2018 Troya’nın Yılı Olacak

Çanakkale Valiliğinin, UNESCO listesine girişinin 20. yılında “2018 Troya Yılı Olsun” teklifi ile Kültür ve Turizm Bakanlığı 2018’i “Troya Yılı” ilan etti.

Çanakkale’nin 30 kilometre kadar güneyindeki Hisarlık tepesinde yer alan ve dünyanın en önemli antik yerleşimlerinden biri olan Troya kentinin tarihî geçmişi, 5 bin yıl öncesine dek uzanıyor. Avrupa edebiyatının kökeni kabul edilen Homeros’un eserlerine de kaynaklık eden Troya, 1998 yılında UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne girmişti.

5 bin yıllık geçmişe sahip Troya kentinin bulunduğu yerde dokuz tabaka hâlinde dokuz farklı medeniyetin izlerine rastlanıyor. Troya’daki en erken yerleşim katı MÖ 3000-2500 ile erken Tunç Çağı’na tarihleniyor. Bu tarihlerden sonra sürekli yerleşimlerin görüldüğü Troya’daki katmanlar, MÖ 85-MS 8. yüzyıla tarihlenen Roma Dönemi ile son buluyor.

AVRUPA MEDENİYETİNİN TEMELİ

Homeros’un, İlyada’ ve Odysseia isimli eserlerinde bahsettiği Troya ise bu tabakalardan sekizinci tabakadaki MÖ 700-85 yılları arasında varlık gösteren şehirdir. Bu dokuz tabakada rastlanan kesintisiz katmanlaşma ile Troya, Avrupa ve Ege’deki diğer arkeolojik alanlar için de referans olarak görülüyor. İlk olarak 1871’de Heinrich Schliemann, daha sonra W. Dörpfeld ve C. W Blegen tarafından kazılmış olan bu görkemli ve tarihî şehirde arkeolojik kazılar hâlen sürdürülüyor. Hatta son yıllarda yeni bir tabakanın ortaya çıkarıldığı ve dokuz olarak bilinen katmanların 10’a çıktığı yönünde güçlü görüşler bulunuyor.

Troya’da yaşanan savaşlar, pek çok destanın da konusu olmuştu. Bunlardan en meşhuru ise MÖ 900-800 arasında yaşamış olan Homeros’un İlyada ismini verdiği destanıdır. Homeros’un İlyada destanı Yunanlıların dokuz yıllık Troya kuşatmanın son yılında 51 günü kapsar. Aşil’in Agamemnon’a öfkelenerek sinirlenip savaştan çekilmesiyle başlayan destan, Aşil’in savaşa dönerek Hektor’u öldürülmesi ve cesedini Troya kenti etrafında sürüklemesiyle biter.

TROYA’DA NE OLDU?

Troya kenti, Çanakkale Boğazı’na hâkim konumu sayesinde deniz ticaretiyle geçinen Trakya, Makedonya, Tesalya, Mora ve İyonya ile Girit Adası ve Ege’ye serpilmiş diğer adalardaki irili ufaklı site devletlerinin tamamına yakınını ayrı ayrı haraca bağlamıştı. Bu sayede büyük bir servete kavuşan Troya tüm dikkatleri de üzerine çekmiştir.

Troya kentinin başında Kral Priamos bulunuyordu. Mitolojiye göre kralın en büyük oğlu Paris, İda Dağı’nda çobanlık yaptığı sırada Zeus tarafından üç tanrıçadan yani Hera, Athena ve Afrodit’ten hangisinin daha güzel olduğunu belirlemekle görevlendirilmişti. Paris ise Afrodit’i tercih etmişti. Bu tercihinden hoşnut olan Afrodit de güzelliği dillere destan Spartalı Helena’nın aşkını Paris’e hediye etti.

Ancak ortada ciddi bir problem vardı, Helena Sparta Kralı Menelaos’un karısıydı. Paris, bir yolunu bulup, Sparta’dan kaçırdığı Helena’yı Troya’ya getirdi. Olayı öğrenen Menelaos, Sparta’nın ayaklar altına alınan onurunu kurtarmak üzere kardeşi Miken Kralı Agamemnon önderliğinde tüm Akha ordularını birleştirip Troya üzerine gönderdi. Aslında savaşın diğer bir sebebi de Troya’nın içinde bulunduğu zenginlik ve bu zenginliğin başlıca kaynağı olan stratejik konumuydu.

Yunan müttefikler, 500’den fazla gemiyle geldiler ve karaya çıktılar. Kuşatmayı haber alan Troyalılar ise iç kaleye sığındılar. O dönemin savaş şekli sırayla ve teke tek mücadeleler şeklindeydi. Eli kılıç tutanlar güçsüzlerden daha güçlülere doğru karşılıklı savaşırlardı. Dokuz yıl süren kuşatma sırasında her iki taraftan da eli kılıç tutan savaşçılar çıktı meydana. Çetin mücadeleler yaşansa da kimse galip gelemedi. En son savaş meydanına çıkanlar, Yunan savaşçıların en cesur ve güçlüsü Aşil ile Troyalı Hektor oldu. Önce Aşil Hektor’u öldürdü. Daha sonrasında ise zafer sarhoşluğu yaşayan Aşil ayağına gelen mızrak darbesi ile can verdi.

Artık her iki tarafta en iyi savaşçılarını kaybetmişti. Yunanlar artık bütün ümitlerini yitirmişlerdi. O sırada Yunanlı savaşçıların en kurnazı Ulis bir fikir attı ortaya… Bu savaşı dövüşerek kazanamayacaklarını anlamışlardı. Ancak hile ile kazanabilirlerdi. Onlar da ünü asırları aşacak bir hileye başvurdular. Tahtadan devasa bir at yaptılar. İçine gönüllü savaşçılarını yerleştiler. Sabahın alaca karanlığında yenilmiş gibi yaparak, gemilerine bindiler ve gittiler. Yunanlıların kaçtığını zanneden Troyalılar kaleden çıktılar ve Yunanların bıraktığı eşyaları yağmaladılar. Geride bırakılan eşyalar arasında devasa boyutlarda bir de at bulmuşlardı. Bu ilginç ganimetlerini sürükleyerek kalelerine götürdüler.

Gece Troyalılar zaferlerini kutlarken saklandıkları atın içinden gizlice çıkan Yunanlılar kale kapılarındaki muhafızları öldürdüler ve kale kapılarını açtılar. Troyalıların kaçtı sandığı Yunan müttefikler aslında kaçmamış, gizlenmişlerdi. Gece olunca da geri dönmüşler, kale kapılarının kendileri için açılmasını beklemişlerdi. Böyle bir hileyi beklemeyen Troyalılar hazırlıksız yakalanmışlardı. Troyalı erkekler öldürülürken, kadınlar ve çocuklar esir alınmış, şehir ise yakılmıştı.

TROYA BİR DOĞU UYGARLIĞI MI?

Uzun yıllar Troya kazılarına başkanlık yapan ve 2013 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşlığına kabul edilen Prof. Manfred (Osman) Korfmann kentin önceki yıllarda bulunan mührünün Yunanca değil Luvi dilinde olduğunu, Luvi dilinin de Hititçenin Batı Anadolu’da konuşulan bir versiyonu olduğunu belirtmişti. Nitekim son zamanlarda yapılan araştırmalar Troya’nın Yunan uygarlığından ziyade kendi başına önemli bir uygarlık merkezi olduğu ve Batı’dan çok Doğu uygarlıklarıyla kültürel etkileşimler içinde olduğunu da göstermekte.

Kaynak: TR Dergisi

Hidayet Akçay on FacebookHidayet Akçay on GoogleHidayet Akçay on InstagramHidayet Akçay on TwitterHidayet Akçay on Youtube
Hidayet Akçay
Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri at Genç Yolcu
1985 Konya Ereğli doğumlu. ilk ve Orta öğrenimini Konya da Lise öğrenimi Darende de tamamladı. Anadolu Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri bölümü mezunu. Özel bir eğitim kurumunda Yönetici olarak görev yapmakta. Çeşitli dergi ve haber sitelerinde Turizm alanı ile alakalı yazıları yayınlanmıştır. Hobileri Seyehat ve spor. İngilizce, Arapça ve İspanyolca bilmekte, Evli ve bir çocuk babası.
Okunma: 232

Hidayet Akçay

1985 Konya Ereğli doğumlu. ilk ve Orta öğrenimini Konya da Lise öğrenimi Darende de tamamladı. Anadolu Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri bölümü mezunu. Özel bir eğitim kurumunda Yönetici olarak görev yapmakta. Çeşitli dergi ve haber sitelerinde Turizm alanı ile alakalı yazıları yayınlanmıştır. Hobileri Seyehat ve spor. İngilizce, Arapça ve İspanyolca bilmekte, Evli ve bir çocuk babası.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir