genç dergisi

Meclis tarihi bir çoğunlukla başörtüsüne serbestlik sağlayacak bir kanuni düzenleme yaptı. Buna nasıl bir tepki vermemiz gerektiğini düşündüğümüzde neredeyse hepimizin dilinin ucuna gelen ilk söz aynıydı: “Hayırlı olsun.” Yıllardır içimizi daraltan bir haksızlığın ortadan kalkacak olmasına ilk anda nasıl bir tepki verebilirdik ki başka? Güzel bir adım atılmıştı. Yapılan, zaten yıllardır yapılması gerekendi. Olmaması, yaşanmaması gereken şeyler yaşanmıştı, ama sonunda bir hak iadesinin gerçekleşme umudu belirmişti nihayet. Çekilen o kadar acının bedelini ödemek kimsenin haddi değildi belki ama hiç olmazsa bundan sonrası için yanlış yapılmayacak bir ortam oluşacaktı. Artık normal, makul ve tabii olanın işlemesini bekleyebilir ve “Hayırlı olsun” duasıyla bu beklentilerimizi taçlandırabilirdik. Ama…
 

Aması şu: Yasakçıların tavırları, yasağın kaldırılması sürecinde maruz kalınan muamele ve ortaya konan mantığı yeniden ele aldığımızda “bir dakika” dedik kendi kendimize: “Bunun hayır neresinde?” Bundan sonraki süreç bizatihi hayır umabileceğimiz bir süreç midir? Olup biten hayır mıdır yani? Doğrusu buna evet diyemiyoruz. Tamam, yasağın kaldırılmasını olumlu buluyor, hatta sevinçle karşılıyoruz. Ama oluşturulan keskin nefret iklimi ve yasağın kaldırılmaması için öne sürülen akla ziyan gerekçeleri düşündüğümüzde şöyle içimizden gelerek bir “hayırlı olsun” diyemiyoruz. Diyebildiğimiz ancak, üzerine bütün tereddütlerimizi boca ettiğimiz bir “hayırlısı olsun”dur. “Arada ne fark var ki” diyenleriniz olabilir. Önemli bir fark var aslında. Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünden bakalım:

Hayırlı olsun: “hayırlar getirsin” anlamında kullanılan bir söz.

Hayırlısı olsun: ‘en iyisi olsun’ anlamında bir iyi dilek sözü.

Birinci ifadeden, bizatihi olayın kendisinin, hakkında hayır umabileceğimiz bir şey olduğu sonucu çıkıyor. Gelen hayır getirecek bir şey ya da öyle umuluyor.

İkinci ifadede ise bu kesinlik yok. Aksine bir çok tercih mevzu bahis olabilir. Bu tercihler arasından hayır getirecek olanı temenni etmek istediğimizde “hayırlısı olsun” diyor ve aslında alternatifler arasından “hayırlı olsun” diye karşılayabileceğimiz birisinin gerçekleşmesini temenni ediyoruz. “Hele bir bakalım” der gibi yani…

İmdi, başörtüsünün üniversitelerde serbest oluşu bizatihi hayır getirecek bir iş midir, yoksa muhtemel sonuçları arasından ancak hayırlısını temenni edebileceğimiz bir belirsizlik mi içermektedir? Biz ikincisinin daha doğru olduğunu düşünüyoruz. Tamam yasak kalkmış, hak iade edilmiş, yüksek öğrenimde fırsat eşitliği önündeki bir engel izale edilmiştir. Ancak bununla ortaya çıkacak olan/vasat/ortam bizatihi hayırlı olan mıdır, doğrusu bu konuda konuşmak için henüz erken. Bizce serbestlik hayır getirebilecek bir rahatlık alanını değil, aksine imtihanın ya da rahatsızlığın daha farklı bir boyutta devam edeceği, dolayısıyla da ancak hayırlısının ümit edilebileceği alternatiflerin olduğu bir risk alanını işaret ediyor. Bundan sonrasında yaşanabilecekleri ne bilebiliyor ne de tahmin edebiliyoruz. Aynen yasağın konduğu zaman gerçekleşecekleri bilmediğimiz gibi…

Doğrusu tereddütte kalmamıza yol açan oluşabileceği kuvvetle muhtemel bir provokasyon ortamı değil. Evet, başörtülüler, içlerine girecekleri ortamda pek dostane olmayan tavırlar ile ayrı bir psikolojik savaşla karşılanacaklar; bu neredeyse kesin. Belki de kampüs içine alınmamaktan daha beter, daha yıpratıcı bir aşağılama ve tahkir etme süreci başlayacak. Çünkü yasakçılar yaşanan son süreçte nefretlerini o kadar abarttılar ki makul olabilecek insanları bile olumsuz etkilemeyi başardılar. Bir çok insan var ki yaşanan süreç sonunda başörtülülere karşı belki nedenini de bilmediği bir şekilde nefret hisleri ile dolmuş durumda. Bu, başörtülülerin, dolayısıyla hepimizin çilesinin bir müddet daha bitmeyeceği anlamına geliyor. Ancak “hayırlısı olsun” temennimizin daha önemli gerekçeleri var. Yaşananlara bakıp sormaktan kendimizi alamadığımız sorularımız daha doğrusu:

Şu son yaşananlar, yasağın kendisinden başlayarak, yasakçılar, üniversite kavramı, okumak, eğitim ve en önemlisi de bütün bunların ne için olduğu sorusunu sordurmadı mı?

Cansiperane savunulan, rejimin son kalesi gibi tahkim edilen üniversiteler artık hangi yüzle evrensel bilginin ve hür düşüncenin merkezleri olduklarını iddia edecekler ki?

Öğrencisinin kafasındaki örtüye bakarak vereceği notu ayarlayabileceğini söyleyen rektörün akademik yansızlığı ne anlama gelecek acaba?

Başörtüsünün kopya çekmeyi kolaylaştıracağını iddia eden rektör şu teknoloji çağında kargaları bile güldüren bu gerekçe ile bundan sonra bizim kendisine inanmamızı nasıl bekleyecek?

Başörtüsü bir dini vecibe ise kazasının pekala mümkün olacağını savunabilen rektörün bundan sonra söyleyeceği hangi söz ikna edici olacak?

Ve en acısı bu tür zihniyetlere sahip rektörlerin yönettiği üniversitelerden okuyup adam gibi adam olarak çıkmayı nasıl umacağız?

En temel bir insani hakkın, başkalarının özgürlüklerinin kısıtlanması ihtimaline karşılık feda edilmesini içerisine sindirebilen bilim insanlarından hangi insanlık ve fazilet dersini alacağız?

Binbir hevesle hayalini kurduğumuz üniversitenin içerisinde bizi insan yerine bile koymayacaklarla birlikte neyin tahsilini yapacağız?

Sadece istediği gibi giyindiği için başörtülüleri böcek gibi gören bağnaz ve tahammülsüz “hocalar”ın bulunduğu bir kurum bize ne verecek ki?

Bu soruları kimsenin cesaretini ya da ümidini kırmak için dile getiriyor değiliz; ama bu sorular sorulmalıdır. Durum budur, seviye budur, eldeki malzeme bundan ibarettir. Yaşanan son süreç, tıpkı diğer zulüm süreçlerinde olduğu gibi sorulmayanı, sorgulanmayanı ve akla gelmeyeni getirmiştir. Kimsenin bu ülkenin kurumlarını babasının çiftliği gibi kullanmaya, itibarını azaltmaya, güvenilmez hale getirmeye hakkı yok. Şaibeli rüzgarların etkisiyle makul ve mantıklı olanın dışına çıkmakta beis görmeyenler, amiyane tabirle dolduruşa gelenler –hadi karşıdakilerin ne olacağı umurlarında bile değil diyelim- kendilerinde, kurumlarında ve temsil ettikleri makamlarda ne tür bir tahribata neden olduklarının farkına varıyorlar mı acaba? Yarın akılları başlarına geldiğinde yapıp ettiklerinin sonuçları ile yüzleşecekler şüphesiz. Bu yüzleşme en evvela kendi vicdanlarında sonra da tarih önünde gerçekleşecek. Sadece bu kadar olacak ama, fazlası kimseye malum değil; çünkü sözde “gizli gündemi var” diye aşağılanan, çağdışı, gerici diye tahkir edilen insanlar onları Allah’a havale etmekle kendi hesaplarını gördüler aslında.

Başta söylediğimizi tekrarlıyoruz. Başörtüsünün üniversitelerde serbest kalması sevinilecek bir şey. Ama “hayırlı olsun” denecek bir şey mi bundan emin değiliz. Başörtülü kardeşlerimiz başta olmak üzere hepimiz için hayırlısı olsun. Üniversitelerimiz ve ülkemiz için de…

 

Sümeyye Sıdıka Karaarslan (Yüksek Lisans Öğrencisi)Genellemeler Beni Yoruyor

Başörtüsü konusu, artık başları ağrıtıyor. Ciddi ciddi televizyon izlememeye, dost muhabbetlerinde konu “türban”a gelecek diye endişelenmeye başladım. Belli ki, insan yoruluyor. Çok eylem yaptık, çok sustuk, çok konuştuk ve ciddi ciddi yoruluyor demek ki insan. Kimse kimseye karışmasın istiyorum şu aşamada. Ama aklımı kurcalayan şeyler de yok değil. Belki, ilahiyat dışında, yani eşarp tanımından bile çok uzak olan bir bölümde okumuş olmamdandır, ben o kadar da rahat bakamıyorum artık olaya. Yani, “özgürlük olsun ve isteyen istediği gibi örtsün” diyemiyorum.
Biliyorum ki, yarın bir gün, iyi niyetli olduğuna emin olduğum insanlardan ve kötü niyetli olduğuna emin olduğum insanlardan bazıları üniversiteye çarşaflı girmek isteyecekler. İlk etapta, sadece gözleri görünecek şekilde eşarp bağlayıp da gelenleri göreceğiz mesela, adım gibi eminim.
İşin en kötü tarafı, genellemeler. “Başı açıklar böyle düşünüyor” gibi bir genellememiz olmamasına rağmen, “türbanlılar böyle düşünür” genellemesi var. Otobüste yer vermeseniz mesela, dün başıma geldi, “işte bu türbanlılar böyle” diyorlar açıkça. Yanınızda sevgiliniz olsa (bu dün başıma gelmedi 🙂 “işte, türbanlıların hepsi başını kapatır, elalemle de aşk yaşar” diyorlar. Genellemeler beni çok üzüyor.
Beni, Sıdıka olarak görmüyor insanlar. Ben türbanlıyım ve o grubun hareketlerini yaparım, böyle biliyorlar. Sorun burada. Yarın bir gün, sadece gözlerini açıkta bırakacak şekilde üniversiteye girdiğinde birileri, benim kuzenimin eşarbıyla o aynı kefeye konulacak. İkisi de baskı görecek.
“Kırmızı tişörtlü bayanlar”, “sarışın erkekler”, “kilolu insanlar” gibi, “türbanlı kadınlar” genellemesinden kurtulmadıkça, birey olamayacağız. Öyle görülmedikçe, özgüvenimiz eksik kalacak bir yerlerde.
Ve son bir dipnot, “türbanlı kızlar”dan biriyle yapılan röportajda, sorulur, “diyelim ki, başörtünüzle okuduğunuz ve doktor oldunuz, erkek hastalara nasıl bakacaksınız?” diye. Cevap müthiştir: “İleride, erkeklere ve kadınlara ayrı hastane yapıldığı günleri de göreceğiz inşallah!”
Yapmayın demek istedim. İçim ezildi. Bir genelleme sembolü haline geldi eşarbım. Çok masum ve iyi niyetli bir ilişkimiz vardı oysa. Dediğim gibi, başım ağrıyor ve genellemeler yoruyor beni.

Tuğçe Çiçek (Yüksek Lisans Öğrencisi)

Hakkımı Asla Helal Etmeyeceğim!

Öncelikle bu konu tartışmaya açık bile olmamalıydı. Olamaz da. Hangi cüret hangi cesaretle hangi akıl ya da akılsızlıkla insanlar kendilerinde böyle bir konu hakkında ahkam kesme hakkı bulabiliyorlar, bunu aklım almıyor, mantığım kabul etmiyor. Sen kendinde öyle bir güç göreceksin ki seni yaratanın koymuş olduğu kural ya da kurallardan kendi aklını daha üstün görüp; benim yaşadığım dünyada insanların inançlarını siyasi unsur olarak kullanması çok büyük bir hata bu mümkün değil, insanlar arasında ayrımcılık diye kuş kadar beyninle cümle kuracaksın. Yetmeyecek, cümle kurmakla kalmayacak üstelik bu fikir kabilinden uğultuları kaâle alanlar çıkıp sana destek verecek. Sonra, sonra etraftaki şuursuzlar o kadar çoğalacak ki bir avuç sersemin bu söyledikleri kanun haline gelecek. Kuyuya bir delinin attığı taşı 20 küsür yıldır bilmem kaç milyon insan çıkaramayacak. Uğraşıp duracaksın yıllarca. Kendi kendine sorup duracaksın bu trajikomik dramın kahramanı olmanın verdiği acının yerini bir zaman sonra acıma hissinin aldığını anlatacaksın. Zamanla acıma duygusunu kaybedeceksin çünkü karşındaki insanların suçlarının bilgisizlikten kaynaklandığını düşünmeyeceksin artık. Ben çok iyi biliyorum ki bu durum meydan okuma diyeceksin. Allah’a karşı bir meydan okuma. Adamlar bizim kurallarımız böyle işinize gelirse diyecek sonra Allah da onları şirkten yargılayamayacak öyle mi? Hiç sanmam. Allah adalet sıfatını işletirken başörtüsü yasağına destek veren herkesi şirkten yargılayacaktır. Ve ben o gün bütün iyi duygularımı kaybetmiş olarak içimdeki nefretin sınırlarını yargılananların aldıkları cezaların verdiği mutlulukla arttıracağım ve bu konuda bana ve benim gibi binlerce insana zulmetmiş olanlara asla hakkımı helal etmeyeceğim. Hadsizliğin sınırlarının zorlandığı bu örnek nasıl sonuçlanır bilmiyorum ama sürekli olarak çağa uymamakla suçlanan bizlere yapılan bu vahim uygulamanın gelecek nesillere nasıl açıklanacağını çok merak ediyorum.
Rabia Gülcan (Eğitimci-Yazar)

Üniversite Kapılarından Çevirelim Bakışımızı!

Öncelikle şunu belirtmek istiyorum: Başörtüde bir mesele yok. Bu sadece yasak meselesi aslında. Yasak yüzünden okulu bırakınca herkes hayırlısı olsun dedi. Sadece İsmet Özel hayırlı olsun dedi diye biliyorum. Bu aradaki fark çok önemlidir.

Bu konuda bence en iyi eleştirileri Fatma Karabıyık Barbarosoğlu yapıyor. Çünkü iki tarafı da eleştirebiliyor. Ankara´daki ilk yasaklarda bir yazısında örtülülerin mahsun olduğunu ama masum olmadığını vs. yazmıştı mesela.Açıkçası televizyonda, gazetede filan bu konu ile ilgili haberleri vs okumuyorum. Tahammül ötesi saçmalıklar çoğu. Bence bu konuda akıllı mantıklı konuşmak da şimdi iş değil. Geçen bir yerde okumuştum, anlamayana karşı ilmi kelam sarfetmek israf olurdu diyor kısaca.Sesli düşünürsem eğer: İnsan (kadın+erkek) bu dünyada niçin var? Üniversite bu sahnenin ne kadarını dolduruyor? Okuyan kızlar/erkekler ne yapıyor? Okumak bir kültür meselesi mi yoksa dolgun ücretli iş meselesi haline mi getirildi? Okumayan kızlar ne yapıyor? Geçen bu konuda bir araştırma yayınlandı. Meğer yüzde yetmişi evde oturuyormuş zaten kızların. Hepsi de örtülü değil tabii.Okul dışındaki eğitim merkezleri, örgün universiteler, kurslar vs. olabilir. Avrupa’da, Amerika’da, dünyada nasıl, bizde nasıl? Tolstoy´un eğitim metodunu uygulayan, home school´lar çok var mesela sanırım. Biz bu şekilde bir alternetif üretebilmiş miyiz yasaklar sonunda? Bu çok önemli bir detay aslında. Derim ki üniversite kapılarından çevirelim bakışımızı. Mesela inanın yasaklar kalkınca örtülüler okullara hücum ederse diye korkuyorum. Müslüman şahsiyetli olmalı. Okul etikletlerine verdiğimiz aşırı önem ise o şahsiyeti ve malesef imanımızı zaafa uğratıyor.

Hatice Keskin (Felsefe Mezunu)

Anahtar Kavram Samimiyet

İnsan hakları bağlamında özgürlükçü bir yaklaşımın nasıl bir hayat yaşayacağı konusunda dini referans alan ya da almayan herkes için çözüm olduğuna inanıyorum. Çözüm adına önerilen her şey adı ne konursa konsun taasuba karsı olmak noktasında birleşiyor. Bunun taasuba karşı olmak adına bir dayatmaya (başka bir taassuba) dönüştüğü noktada tıkanıyoruz bence. Sorun örtünmeye karşı ya da taraftar olmaktan öte kendi gibi olmayana nasıl davranacağını bilememek, hoşgörüsüzlük sorunudur. Baş örtmemek şöyle dursun kimin ne kadar (tipte) örtündüğü de amellerinde samimiyet olan kendiyle barışık biri için kişisel yaşayışına (ya da İslam’a) tehdit olarak algılanabilir bir şey olmamalı.

 

Hatice Yavuz (Lisans Öğrencisi)Öcüyüz Çünkü Karanlığa Mahkum Edildik

Öcü imam-hatipli, öcü türbanlı (kapalı) tabirine kesinlikle katılıyorum. Ama bende mi bir bozukluk var, neden ben baskı yap(a)mıyorum, neden hem türbanlı, hem de imam hatipli olduğum halde kimse korkmuyor, çekinmiyor benden. TV´lerde anlatılanlara göre insanların bizden kaçmaları gerekiyor, nerdeyse kendimden korkaca(ğı)m. Denedim de, bindiğim otobüste yanımdaki koltuk boş, karşı tarafta bir anne kucağında küçük kızı ve yanında açık bir hanım, isterse yanıma oturabileceğini söyledim. Hiç korkmadan, kahraman edasıyla yanıma oturdu, o kadar cesurdu ki konuşmaya bile cesaret etti. Açık arkadaşlarıma da şaşırıyorum, buluştuklarında hep beni de haberdar ediyor, sen de gel diye ısrar ediyorlar. Bu bilmemenin(!) verdiği bir cesaret mi diye düşünmüyor da değilim.

Kimi kime anlatıyor, kimi kimden ayırmaya çalışıyorlar? Allah doğru yolu göstersin denilebilir ancak bu insanlara. Öcüyüz, isteyen istediği gibi anlatır, biz korkanla (gerçekten varsa) ya da tanımayanla yüz yüze gelene kadar, işte o zaman gerçek korkulacak olanın kim olduğunu göreceğiz. Karanlığın en koyusundayız ve ilk ışığı bekliyoruz. Öcümüzü değil, Öz´ümüzü göstermek için.

Ayşegül Genç (Yazar)

Ben Kimim Biliyor musunuz?

Elbette vardır malumatınız ve durmadan tekrar ettiğiniz iki çift lafınız. Fermanı buyurmuş kirli diller, ki o ferman “tiz kellesi urula” tarzında baltaya ve cellâda havale edilmemiştir. Bilakis “yaşadır” fermanın mihenk noktası, “yaşa ve çürü”, “yaşa ve tüken”, “yaşa ve asimile ol”.Oysa beni bir başörtüsünden ibaret görenler çizgi filmlerdeki hiç ölmeyen kahramanlara benzediğimi anlamayacaklar. Düştükçe, çarptıkça ve yandıkça aynı hayatın kapısını yeniden açtığımı bilmeyecekler. Onların ütopyalarına, distopyalarına ve dahi rüyalarına çaldıkları cila bilmezler ki benim münevver geleceğimin ateşine bir rüzgârdır.
Beni mağdur, beni gariban, beni zavallı gören ön tekerlek beni ancak sürükleyebilirsin, oysa ben daima kendi özümün çevresinde dönerim.Belki cübbem, unvanım, yetkim, ödeneğim yok, belki birileri için sadece ötekiyim, yok olması gerekenim, birileri için yangında en son kurtarılması gereken, VİP´in göz zevkini bozan bir böceğim… oysa sümüklü böcekler sümüklerini bırakarak yürürler, insanlar da iyiliklerini ve kötülüklerini. Asla vazgeçmedim “iyiliği emret kötülükten vazgeçir” ilkesinden. Dışıma vuramadığım zamanlar içimden geçirdim bu sözü, içimden söyledim; içim içimde sadaka taşı gibi taşlığına bir mana yükledi böylece.Ben yarı robot yarı insan bir Cyrborg değilim, başımın üstündekine hükmedenler içindekine hep teğet geçecekler…

Ben kimim, ben senim, sen ve ben biziz, öyleyse “onlar kendi içlerinde merhametlidirler” sözünü söyleyene şükürler olsun.

 

DÜNYADA BAŞÖRTÜSÜ UYGULAMALARI

Sinan Özgenç

 

Başörtüsü Avrupa Genelinde Serbest

Avrupa ülkelerinde başörtüsü, Türkiye `de olduğu gibi sıcak bir tartışma konusu. Ancak üniversiteler, bu tartışmaların tamamen dışında. Yüksek öğrenimde Fransa dahil hiçbir Avrupa ülkesi, böyle bir yasak uygulamıyor. Hatta, İngiltere gibi anglosakson kültürün hakim olduğu ülkelerde çarşaflı devlet görevlileri bile görmek mümkün.

Avusturya
Devlet okullarında başörtüsü takan öğrencilere ilişkin belirgin bir düzenleme bulunmuyor. Okul yönetmeliğinin 4. bölüm 1. paragrafının genel şartı öğrencilerin pratik gereklilikleri karşılayan kıyafetleri giymek zorunda olduklarını karara bağlıyor.

Belçika
Devlet okullarında giyim üzerine genel kural bulunmuyor. Her okulun müdürü okulda düzenin sağlanmasından ve uygun kıyafet giyilmesinden sorumlu tutuluyor.

Danimarka
Başörtüsü ya da diğer özel kıyafetlerin giyilmesini önlemek için herhangi bir yasal düzenleme bulunmuyor.

Finlandiya
Okullarda öğrencilerin giyimiyle ilgili bir yasa ya da yasal düzenleme bulunmuyor. Yerel yönetimler bu konuların nasıl ele alınacağına dair talimatlar verebiliyor. Örneğin, başkent Helsinki´de öğrencilerin dinsel inançlarına uygun kıyafet kullanma hakkı var.

İngiltere
Ülke çapında kesin bir okul kıyafeti ya da üniforma şartı koşulu bulunmuyor. Okul kıyafetleriyle ilgili konularda karar vermek ayrı ayrı okullara ait. Giyim konusunda tüm kararları okul yönetimleri veriyor. Buna rağmen kıyafetinden dolayı kimse okuldan atılamıyor.

İsveç
Okullarda ne kişilere dinlerine uygun giyinme hakkı veren ne de bunu yapmaktan alıkoyan bir yasa ya da kural bulunmuyor.

İsviçre
Başörtüsüyle ilgili olarak öğrencilere yönelik genel bir yasaklama yok. Ancak, mezhepsel tarafsızlık ve dinsel hoşgörü nedeniyle öğretmenlere yönelik sıkı kıstaslar bulunuyor.

İzlanda
Okullarda giyimle ilgili bir yasa ya da yönetmelik bulunmuyor.

Portekiz
Devlet okullarında ya da kamu kurumlarında giyimle ilgili bir düzenleme bulunmuyor. Bu konuda, ülkede tam bir özgürlük olduğu söylenebilir. Bu ülkede din ve vicdan özgürlüğü ilkesinin sonucu olarak herkes dinine göre, istediğini giyebiliyor.

Yunanistan
Yanistan´da başörtüsünü yasaklayan herhangi bir düzenleme yok. Geçtiğimiz günlerde ortaokula giden Mısır kökenli bir kız öğrencinin öğretmeni tarafından derse alınmaması üzerine bizzat Eğitim Bakanı Evripides Stiyanides tarafından: “Her öğrencinin istediği kıyafeti giymekte serbest olduğu…” açıklaması yapıldı.

Amerika
Amerika Birleşik Devletleri `nde başörtüsü konusunda tam bir özgürlük var. 1998 yılında dönemin Amerika başkanı Clinton `ın emriyle bütün devlet kurumlarına kıyafet serbestliği getirildi. Karar, dini inancını gerekçe gösteren herkesin istediği kıyafeti giymesine imkan sağladı. Özel sektörde bunu yasaklamak isteyenlerse, yine Amerikan kanunlarına takılıyor.

Rusya

Düne kadar komünizmle yönetilen Rusya`da milyonlarca müslüman yaşıyor. Ve Rusya `daki müslüman öğrenciler, istedikleri takdirde üniversitelere başörtüsüyle devam edebiliyorlar.

Çin

Çin´de din eğitimi ve üniversitelerde başörtüsü konusunda herhangi bir problem yaşanmıyor. Din dersi zorunluluğu bulunmayan Çin, Komünist Partisi tarafından yönetiliyor. Devletin ideolojik temelleri tamamen Ateizm, Marksizm, Leninizm ve Darvinizm üzerine oturtulmasına rağmen din eğitimi almak isteyenler ve kendi gelenek ve göreneklerine göre giyinmek isteyenlere herhangi bir sınırlama getirilmiyor. Müslümanların yaşadığı bölgelerde Türkiye´deki gibi camilerde yaz Kur´an Kursları ve din eğitimi dersleri düzenleniyor. Herhangi bir yaş sınırlaması getirilmeyen söz konusu kurslarda isteyen herkes bu derslerden istifade edebiliyor. Üniversiteye giden Müslüman kızlar isterlerse başörtüsü takabildikleri gibi yıllık toplantılar için bölgelerinden meclise gelen milletvekilleri de başörtüsü, sarık veya takke takarak mecliste toplantılara ve önemli oylamalara katılabiliyorlar.

Ortadoğu Ülkeleri

Ortadoğu`da Arap ülkeleri arasında laiklikle yönetilen çok sayıda ülke var. Örneğin Suriye. Arap ülkeleri arasında laik yönetimin en güçlü olduğu ülkelerin başında Suriye geliyor. Ancak Suriye dahil arap ülkelerinin hiçbirinde dini kıyafetler konusunda herhangi bir sınırlama bulunmuyor.

YASAKÇILAR ÜÇÜNCÜ DÜNYA ÜLKELERİ

Birleşmiş Milletler`e üye toplam 191 ülke içinde üniversitelerde başörtüsü yasağını uygulayan sadece 3 ülke var: Türkiye, Tunus ve Tacikistan. Hem Türkiye hem Tunus hem de Tacikistan nüfusunun büyük bölümü müslüman olan ülkeler. Türkiye, Tunus ve Tacikistan dışında dünyanın hiçbir yerinde başörtüsü yasağı uygulanmıyor. Bunlara yakın zamanda Azerbaycan´ın da eklenmesi bekleniyor.

Azerbaycan Yasak Hazırlığında

Azerbaycan Milli Meclisi şu günlerde eğitim-öğretimle ilgili bir kanun tasarısı üzerinde müzakerelerde bulunuyor. Hükümetin isteği doğrultusunda hazırlanan tasarıda şöyle bir madde var: “Azerbaycan Cumhuriyeti´nin bütün tahsil müesseselerinde tahsil alanların, verenlerin ve diğer işçilerin başörtüsü (hicab, çarda v.s.) takmaları ve diğer dini kıyafetler içinde olmaları yasaktır.”

Tunus

1980´lerden beri sokaklar dahil kamusal alan sayılan her yerde başörtüsünün çok katı uygulamalarla yasak olduğu Tunus’ta Müslümanlar ve laikler arasında yapılan görüşmeler sonunda 9 Mart 2007´de imzalanan bir belgeyle; başörtüsünün serbest bırakıldığı açıklandı. Ancak son gelen haberler bunun aksini söylüyor. İmzalanan belgenin bir göz boyamadan ibaret olduğu, pek çok devlet kurumu ve yetkilisi tarafından başaörtüsü kısıtlamalarının eski katılığında sürdürüldüğü iddia ediliyor.

Tacikistan

Ekim 2005´ten itibaren üniversiteler başta olmak üzere Tacikistan´daki tüm okullarda başörtüsü yasak. İlköğretim kurumları ile yüksek okullarda başörtüsü giyenlerin okuldan atılması gündemde.

İran

Başörtüsü yasağı konusunda Türkiye`ye benzeyen bir başka ülke daha var: İran. Ancak İran`da bu yasak tam tersi yönde işliyor. İran`da hem eğitimde hem de kamusal alanda başörtüsü takmak değil takmamak yasak.

Suudi Arabistan

Suudi Arabistan’da kadınların çarşaf giyinme zorunluluğu olduğu gibi yüksek ökçeli ayakkabı giymeleri de yasak.

 

Bu yazımızı okuyan 774. takipçimizsiniz.

gencyolcular

Genç Yolcu 2005 yılında #BirlikteKeşfedelim sloganıyla Gezi • Kültür • Sanat alanında yayın hayatına başlamıştır. İletişim: bilgi@gencyolcu.com

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir