Ağır Yük

Gün içinde saklı bütün gerçek… Harama karşı silahlandı mı insan, helalin içinde yol bulup ilerlemeli. Gölgesi bile titretmeli haramın insan kalbini… Kalp korunmazsa harama yol alırsa göz, el ve kulak, sırt kocaman bir dünyayı yüklenmiştir üzerine ve kambur adımlarla tökezleyerek dağ zirvesine çıkmaya çalışır. Arada kalır insan, bir yanda dağ zirvelerinde hedef, güzellikler, bir yandan sırtında yüklenmiş olduğu günahları… Ayağı prangalı zavallı bir köle olmuştur o. Vakit akşam olmakta… Akşamın karanlığının çökmesi gibi günah kâbusu insanı çepeçevre sarıvermiştir. Korkmaktadır insan, karanlıkta kalmaktan. Boğulmaktan ve suni ışıklardan… Bir çıkış bir çare bir umut… Kirlenen kalp penceresinden cennet yamaçlarını seyretmek mümkün görünmemektedir.

İnsan umudun peşindedir. Gözyaşları küsmemişse ona, bazen gelirlerse ziyaretime ve Rahman affedeceğini de ilan etmişse, gönle aydınlık adına bir şimşek çakmıştır. Umut hala vardır, dağ zirvesine götüren yolda. Ve eller Rahman’a açılır, boyun görevini eğerek eda eder. Dizler titrer, kalp çarpar ve gözyaşları yanaktan hızla yol bulmuştur… 7 Şubat 2004

kerime küçük

Hayat hikâyem… Ben Konya’nın Beyşehir ilçesinin küçük bir kasabasında doğdum. Yedi kardeşten beşincisiyim ve ilme âşık tek çocuğum ailemde. Daha çocukluğumda bir tercih yapmak zorunda kaldım ya ilim ya ailem adına… Benim tercihim ilim adına oldu. Şimdi bazen pişman da olmuyor değilim bildiklerimden bir şeyler yapamadığım hayatıma uygulayamadığım, bilinenle yapılan arasında uçurumlar oluşmaya başladığı zaman, küçücük kasabamda hiçbir şeyden habersiz yaşamak acaba daha mı akıllıca bir iş olurdu diye düşündüğüm zamanlar da olmuyor değil… Bazen hasretlik de çok koyuyor… Bir garip gurbetlik yıllarca çektiğim yurt köşelerinde anamın dizinin dibinden uzak geçirilmiş ondört yıl… İşte bir garip gurbetlik… İlkokulu başarıyla bitirdim… Daha ilkokula gitmeden öğretmencilik oyunu oynadım okul bahçesinde… Daha çocukken hayran oldum bu mesleğe ve daha çocukken başladım kitap okumaya… Sınıfımın kitaplığında okumadığım kitap kalmamıştı ilkokul yıllarımda… Kemalettin Tuğcu en çok okuduğum yazardı bir de… Ve ilk defa Çalıkuşu’nu ilkokul 4 e giderken okumuştum sanırım… İlkokul dörtte babamızın kanserden vefatı üzerine anacağım benim hep doktor olmamı istedi… Babamın kanser olduğunu bile bile ameliyat eden doktorlara inat… Hastane köşelerinde yardıma muhtaç insanlara, bir gülümsemeye hasret kalanlara faydam olur düşüncesiyle hayallerinde kızı kerimesi doktor olmalıydı… Ama olmadı isyan bayraklarımı ilk defa evden ayrılmakla çekmiştim zaten… İkinci isyan bayrağımı ise orta 2 de verdiğim bir kararla ilahiyat okuma kararıyla çektim ve ben anamın hayallerine umuduna inat doktor olmadım olamadım… Ben ilahiyat hayranıydım… Gönül doktoru olmalıydım… Kalplere şifa olmalıydım. İnsan bedenen bir defa ölürdü ama ruhen imanen öldüğü zaman o ölünün hali bin beterdi…Ben kalp hastalarına deva olacaktım ben ilahiyatlı olacaktım…. Ve yıllar süren gurbetlik ve Marmara ilahiyat… Yeniden doğuş bir garip yaşam… Ölümle burun buruna geçirilen 2 yıl ve Rabbimin dünyadan nasibimi kesmediğini öğreniş ve sonrada yeniden sarılmak bir şeylere… Ve mezuniyet…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir