İstanbul’un Fethi Kronolojisi

Fatih Sultan Mehmet şehzadelik yıllarından beri düşündüğü ve planlarını yaptığı Bizans İmparatorluğunun başkenti İstanbul’un fethi için bütün hazırlıklarını Edirne’de gerçekleştirdi. Daha önce Rumeli hisarını inşa ettirerek Boğaz’ı kontrol altına almıştı. Çağının en modern silahlarını temin edip büyük toplar döktüren Fatih Sultan Mehmet, artık bu büyük iş için hazırdı. Önden gönderdiği birlikler, geçilecek yolların bakımını yaptı. Özellikle Edirne’den yola çıkarılan devasa top 30 araba, 60 manda ile çekiliyordu. Diğer toplarla birlikte çağının en gelişmiş ateşli silahları iki ayda İstanbul surları önüne getirildi. Fatih Sultan Mehmet ise 23 Mart 1453’te Edirne’den hareket etti. Nisan ayı başında İstanbul önlerine ulaştı. Başkentlerinin yeni bir tehdit ile karşı karşıya olduğunu çok önceden beri bilen Bizanslılar şehri muhafaza için büyük bir hazırlık içine girdiler. Bu arada kendilerine Venedik’ten Cenova’dan Napoli’den Papalık’tan ve diğer bazı Hıristiyan devletlerden asker, teçhizat ve silah yardımı da ulaşmıştı.

2 Nisan’da Venedikli Bartolomeo Soligo Haliç’in ağzına zincir gererek iç limana girişi kapattı. Liman içinde 17 gemi, 3 Tuna kadırgası, 2 küçük Venedik kadırgası, İmparator Konstantin Dragazes’e ait silahsız 5 kadırga ve irili ufaklı yük gemileri bulunuyordu. Aynı gün Osmanlı öncü birlikleri surların önünde görüldü.

5 Nisa n’da Fatih Sultan Mehmet otağını Bayrampaşa vadisinin sol tarafındaki tepede (Maltepe) kurdurdu. Osmanlı askerleri surları çepeçevre kuşatma altına aldı. Biri 8 metrelik uzunlukta 600 kg. taş gülle atar devasa üç büyük top ve diğerleri muhtelif boyda toplardan oluşan 9 veya 14 batarya, yürüyen kuleler ve diğer kuşatma aletleriyle birlikte surların önüne yerleştirildi. Osmanlı ordusunun mevcudu 80.000 dolayındaydı ve bunların bir bölümünü savaşçı olmayan yardımcı hizmetli sınıf oluşturuyordu. Aralarında Osmanlılara bağlı Hıristiyan guruplar da vardı. Sırp madenciler, Alman, Bohemyalı ve Macar ustalar istihdam edilmişti. Bizans müdafaa kuvvetleri olarak şehir içinde 7000-8000 profesyonel savaşçı yanında eli silah tutabilecek durumda 35.000 kişi bulunuyordu.
Haliç’ten Yedikule’ye kadar uzanan çoğu yerde üç duvarla korunan ve Yedikule-Topkapı arasında derin bir hendek kazılmış olan sur boyu 6-7 km. uzunluğundaydı. Bu sur boyunca Anadolu Beylerbeyi İshak Paşa ile Mahmut Paşa, Topkapı-Yedikule arasına kuvvetlerini yerleştirdi. Rumeli Beylerbeyi Karaca Paşa Haliç’ten itibaren Tekfur Sarayı ve Eğrikapı arasına mevzilendi. Merkezde Edirnekapı ile Topkapı arasında Fatih Sultan Mehmet ve Veziriazam Çandarlı Halil Paşa ile diğer vezirler merkez birlikleriyle yer aldı. Zağanos Paşa emrindeki kuvvetler ile Beyoğlu ve Kasımpaşa sırtlarına yerleşti ve Haliç surlarını hedef aldı.Baltaoğlu Süleyman Bey idaresindeki Osmanlı donanması Marmara surları boyunda hareket halindeydi ve Haliç’e saldırmak üzere konuşlanmıştı. Buna karşı Bizans İmparatoru savunma güçlerinin merkezini Topkapı-Edirnekapı arasına yerleştirdi. Onun sağ tarafında 700 adamıyla Cenovalı savaşçı Giustiniani bulunuyordu. Venedik temsilcisi Minotto ve yardımcıları Tekfur Sarayı (Blachernae) savunmasını üstlendi. Şehrin belli başlı kapılarından dördünün muhafazası dört Venedikli kumandana verildi.

6 Nisan’da büyük topun ateşlenmesiyle kuşatma fiilen başladı.

9 Nisan’da Osmanlı gemileri Haliç limanına girebilmek için gerili zinciri zorladı ve buraya saldırdı.

11 Nisan’da top bataryaları daha zayıf olduğu düşünülen Topkapı-Edirnekapı arasına getirildi, bu arada atışlar sırasında büyük top parçalandı.

12 Nisan’da 145 parçalık Osmanlı donanması Beşiktaş-Kabataş arasında toplandı, Haliç’teki zincire yöneldi ve buraya ikinci bir saldırı düzenledi. Öte yandan surlara yönelik top atışları sürdü.

18 Nisan’da Bayrampaşa deresi yönündeki surlara yürüyen kuleler yanaştırılıp ilk genel hücum gerçekleştirildi.

20 Nisan’da yardım için gelen üç Ceneviz (Cenova), bir Bizans gemisi Yedikule açıklarında önlerini kapatmaya çalışan Osmanlı donanmasını, rüzgârın da desteğiyle yarıp Haliç’e girmeyi başardı. Bu durum Osmanlı ordugâhında büyük bir moral çöküntüsüne yol açtı. Muhalif grup kuşatmanın kaldırılması yönündeki baskılarını artırdı. Buna karşılık
Akşemseddin Fatih’e çok sert uyarıda bulunarak fetih için acil tedbirlerin alınmasını istedi.

21-22 Nisan gecesi daha önceden hazırlıkları tamamlanarak karaya çıkarılmış ve denize indirilmek üzere hazırlanmış 60 kadar küçük tipteki gemi çekilerek Haliç’e nakledildi. Gemiler daha önceden kısım kısım Çifte Sütunlar mevkiinde yani Kabataş-Beşiktaş arasındaki koyda hazırlanmış, dere boyunu takip ederek Okmeydanı istikametinde Kasımpaşa’dan veya Hz. Eyyüb türbesi karşısından Haliç’e indirilmişti. Bu olay Bizans halkında derin bir şaşkınlık ve korkuya yol açtı.

23 Nisan’da Bizans imparatorunun tertip ettiği mecliste öncelikli olarak bu gemilerin yakılması kararı alındı.

24-28 Nisan arasında Ayvansaray ve Haliç taraflarında top atışları ve küçük çaplı çarpışmalar sürdü.

28 Nisan’da Haliç’teki Türk gemilerini yakmakla vazifelendirilmiş olan kaptan Giocomo Coco başarısızlığa uğradı, batan gemisiyle birlikte hayatını kaybetti.

4 Mayıs’ta İmparator Konstantin Dragazes şehirden ayrılması yönündeki Bizans ileri gelenleri tarafından yapılan teklifleri reddetti. Şehri sonuna kadar savunacağını ve savaşacağını söyledi.

5 Mayıs’ta Galata sırtlarındaki birlikler havan toplarıyla şehri yoğun bir bombardımana tuttu, bu sırada bir Ceneviz gemisi isabet alıp battı.

6 Mayıs’ta Edirnekapı-Topkapı arasındaki surlara 30.000 kişinin katıldığı büyük bir hücum düzenlendi.

7-12 Mayıs’ta bombardımana devam edildi, surlar giderek daha fazla tahribata uğradı, Bizanslılar büyük bir gayretle gedikleri kapamaya ve açılan yerlere kazıklar çakarak engeller oluşturmaya çalıştılar.

12 Mayıs’ta yine 30.000 civarındaki kuvvetlerle Tekfursarayı ile Edirnekapı arasındaki surlara gece saldırısı düzenlendi, çatışmalar şiddetlendi.

16-17-21 Mayıs’ta Haliç ağzındaki zinciri kaldırmak için gemilerle saldırı yapıldı, fakat başarı kazanılamadı.

16 Mayıs’ta orduda bulunan 1500 kadar Sırp madenci, Edirnekapı’da surlar altından tüneller kazdı. Fakat Bizanslılar bunu fark ettiler ve tüneli çökerttiler.

18 Mayıs’ta yürüyen kuleler surlara yaklaştırıldı, hendeklere toprak yığıldı ve sur boyuna kadar yükseltildi, ancak yürür kule Rum ateşiyle yakıldı.

19-22 Mayıs’ta küçük çaplı çarpışmalar sürdü, Eğrikapı civarında ikinci bir tünel açıldı, denizden de yeni bir taarruzda bulunuldu.

23 Mayıs’ta Fatih Sultan Mehmet, İsfendiyaroğlu İsmail Bey’i elçilikle imparatora yollayıp teslim olmasını istedi. Teklif kabul edilmedi.

24-25 Mayıs’ta Bizans kurmay heyeti genel bir toplantı yaptı ve şehri sonuna kadar savunma kararı aldı.

26 Mayıs’ta Macar kralının elçisi Osmanlı karargâhına gelerek kuşatmanın kaldırılmasını istedi, aksi halde Haçlı ordusunun hareket edeceği tehdidinde bulundu. O gece Osmanlı ordugâhında büyük şenlikler yapıldı, Bizanslılar moral bozukluğu içinde surlardan bunu şaşkınlıkla izledi.

27 Mayıs’ta Haçlı ordusunun harekete geçtiği şayiaları çıktı, muhalifler ve Çandarlı Halil Paşa bu fırsatı değerlendirerek kuşatmanın kaldırılması yolunda faaliyete geçtiler, epeyi de taraftar topladılar. Yapılan divanda sert tartışmalar yaşandı, sonunda kuşatmaya devam edilmesi ve son bir genel hücum yapılması kararı alındı. Aynı gün Fatih Sultan Mehmet bütün kumandanlarla görüştü, siperleri gezdi, askere moral verdi, manevi bakımdan onlara telkinde bulundu.

28 Mayıs’ta son saldırı için herkese görev taksimi yapıldı. Fatih Sultan Mehmet son derece etkili bir konuşma yaparak kumandanlara ve askerin ileri gelenlerine son talimatlarını verdi. Gereken malzemeler surlar karşısına yığıldı. Bu arada askeri şevke getirmek için İslamî geleneğe uygun olarak üç gün yağmaya izin verildi.
Bizanslılar ise bu hazırlıklar karşısında hemen siperleri takviye ettiler, bu arada büyük ayinler düzenleyip surlardaki askerleri kutsadılar. İmparator maneviyatı yükseltici bir konuşma yaptı. Kaçışların önlenmesi için sert tedbirler alındı.

29 Mayıs’ta umumi son taarruz şafak sökmeden biraz önce başladı. Üst üste yapılan dalgalar halindeki üç saldırı sonunda Bizanslıların direnişi kırıldı. Direnişin sembolü olan Cenovalı kumandan Giustiniani yaralanıp Haliç’te bekleyen gemisine gidince, savunma çöktü. Müdafaa hattını bırakanlar kendilerini kurtarmak için gemilerin beklediği Haliç’e doğru kaçmaya başladı. Son saldırıda azap askerleri ve yeniçeriler önemli rol oynadı. Güneş henüz yükselmeye başlamadan askerler surları aşmışlardı. İlk girişler top ateşiyle surları çökertilen ve altına açılan tünelin patlatılmasıyla büyük burcu yıkılan Topkapı civarından oldu. Bu arada bir grup yeniçeri surlara bayrak çekerek şehre girildiğinin işaretini verdi. İmparator Konstantin Yedikule istikametine doğru çekilirken rastladığı bir grup azap askeriyle çarpıştı ve burada hayatını kaybetti. Askerler süratle şehir içine yayıldı ve esir alıp yağmaya başladı. Bazı mahalle halkı askerlere para verip onlarla anlaşarak tahribattan korundu. Pek çok kiliseye hiç dokunulmadı. Bizans halkının bir bölümü Ayasofya’ya sığınmıştı. Fatih Sultan Mehmet o gün öğle sıraları şehre girip Ayasofya’ya gitti, kubbesine çıkıp etrafı seyretti, buraya sığınmış halka ve din adamlarına güvenliklerinin sağlanacağı teminatında bulundu. Oradan İmparatorluk sarayına gitti.

30-31 Mayıs’ta şehirdeki askerler derhal kontrol altına alındı. Yağmaya son verildi, her tarafa çavuşlar yollanarak şehir halkının emniyeti sağlandı. Binaların tahribi önlendi. Halkın yerlerinde kalması için tedbirler alındı. Şehirde sivil ve asker olarak hayatını kaybedenlerin 4000 kişi olduğu tespit edildi. Osmanlı kayıpları ise bundan daha fazlaydı.

1 Haziran’da Fatih Sultan Mehmet büyük bir alayla yeniden şehre girdi, ilk Cuma namazını camiye çevrilen Ayasofya’da kıldı, burada hâkimiyet sembolü olarak adına hutbe okundu. Daha sonra Fatih Sultan Mehmet, Georgios Skolaris’i buldurup İstanbul’a getirtti, ona Gennadius unvanıyla boş kalan Patriklik makamını verdi ve Havariler kilisesini tahsis etti. İstanbul böylece üç kıtaya yayılan büyük bir İmparatorluğun kozmopolit yapısını aksettiren başkenti haline geldi ve yeni fizikî katkılarla tipik bir Türk-İslâm şehrine dönüştü.
Kaynak: Feridun M. Emecen, İstanbul’un Fethi Olayı ve Meseleleri, İstanbul 2003

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir