Bir Kurban Rüyası

Kurban ibadeti Hz. Adem (a.s.) zamanından beri mevcut olan bir ibadettir. İnancımıza göre¸ ilahî emre uyan kişinin ve takva sahibinin kurbanı kabul edilir¸ buna mukabil iyi niyet taşımayan kişinin kurbanının kabul edilmez. Esasen hareketlerimizi ibadet haline getiren niyetlerimiz değil midir? Peygamberimizin büyük babası İbrahim ve İsmail Peygamberler (a.s.) arasında geçen kurban kıssası da Saffat Suresinin 100-111. ayetlerinde beyan edilmektedir. Hz. İbrahim (a.s)¸ Nemrud’un ateşinden kurtulduktan sonra Şam’a doğru yola çıkmış ve yalnızlıktan kurtulmak için de Cenab-ı Hakk’dan bir evlat istemiş¸ çocuğu olursa Hakk yolunda kurban edeceğini nezretmişti. Cenab-ı Hakk ona iyi huylu bir evlat olan İsmail’i verdi. İsmail babası ile yürüyüp gezecek çağa gelince Hz. İbrahim (a.s) rüyasında çok sevdiği çocuğunu kurban ederken gördü. Bu rüya üç gün devam etti. Rivayete göre Hz. İbrahim rüyayı arefe ve bayram günlerinde görmüştü. Bunun üzerine İbrahim (a.s)¸ durumu oğluna anlatarak görüşünü sordu.

 İyi huylu evlattan “Babacığım¸ emrolunduğun şeyi yerine getir. Beni inşallah sabırlı kişilerden bulursun.” cevabını aldı. İlahî emre boyun eğen baba şeytanın iğvasına uymadı¸ şeytanı taşlayarak kendinden uzaklaştırdı. Baba ve oğlun bu çetin imtihandaki başarısından dolayı muhsinlerden oldukları¸ ilahi mükâfat olarak da kurban edilmek üzere bir koç ihsan edildiği beyan edildi.

Bu tarihî kıssada çok büyük hikmetler gizlidir. Evladını çok seven babanın ve hayatı söz konusu olan evladın ilahî emre tereddütsüz boyun eğişleri¸ emsaline çok az rastlanabilen güzel bir örnektir. Babanın ilahî emri zor kullanarak yerine getirmeye kalkmayıp gencecik yavrusu ile istişare etmesi de üzerinde durulması gereken bir noktadır. Eğer emri zorla yerine getirmiş olsa idi çocuk manevî ecirden hissesini almayacaktı. Hâlbuki o da ilahî emre boyun eğmekle büyük bir manevî ecre nail oldu. Büyük ve ağır bir imtihan geçiren baba ve oğul Cenab-ı Hakk tarafından mükâfatlandırılmış¸ oğlun hayatı bağışlanmış¸ nezrin de yerini bulması için kurban edilmek üzere kendilerine bir koç ihsan edilmiştir.

Tasavvuf erbabı bu âyetten şöyle bir mana da çıkarmışlardır:

Evladını kurban et emri¸ aşırı evlat sevgisini gönlünden çıkar anlamında idi. Nitekim o biricik evladını boğazlayacak kadar ilahî emre bağlılığını ve ilahî muhabbeti tercih edince Cenab-ı Hakk da evladını ona geri vermiştir.  İnsanın ilahî esrara nail olmasını engelleyen üç perde var: Mal¸ evlat ve beden. Hz. İbrahim (a.s) her üç imtihandan da geçmiş tevhidin hakikatine ve ilahi muhabbete vasıl olarak Halilullah (Allah dostu) unvanını kazanmıştır.

Bu yazımızı okuyan 1.420. takipçimizsiniz.

Hulusi Gümüşsay

Malatya Darendeli , neyzen

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir