Yayladan Sahile Trabzon

Karadeniz Vakti Geldi… Trabzon’da Şenlikler Başlamışken, Yaylalar Taze Bahar Yeşilini Korurken, Tertemiz Serin Havaya Akçaabat Köftesinin Nefis Kokuları Yayılırken Hemen Yola Çıkmalı…

Trabzon sahil şeridi ve şehrin silüeti arkada kaldı. Ben Maçka’nın virajlı yollarında ilerledikçe tepelerden inen sis, çay tarlalarının üzerinde ince bir tül gibi serilmeye başladı. Yamaçlarda sırtlarında küfelerle yürüyen kadınlarsa bu sisin içinde yavaşça gözden kayboluyor. Karadeniz’in başına buyrukluğunu ve hoyrat havasını taçlandıran bereketli doğayı izlerken fark etmeden Hamsiköy’e varıyorum.

Lezzetiyle insanları uğruna seyahatlere teşvik eden, onlara kilometrelerce yol kat ettiren tatlılar vardır, Hamsiköy sütlacı da işte onlardan biridir; yiyeni kendine hayran bırakır.

Dağların arasında yemyeşil, pastoral bir yer Hamsiköy. Sütlacını nefis taze çay eşliğinde kaşıklarken, 20 Ağustos’ta “Hamsiköy Sütlaç Festivali”nin düzenleneceğini öğreniyorum.

Karadeniz’de şenlik de festival de çoktur. Hamsiköy gibi Maçka ilçesinin sınırlarında kalan Kiraz Yaylası’nda da temmuzun üçüncü cuma günü Ayeser Şenlikleri düzenlenecek. Bütün bir yazı şenlikler, festivallerle yaylalarda geçirme fırsatı olan Karadenizliler ve ziyaretçileri bu muhteşem doğanın güzelliklerini doyasıya yaşadıkları için şanslılar.

Ben de bu güzellikler arasında Trabzon’a doğru yola koyuluyorum. Keşif gezime yaylalarından başlamış olsam da şehirde görülmeyi bekleyen pek çok yer bulunuyor. Verdiği huzurun, mis gibi havasının, yaylalarının göz alıcı yeşilinin etkisinde, kendimi hareketli şehir merkezinin sokaklarında buluyorum. Trafiğe kapalı ve kalabalık Uzun Sokak, Trabzon’un ele avuca sığmayan enerjisini hemen hissettiriyor. Gelmeden önce adını duyduğum ve şırasını tatmak istediğim Beton Helva’da verdiğim kısa molada dükkânın müşteri yoğunluğu başımı döndürüyor. Burada eve gitmeden Beton Helva’ya uğrayıp bir miktar helva almak bir nevi âdet olmuş.

Trabzon Müzesi buraya yakınmış. Sakin bahçesini geçip müze binasına girince döşemelerden, duvarlardan yayılan tarih kokusu insanı zaman yolculuğuna çıkarıyor. Banker Kostaki Teophylaktos’a ait olan, iflasından sonra Nemlioğlu ailesi tarafından satın alınan ve Millî Mücadele yıllarında karargâh olarak kullanılan bu yapı şimdi bir müze ve içinde Cumhuriyet, Roma ve Helenistik dönemlerine ait pek çok parça sergileniyor.

Müzeyi gezdikten sonra MÖ IV. yüzyıldan beri şehri gözleyen Trabzon Kalesi’nin yanından geçiyor ve kentin bir diğer değerli mirası olan Ayasofya Müzesi’ne varıyorum. İstanbul’daki Ayasofya ile isim benzerliği dışında ortak bir özelliği bulunmayan ve taş işçiliğinin çağına göre son derece ileri olduğu kilise, XIII. yüzyıldaki V. Haçlı Seferi’nin kargaşasında İstanbul’dan kaçan ve Trabzon’da varlıklarını 250 yıl kadar sürdüren Komnenoslar tarafından inşa ettirilmiş. Kendine özgü bir yapıya sahip olan Ayasofya Müzesi’nin kabartma tasvirlerini; motiflerini ve süslemelerini uzun uzun incelerken acıkan karnım  uyarı göndermeye başlıyor. Trabzon lezzetlerini tatma vakti geldi… 700 yaşındaki Cephanelik Restaurant’ta kırmızı beyaz pötikareli sempatik örtülerin üzerine serpiştirilen Trabzon lezzetleri hayallerin de ötesinde zenginlikte: Hamsi kuşu, karalahana dolması, kuymak, kaygana ve turşu kavurması. Her biri damakta ayrı bir tat bırakıyor.

Yemeğin ardından tepedeki Atatürk Köşkü’nü ziyaret ediyorum. Çam ağaçlarıyla kaplı, çiçeklerle bezeli bahçenin içindeki köşk, sade ve dönemin karakterini yansıtan dekorasyonu ile önemli tarih duraklarından. Sonra da Akçaabat ilçesine yol alıyorum. Pek çok kişinin buraya geliş amacı lezzetli Akçaabat köftesi yemek olsa da Akçaabat’ın nispeten korunmuş tarihî evleri, manzaralı teraslara sahip konakları arasında dolaşmak ayrı bir keyif. Burası hareketli Trabzon’un huzur dolu yakın dinlenme noktalarından biri. Tarihî Timurcuoğlu Konağı’nın bahçesi, ufka doğru akıp giden Karadeniz’e bakıyor.  İçimden bir ses ise yaylaya dön diyor…

Size tavsiyem; ister Trabzon’un coşkulu yayla şenliklerinden biri için, isterseniz hayatın kendi rutinine döndüğü günlerin huzurunu yaşamak için yaylalara gidin. Sonsuzluğa uzanıyormuş gibi görünen yeşilliklerde bambaşka bir huzur bulacağınıza eminim.

Kaynak: Skylife

Mustafa Aysabar on EmailMustafa Aysabar on Facebook
Mustafa Aysabar
Halkla İlişkiler
1984 Kahramanmaraş Doğumlu. Suudi Arabistan Mekke'de ikamet etmektedir. Halkla İlişkiler bölümü mezunudur. Yurt içi ve yurt dışında, inşaat sektöründe faliyet gösteren çeşitli firmaların muhasebe, idari işler, lojistik departmanlarında görev yapmıştır. Mescid-i Haram'ın genişletilmesi ve Osmanlı Revakları restarosyonu projesinde aktif görev almıştır. Hobileri arasında yüzme ve su sporları vardır. Aynı zamanda rafting antranörü ve lisanlı sporcudur. GençYolcu.com 'da genelde gezi kategorisinde yazılar kaleme almaktadır.
GençYolcu.com'da bu yazıyı okuyan 30. kişisiniz.

Mustafa Aysabar

1984 Kahramanmaraş Doğumlu. Suudi Arabistan Mekke'de ikamet etmektedir. Halkla İlişkiler bölümü mezunudur. Yurt içi ve yurt dışında, inşaat sektöründe faliyet gösteren çeşitli firmaların muhasebe, idari işler, lojistik departmanlarında görev yapmıştır. Mescid-i Haram'ın genişletilmesi ve Osmanlı Revakları restarosyonu projesinde aktif görev almıştır. Hobileri arasında yüzme ve su sporları vardır. Aynı zamanda rafting antranörü ve lisanlı sporcudur. GençYolcu.com 'da genelde gezi kategorisinde yazılar kaleme almaktadır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir