılması” Şeklinde Tarif Edilebilecek Hat Ya Da Bilindik Adıyla Hüsn-İ Hat (Güzel Yazı).

Kur’an-ı Kerim Mekke’de indi, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı, denir. İstanbul XV. yüzyıldan beri bu işlevini sürdürüyor. Biz de hattın merkezi olan bu şehirdeki dört hattatla buluştuk, bu sanatın inceliklerini bir de kendilerinden dinledik.

Cami, Bir Anlamda Güzel Sanatlar Sergisidir

Hat sanatında kendine özgü bir üslup oluşturan; 30 hilye-i şerîfe imza atan; Medine-i Münevvere/Mescid-i Nebevî genişletme çalışmalarında Mescid’in hatlarını yazan Ali Hüsrevoğlu bu sanatla ortaokuldayken, Selçuklu eseri Sandıklı Ulu Camii’ndeki eserleri fark edince tanışır.

Bu ilgisi, Hakkı Efendi hatlarını kurşun kalemle yazma denemeleriyle sürer. Eğitim için geldiği İstanbul’da önce rik’a, sonra nesih ve sülüs çalışır ve 1982 yılında Hâmid Aytaç’tan icazet alır.

Camileri ibadet mekânı olmanın ötesinde ilim, yardımlaşma, dayanışma merkezi addeden Hüsrevoğlu, doğru yapılmış her camiyi aynı zamanda bir “güzel sanatlar sergisi” olarak görmekte.

Hüsrevoğlu, hattın, Cenâb-ı Hakk’ın Kalem Suresi’nde yemin ederek dikkatleri çektiği bir konu olduğunu belirtiyor: “İlk ayette kalem ‘okuma’ fiiliyle birlikte anılıyor. Allah sadece kaleme yemin etmekle kalmıyor, onun yazdıklarına, satır satır dizdiklerine de yemin ediyor. Bu anlamda baktığımızda kalemin kapsamı çok geniş. Allah bir şeye yemin ederek anlatıyorsa kıyamete kadar O’nun hükmü geçerli olacak, hayattan çıkmayacak demektir.”

Ali Hüsrevoğlu, Mescid-i Nebevî’nin genişletilmesi çalışmalarında hüsn-i hat levhalarını yazma işini sadece kendisine değil, mensubu olmakla iftihar ettiği aziz milletine verilmiş bir paye olarak görüyor.

Hat, Kitap Medeniyetinin Bir Ürünü

Bugüne dek Ali el-Kari ve Resmi Osmani imlalarıyla Kur’an-ı Kerim’in beş nüshasını yazan Recep  Muhsin Demirel’in hatta olan ilgisi Hattat Halim Efendi’yi tanımasıyla başlar. 1971 yılında İstanbul’da son Osmanlı hattatı Hâmit Efendi’den ders alır. Ancak 1980’de Ankara’ya taşınma ve Hâmit Efendi’nin 1982’de vefatı nedeniyle hatla ilgisi birkaç yıl kesilir. 1980’lerin ortasından itibaren yeniden Ali Alparslan ve Hasan Çelebi ile çalışır; icazetini de Hasan Çelebi’den alır.

Kısa bir süre tablo formunda eserler yazan Muhsin Demirel hattı kitap formatında devam ettirmeye karar verir. Çünkü ona göre hat, ebru, tezhip, cilt gibi klasik sanatlar; kitap etrafında örülü bir dünyanın ürünleridir. Önce dua derlemeleri yapıp yazmaya başlar. Kalem çalıştırmak ve form oluşturmak düşüncesiyle giriştiği bu çalışmalarının ilk ürünü 140 sayfalık bir dua kitabı olarak basılır.  10 bin sayfalık dua derlemesi yapıp bunun da 1500 sayfasını yazar.

Çalışmalarını Kur’an-ı Kerim yazmak üzerine yoğunlaştıran Muhsin Demirel, “Kur’an-ı Kerim, 600 küsur sayfa ve 9000 satırlık bir metin. Komplike ve karmaşık bir özelliği var. Sayfadaki homojenlik için çok büyük bir dikkat gerekiyor. Yüzlerce sayfanın yazılması aylarca sürdüğünden tüm metnin hat sanatı açısından uyum içinde olması mühim.” diyor.

Yazmak, Harflere Duyulan Bir Aşktır

Bir sergide harflerin ulvi dünyasına kapılan ve hat sanatını öğrenmeye karar veren Birsen Lekesiz, bu sanatı kimden öğrenebileceğinin arayışına girer ve 2006 yılında, hocası Emine Sağman Şirvan’ı bulup kendisiyle tanışır: “Rabbi yessir velâ tuassir Rabbi temmim bi’l-hayr” diyerek azimle ve kararlılıkla başladığı meşk yolculuğunu sabırla, emekle, azimle sürdürerek yedi yılın sonunda hocası Emine Sağman Şirvan ve onun hocası Hüseyin Kutlu’dan icazet alır.

Hattın, uzun yıllar boyunca erkeklere mahsus bir sanat olarak görüldüğünü ifade eden Birsen Lekesiz, günümüzde kadın hattatların sayısının artmasından oldukça memnun. Hat sanatı; özellikle icazet alabilmek için yıllarca aralıksız ve disiplinli bir çalışmayı gerektirdiğinden annelik, ev hanımlığı gibi sorumlulukların arasında kadın sanatçıların hattan ziyade tezhip gibi çalışma şartları nispeten daha hafif alanlara yöneldiğini söylüyor ve ekliyor: “Benim hocam ben dâhil beş kadın hattata icazet vermiştir.”

Meşk İçin Ruhun Dinginliği Gerekir

Hatta merakı lise yıllarında başlayan Zeki el-Haşimi’ye göre ise hat “harfin sanata evrilmesiyle oluşan ve yazıdan doğan bir sanat. Bu yüzden evrenseldir ve Müslümanların yanı sıra herkesi ilgilendirir. Manayı, hakikat üzere vücuda getirip aşikâr eden bir ilimdir. Mananın her türlü bağdan ve ağırlıktan arınmış şekilde güzel bir dil ile ulaştırılmasına vesile olan bir sanattır ve sanat akıllardan önce ruhlara hitap eder.”

Artık İstanbul’da ikamet eden ve daha çok nesih ve sülüs yazmayı tercih eden El-Haşimi, hat sanatında belli bir sistemi takip etmenin ve bunu dikkatli bir şekilde uygulamanın gerekliliğini vurguluyor: “Günümüzdeki yeni üslupları hat sanatına katılmış yorumlar olarak görmüyorum, bilakis bunları hat sanatından ayrı yeni birer tür olarak görüyorum. Nitekim bu da hat sanatının ne kadar zengin bir sanat olduğuna işaret eder. Öyle ki sanatçılar ondan esinle yeni sanatlar icat ederler. Hat sanatı birtakım kurallara bağlı oluşu nedeniyle sürekli ve devamlı olmak sıfatlarına sahiptir. Tam da bu nedenle harfler, bakanlar için birbirinin benzeri olur.”

Meşk etmek için vakte değil ruhun dinginliğine bakan el-Haşimi, arınmış bir ruh ile uzunca bir vakit meşk etmenin hattatı ruhi ve ahlaki bakımdan yenilediğine inanıyor.

Kaynak:  Rahime Demir Bulut,  Elif Kahveci

Hamit Demir on FacebookHamit Demir on Twitter
Hamit Demir
İlahiyatçı, Araştırma Görevlisi
1991 Kahramanmaraş doğumlu. İlk, Orta ve Lise eğitimini Malatya Darende tamamladı. Darende Hulusi Efendi Kuran Kursunda hafızlık eğitimini tamamladı. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. Aynı fakültede Tasavvuf Anabilim Dalı'nda Yüksek Lisans'ını tamamladı. Katar Üniversitesinde Arapça üzerine eğitim aldı. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalı'nda Araştırma görevlisi olarak görev yapmakta ve Doktora eğitimine devam etmektedir. İngilizce ve Arapça bilmekte, Beşiktaş taraftarı.
Okunma: 268

Hamit Demir

1991 Kahramanmaraş doğumlu. İlk, Orta ve Lise eğitimini Malatya Darende tamamladı. Darende Hulusi Efendi Kuran Kursunda hafızlık eğitimini tamamladı. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. Aynı fakültede Tasavvuf Anabilim Dalı'nda Yüksek Lisans'ını tamamladı. Katar Üniversitesinde Arapça üzerine eğitim aldı. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalı'nda Araştırma görevlisi olarak görev yapmakta ve Doktora eğitimine devam etmektedir. İngilizce ve Arapça bilmekte, Beşiktaş taraftarı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir