Büyükada

Adalar Belediyesi için burayı,   Kaymakamlığı için burayı, Konaklamak için burayı, Büyük Ada’nın gezi rehberi için 2 link veriyorum 1 , 2, Günbatımı, faytonlar, bisikletler, kır kahveleri, balık lokantaları, köşkler, ıhlamur ağaçları ya da mimoza bahçeleri… En tatlı kelimelerin birleştiği yer: Büyükada. Engin maviliğin üzerinde köpük şeritlerini bırakarak ilerlerken, vapurun güvertesinde İstanbul giderek küçülür. Kentin gürültü ve koşuşturmacası çok gerilerde kalır. İskeleye adım attığınız andaysa, adanın hükmü geçerlidir artık. Renkler, mevsimler, sesler, herşey, daha kendi gibidir. Martıların sesi, mimozaların rengi, denizin kokusu her solukta ruhunuzu yeniler. İşte tam olarak bu yüzden vazgeçilmezdir Büyükada. Yazarlara ilham veren kuytu köşeleri, gösterişli köşkleri, manastırları, salaş kır kahveleri, denizin kucağındaki balık lokantaları,dillere destan günbatımları ve mimoza bahçeleriyle ilkyazı İstanbul’da karşılamak için en güzel adreslerden biridir Büyükada…

PENCERELERİNDE GÜNEŞ BATAN İSKELE

Büyükada İskelesi, özgün halini koruyabilmiş nadir örneklerden biri olarak, zarif mimarisiyle sizi ilk karşılayan olur. 1920’li yıllarda ünlü Prinkipo Gazinosu, 50’lerdeyse adanın ilk kışlık sineması olarak kullanılan iskele; kubbeli çatısı, çini süslemeleri ve vitraylı terasıyla hayli etkileyicidir. Dümenler, pusulalar, kampanalar, haritalar, Şirket-i Hayriye belgeleri ve gemi maketleriyle süslenen iskelenin üst katı, zaman zaman adanın eski fotoğraf ve tablolarının süslediği bir sergi mekânı olarak da kullanılır. Büyükada aşığı, pek çok kitabını adada kaleme alan Buket Uzuner’e göre dünyanın en güzel iskelesidir burası. Nedeniyse, iskele pencerelerine yansıyan güneşin batışıdır…

İKİ MAHALLELİ BÜYÜK BİR ADA

Çelik Gülersoy tarafından restore ettirilen iskeleden çıkışta, tam karşınızdaki yol, sizi saat kulesinin bulunduğu çarşı meydanına ulaştırır. Faytonlar, bisikletçiler, dondurmacılar ve küçük dükkânların çevrelediği bu alanın sağında Nizam, solunda Maden Mahallesi uzanır. Hepi topu iki mahalleden oluşan Büyükada’yı iskele çevresindeki dükkânlardan kiralayacağınız bir bisiklet ile gezmek iyi bir tercih olabilir. Rıhtımın sağında, sahil boyunca uzanan 23 Nisan Caddesi’nden Dil Burnu’na doğru ilerlediğinizde, önce adanın en büyük ve en eski oteli olan çift kubbeli bir otel binası görürsünüz. Ahşap aksamlı görkemli binası ve denize hâkim konumuyla bu yapı, eski İstanbul otellerinin havasını taşır. Çaprazdaki geniş bahçede bulunan zarif yapının adı, Anadolu Kulübü. Klasik İngiliz mimarisi çizgileri taşıyan, koyu renkli ahşap çatısıyla çevredeki yapılardan ayrılan bu köşk, 1907 yılında İngilizler tarafından yat kulübü olarak yaptırılmış. Uzun yıllar devlet erkânı, milletvekili ve partililerin buluşma merkezi olarak kullanılan köşkü Atatürk de pek çok kez ziyaret etmiştir.

ADALAR’IN YÖNETİM MERKEZİ

Tarih boyunca İstanbul Adaları’nın yönetim ve finans merkezi olan Büyükada, komşusu olan adalardan her zaman daha fazla ilgi görmüş. Belki de bu yüzden gerek çarşısı, gerek doğal güzellikleri, gerekse de yapı zenginliği açısından İstanbul’daki diğer adalardan çok daha özel bir yere sahip hâlâ. Bugün bile İstanbul’un hiçbir yerinde rastlayamayacağınız göz alıcı bir mimari çeşitliliğe tanık olursunuz. 19. yüzyılın ortalarından itibaren Osmanlı bürokrat ve sosyetesinin, küçük bir aydın ve sanatçı topluluğunun ikamet ettiği Büyükada, kısa sürede seçkin sayfiye ve batılı yaşamın İstanbul’daki merkezlerinden biri haline gelmiş. Bu pırıltılı yaşamın sahipleri, birbirinden süslü köşkler yaptırmış; bahçelerinde nadide çiçekler yetiştirmişler. Tablolarda kalmış bir zarafeti günümüze taşıyan Büyükada evleri, adadaki yaşam biçimleri konusunda da önemli ipuçları sunuyor. Nizam ve Maden mahallerinin sahile yakın bölümlerinde yoğunluk kazanan ada evlerinin büyük çoğunluğu, 19. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın başlarına tarihleniyor. Klasik Osmanlı, Baltık, Akdeniz, Helenistik ve Art-Nouveau çizgileri taşıyan Rum, İtalyan ve Fransız köşklerinden; Malta, Rus ve Osmanlı yapılarına uzanan geniş mimari yelpaze, bir açıkhava müzesine dönüştürüyor sanki ada sokaklarını.

KÖŞKLERDE ADA TARİHİ

Benzerlerini ancak Nice, Monte Carlo ve Paris gibi dünyaca ünlü turizm kentlerinde görebileceğiniz olağanüstü köşkler var adada. Birbirinden zarif elliye yakın köşk arasında en güzel örnekleri, Çankaya Caddesi üzerinde görmek mümkün. Caddenin hemen başında yer alan dört katlı, 22 odalı Agopyan Köşkü, bir zamanların meşhur Çankaya Oteli’nin ta kendisi. Toskana estetiği taşıyan ve günümüzde Kültür Evi adıyla bir kır gazinosu olarak kullanılan Fabiato Köşkü, Çelik Gülersoy’un adaya armağanı. Çapraz komşusu Hacapulos Köşkü, Hükümet Konağı olarak kullanılıyor günümüzde. Kulesiyle tanınan Mizzi Köşkü, Levant Herald gazetesinin merkeziymiş bir zamanlar. Ahşap süslemeleriyle ünlü Con Paşa Köşkü, 78 numarada. Yanıbaşındaki Hamlacı Sokağı’nın ucunda yer alan, kırmızı kuleli İlyasko Köşkü, 1929 yılında Stalin yönetiminden kaçan Leon Troçki’nin iki yıl kadar yaşadığı bina, ama bugün harap durumda. Kuyumcuyan ve Mahmut Esat Bozkurt köşklerinin yanı sıra, adanın güneyindeki Halik koyunda bulunan Fethi Okyar Köşkü, adanın zarif yapılarından bir diğeri. Adanın en eski yerleşim alanı olan ve adını 18. yüzyılda Osmanlıların işlettiği madenlerden alan Maden Mahallesi’nin en güzel yapılarından biri ise ‘Gözlü Ev’ olarak da anılan Sabuncakis Köşkü. Aya Nikola Kilisesi’nin biraz ilerisinde, Sedef Adası’nın tam karşısındaki iki katlı, bahçeli, pembe pervazlı beyaz bina ise, Türk edebiyatının ünlü kalemi Reşat Nuri Güntekin’in uzun yıllar yaşadığı zarif ev.

ROMANTİK RUHLARA ÖZEL

Büyükada’nın bir başka hazinesi ise doğası. İstanbul’da yeşil alanlar gün geçtikçe azalırken, Büyükada en büyük serveti olan mimozalı, manolyalı bahçelerini ve çam ormanlarını koruyor. Çankaya Caddesi’nin Dil Burnu’ndan önceki son sürprizi, Değirmen Plajı. Denize bir dil gibi uzanan görünümünden ötürü Dilburnu adı verilen çamlık alanın karşısındaki Heybeliada, muhteşem manzarayı tamamlıyor. Adada, günbatımının en iyi izlenebildiği yer olarak anılan Dilburnu’nun güzellikleri şarkılara konu olmuş: Tarihçi yazar Ahmet Refik Altınay’ın yazdığı “Yine bu yıl ada, sensiz içime hiç sinmedi; Dil’de yalnız dolaştım hep, gözyaşlarım hiç dinmedi” sözleriyle başlayan şarkısı, buranın romantik atmosferini özetliyor.

EN YÜKSEK NOKTA

Burnun güney kıyısındaki Yorgoli Plajı’nın ormanlık yamacı, Âşıklar Tepesi. Adını, Abdülhak Şinasi Hisar’ın ‘Ali Nizami Bey’in alafrangalığı ve şeyhliği’ romanının kahramanından alan Nizam Caddesi’nden, adanın ikinci büyük tepesi olan 164 metrelik Hristo Tepesi’ne uzanan yolun her iki yanı çam, defne ve ıhlamur ağaçlarıyla kaplı. Halid Ziya Uşaklıgil’in Aşk-ı Memnu romanında, Nihal ve Behlul’u kavuşturduğu Âşıklar Tepesi, çam ve reçine kokuları eşliğinde uzun yürüyüşler yapmayı, ıssız patikalarda kozalaklar toplamayı, çam iğnelerinden kolyeler, papatyalardan taçlar yapmayı özleyen romantik ruhlar için ideal. Tepenin en yüksek noktasında yükselen Eski Rum Yetimhanesi, terk edilmiş ahşap bir saray. 1898 yılında tiyatro ve dans salonlarıyla dönemin görkemli otellerinden biri olarak tasarlanan yapının açılmasına izin alınamayınca bir Rum banker tarafından satın alınmış ve Rum Patrikanesi’ne yetimhane olarak bağışlanmış.

1903 yılında Rum Yetimhanesi olarak açılan bina, 1956’da kapatılana kadar binlerce kimsesiz çocuğa yuva olmuş.

FESTİVALLER ADASI

Birlik Meydanı’ndaki kır kahvelerinde bir çay içimlik soluklandıktan sonra, adanın en yüksek tepesi olan Aya Yorgi’ye tırmanma vakti. Dilek Yolu da denilen ve her inançtan insanın, taşlık yolun iki yanındaki makiliklere küçük bezler bağladığı yokuşun ucu, Agios Georgios Kilisesi ve manastırına varıyor. Rivayete göre; Bizans İmparatoru Fokas, MS 963 yılında çevresine şifalar dağıtan Kapadokyalı Aziz Georgios adına bu manastırı yaptırmış. Bizans döneminde hayattan elini eteğini çekip inzivaya çekilmek isteyen keşişler bu kutsal tepeye gelirmiş. Aya Yorgi Tepesi, özellikle Aziz Georgios’u anma günleri olan 23 Nisan ve 24 Eylül’de ziyaretçi akınına uğruyor. Her dinden, her inançtan insanın dua edip dilekte bulunduğu bu özel günler dışında, bir de festivali var adanın. Her yıl Büyükada başta olmak üzere İstanbul Adaları’nda konser, müzik, film, dans, tiyatro, sergi ve su sporları etkinliklerinin düzenlendiği Adalar Kültür-Sanat Festivali, temmuz ayının ikinci haftası başlıyor ve bir hafta boyunca ada yaşamını renklendiriyor. Aya Yorgi Tepesi’ndeki manastırın hemen yanı başında bulunan, tahta çitlerin çevrelediği kır kahvesi, uzun bir ada gezisinin finali için doğru seçim. Adanın en yüksek noktasına konumlanan mekân, panoramik bir İstanbul manzarası sunmakla kalmıyor, Büyükada’ya da âşık ediyor konuklarını.

Tıpkı adanın sayısız köşesi gibi…

Yazı: MELİH USLU

Yavuz Karakuş
Blogger / İşletmeci
1979 İstanbul Üsküdar Doğumlu, O gün bu gündür İstanbul'da ikamet etmekte. İstanbul'da yaşayan değil ,İstanbul'u yaşayanlardan. Küçük yaştan itibaren aileden kaynaklı bir ticaret kervanının içinde büyüdü geleneklere uyarak ticareti devam ettirmekte. Gezmeyi, gezerek keşfetmeyi, spor yapmayı sever. Otomobil tutkunu. Otomotiv dünyasındaki tüm gelişmeleri takip eder ve paylaşır. İngilizce ve Arapça bilmekte, Evli ve bir çocuk babası.
Okunma: 565

Yavuz Karakuş

1979 İstanbul Üsküdar Doğumlu, O gün bu gündür İstanbul'da ikamet etmekte. İstanbul'da yaşayan değil ,İstanbul'u yaşayanlardan. Küçük yaştan itibaren aileden kaynaklı bir ticaret kervanının içinde büyüdü geleneklere uyarak ticareti devam ettirmekte. Gezmeyi, gezerek keşfetmeyi, spor yapmayı sever. Otomobil tutkunu. Otomotiv dünyasındaki tüm gelişmeleri takip eder ve paylaşır. İngilizce ve Arapça bilmekte, Evli ve bir çocuk babası.

Büyükada” için bir yorum

  • 13 Mayıs 2009 tarihinde, saat 10:28
    Permalink

    Büyükadaya ulaşmak için kadıköy yerine bostancıdan gidilmesi tavsiye olunur direk büyükada vapuruna denk gelirseniz 20 dakika içinde adadasınız lakin diğer vapur seferleri sırasıyla bütün adalara en son büyükadaya uğrar ve gününüzün yarısı boşa gider. iner inmez bisiklet kiralamayın önce bir sahili ve çarşıyı turlayın. geziden sonra çok makul fiyatlara bisiklet kiralayan yerlerden bisikletinizi alıp adanın batı yakasındaki dilburnu nu muhakkak ziyaret edin. kiliseye bisikletle çıkmak çok zor ama kendine güvenen denesin. gerçekten o manzara için kilisiye gidilir ama. yolda köpeklere ve yaban atlara dikkat.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir