Türklerin efsane 7 savaşı | Genç Yolcu

Türklerin efsane 7 savaşı

Türklerin efsane savaşları

Dünya, Türk halkının 15 Temmuz’da vatan hainlerine karşı mücadelesini gördüğünde tanklara karşı gösterilen cesaretin nereden geldiğini merak etmişti. Halbuki bu Türkiye’nin ne ilk ne de son zaferi idi. Cins Dergi, Osmanlı’da Kosova Savaşı ile başlayan kutlu zaferin 15 Temmuz’a dayanan izlerini sıraladı.

FETÖ’nün 15 Temmuz’da gerçekleştirdiği hain darbe girişimine kadar Türklerin vatanlarını korumak adına gösterdiği mücadeleler tarih boyunca tüm medeniyetleri kendine hayran bıraktı. İşte Osmanlı’dan Cumhuriyete kadar dünyayı şaşkına çevirmiş Türklerin vatan savunmasını anlatan efsane savaşlar…

Kosova Savaşı

Kosova Savaşı

Tarih ne zaman başlar sorusunun cevabıdır bir yerde. Yıl: 1389. Osmanlı kurulmuş, henüz üzerinden yüz yıl geçmiş. Osman Gazi’nin açtığı yolda Orhan Gazi hızla yürüyor. Sonra onun oğlu Sultan Murad namıyla bir kahraman. Babasının “Edirne’yi tut” tavsiyesinin üzerine gidiyor. Balkanlara doğru yürüyor Sultan Murad. O yürüdükçe ayak bastığı topraklar kısa sürede ‘vatan’a dönüşüyor. Zaman hızlı geçiyor, Sofya, Niş ve Manastır gibi kıyamete kadar Türk yurdu olarak kalacak toprakları Osmanlı tek tek vatan kılıyor. Bütün Batı dünyası, Osmanlı’nın Pazar gezmesine çıkmış gibi Balkanlarda ilerleyişinden elbette rahatsız. Çare Haçlı ordusu kurmak. malatya tabela

Kuruyorlar da. 100 binin üzerinde devasa bir Haçlı ordusu. Yakmak ve yıkmak için hazır. Osmanlılar, Haçlı ordusunun ancak yarısı kadar. Bu yeni Haçlı Ordusu’nun tek bir amacı var: Osmanlıların Balkanlardaki ilerleyişini durdurmak ve Müslümanları Balkanlar’dan ebediyen söküp atmak. Ancak Kosova Meydanı, 150 binden fazla kişinin katıldığı bu savaşa sadece 8 saat şahitlik edebildi. Haçlı ordusu bütünüyle ortadan kaldırıldı.

Sultan Murad, savaştan hemen önce yaptığı duasında istediği gibi şehit oldu. Ama bu 8 saatlik zafer sonrası, Osmanlılar Balkanları ‘yurt’ kıldı. Bu zafer sonrası bölge, 400 yıldan daha fazla bir süre Osmanlı idaresinde kalacaktı. Kaldı da. Devlet-i Ali’yi İmparatorluğa dönüştüren ilk adımdı Kosova Savaşı. Benzerlerinin daha sonra çok defa yazılacağı eşsiz bir kahramanlık destanının ilk yazıldığı yer oldu. Kosova, tarih ne zaman başlar sorusunun cevabıydı. malatya reklam

Niğbolu Savaşı

Niğbolu Savaşı

Hikâye yine aynı: Bir tarafta Haçlı ordusu. Yani Roma- Cermen İmparatorluğu, İngiltere, Fransa, İskoçya, İsviçre, Macaristan, Eflak, Lehistan, Venedik Cumhuriyeti ve daha başka ‘Kimi Hindu kimi Yamyam kimi bilmem ne bela’ bir sürü farklı grup; diğer yanda Osmanlı ordusu. 60 bin kişiden oluşan Osmanlı, 130 bin kişilik Haçlı ordusunun karşısındaydı yani. Ortaçağ’ın son büyük Haçlı Seferi’ne bu kez Tuna Nehri kıyısındaki Niğbolu şahitlik edecekti.

Haçlı ordusunun amacı bir öncekiyle aynıydı. Fakat matematiğe olan güvenleri bu kez taleplerini bir adım daha öteye taşımıştı. Türkleri tarihten silmek. Kalabalıktılar, güçlüydüler, kibirliydiler. Tarih: 28 Eylül 1396. Henüz Tuna’nın ağlamadığı yıllar. İki ordu karşılaştı. Tecrübe aydınlatıyor. Bu kez savaş hepi topu sadece 3 saat sürdü. Net bir Türk zaferiydi. Parlak bir zekânın dünyaya armağan ettiği bit kahramanlık destanıydı.

Haçlı süvarilerini atından indirmeyi akleden Osmanlı’nın net bir zaferi. Nasıl mı? İlk hattın gerisinde yerlere sivri kazıklar çaktı Osmanlılar. Sonra geriye sahte ricat. Haçlılar, mutlulukla sürdüler atlarını, kazıkların olduğu yere gelince atlarından indiler mecburen. Atından inenin kellesiyle birlikte Türk’ü tarihten silmek düşüncesi de kafalarından çıkmış oldu. Artık toplanıp da kendileri gelemeyecekti. Eşsiz bir zafer olarak Türklerin kalın zaferler kitabındaki yerini aldı Niğbolu. Müthiş bir gündü.

İstanbul’un Fethi

İstanbul’un Fethi

Zaman ilerlemiş, Osman Gazi Han’ın Söğüt’te kurduğu devlet, Anadolu’da olduğu gibi Trakya ve Balkanlar’da da epey mesafe kat etmişti. Osmanlı Devleti’nin tam ortasında bir ur gibi duran siyah lekeyi saymazsak her şey yolundaydı. Osmanlılar, bütün Batı ittifakını tek bir yumrukla dağıtacak kadar güçlüydüler ancak bu güçleri her şeye rağmen Doğu Roma’nın başkentini düşürmeye yine de yetmiyordu. Yıllar yılları kovalamış, daha önceki girişimlerin hepsi başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

Bir avuç toprak olarak kalmıştı Bizans elbette. Ancak çok güçlü aşılmaz surları ve surlarından daha güçlü bağlantıları vardı. Ne vakit niyet ettiysek olmadı. Ancak günü gelmişti. Tahtta II. Mehmed oturuyordu. İlk günden itibaren bütün hesapları İstanbul’u almak üzerineydi. Yaptığı her şeyi bunun için yaptı. Ön hazırlıklardan sonra nihayet 6 Nisan 1453’te ilk kuşatma başladı. Bizans’a yine yedi diyardan yardım etmeye çalıştı Haçlılar. Fatih’in aldığı önlemler pek çoğunu engelledi. Osmanlı ordusu, şehri dört bir yandan kuşatmış, ağır bombardıman altına almıştı. Ara ara hücumlar da gerçekleştiriliyordu ancak büyük ve güçlü surlar bir türlü aşılamıyordu.

Yabancı kronikler, Türklerin surlar önünde şövalyeler tarafından ekin biçilir gibi biçildiğini kaydediyordu. Kuşatmanın üzerinden bir ay geçmesine karşın, Bizans hiç de düşecek gibi durmuyordu. Bin yıldır ayakta olan Doğu Roma İmparatorluğu’nu devirmek elbette kolay olmayacaktı, olmadı da. Fatih, bu kez fizik kurallarını zorlayan dâhiyane bir çıkış üretti: Haliç’e gerilen Bizans zincirini aşmak için gemileri karadan yürütmek! Hani diyordu ya: “Deha, imkânsız zannedilende mümkünü görebilmektir. Gemilerin karadan da yürüyebileceğini sezmek, Mehmet’lerden birini Fatih yapar.” Tam olarak buydu. Osmanlılar, 56 gün sonra, 1058 yıldır ayakta duran Doğu Roma İmparatorluğu’nu tarih defterinden ebediyen sildi.

Mohaç Savaşı

Mohaç Savaşı

O günlerde tabi Guinnnes Rekorlar Kitabı diye bir şey yok, olsaydı ilk sayfaya yazılacak bir kahramanlık destanı olacaktı Mohaç. Neden mi? Tarihin en kısa süren meydan savaşına hoş geldiniz çünkü. Derler ki iki saatten bile daha kısa sürede oldu bitti her şey. Macaristan var. Bugünkü gibi değil tabi, Avrupa’da Osmanlı’ya kafa tutabilecek denli güçlü bir devlet. Biraz da Almanların gazına gelerek rahatsızlık veriyor çevreye.

Mesele daha geride Macaristan’ın Osmanlı’nın elçisi Behram Çavuş’u öldürmesine gidiyor aslında. Elçiye zeval ediyorlar ya, Osmanlı da bütün bir Macaristan’a zeval veriyor. 1526 kışında İstanbul’dan yola çıkan Sultan Süleyman, aynı sene Mohaç Ovası’nda alıp, otağını kurup taktik gereği Macar ordusunun saldırmasını bekliyor. Macarlar da saldırıyor tabi. O hep bildiğimiz, her seferinde uyguladığımız ve her seferinde tutan efsane Hilal Taktiği’ni uyguluyoruz yine. Yiyorlar yine. Sahte ricat yapıyoruz ve Macar ordusu, Osmanlı toplarının karşısında kalıyor. Kesin bir zafer. Bir Behram Çavuş etmez belki ama bütün Macar ordusu imha. Daha olduğu gün tarihe geçmiş bir savaş. Müthiş.

Preveze Deniz Savaşı

Preveze Deniz Savaşı

Karaları baştan başa tutan Osmanlı, karada yenilemezdi. Bu netti. Ama deniz hâkimiyeti kendisine terkedilemezdi. Böyle giderse Akdeniz bütünüyle Türk hâkimiyetine girecekti, bu kabul edilemezdi. Türkleri en azından denizden süpürelim diyerek Deniz Tanrısı Neptün’e benzettikleri Andrea Doria namlı kâfir komutasında 300 gemi 80 bin askerle Preveze açıklarına demir atar Haçlı donanması. Karşısında Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa var.

122 gemi ve 12 bin levent. Haçlı donanması güçlüdür, kalabalıktır ve kibirlidir. Barbaros’un savunma yapacağını beklerler ama tersi olur. Bir avuç gemiyle saldırır Hayreddin Paşa. Sonuç Doria gafili gafil avlanır. Gafil dediğimize bakmayın, dünyanın gördüğü en büyük denizcilerdendir Doria. Ama nafile. Hayreddin Paşa, tek bir gemi bile kaybetmeden savaşı kazanır. 13 gemisini batırır, 40’ya yakın gemiyi ele geçirir ve Haçlılar kaçar.

İstiklal Harbi

İstiklal Harbi

Bakmayın kırıldığımıza, bakmayın hüzünlü olduğumuza, bakmayın zaferimizi layıkıyla anamadığımıza. Bütün dünyanın kötü sonla yazdığı senaryoyu tek başımıza tırnaklarımızla çevirdiğimiz yerdir İstiklal Harbi. Biz çöküşün destanını bile yazmamış insanlarız ya o yüzden biraz… Öldüğümüz yerde bile bir destan yazabileceğimizi o yüzden… O yüzden anlatamadık. Harb-i Umumi denilen belanın pençesindeydik.

Sene 1914. Osmanlı, I. Dünya Savaşı’na girmeyebilir miydi? Elbette ve maalesef hayır! Çünkü savaşı senin için çıkarmışlardı. Girdik. Yenildik. Güzel yenildik ama. Battık. Bir güneş olarak ama. İşte o güneş İstiklal Harbi’nin ta kendisiydi. “O kadar da değil” dediğimiz şeydir İstiklal Harbi. Ölürken yaptığımız son hamledir, bizi hayata döndüren. Burası yetmez anlatmaya hikâyeyi. Dünya tarihinin daha önce hiç görmediği bir kahramanlık destanıydı. Tek bir örneği bile yok bütün insanlık tarihinde. Mermisi biten bir milletin çıplak ellerle zafer yazabileceğini gösteren en net cevaptı. Yedi düvele. Yani bütün bir Haçlı ittifakına. Umutsuzlara. 

15 Temmuz 2016

15 Temmuz 2016

Bazı unuttuğumuz şeyleri, bazı bize unutturulan şeyleri, bazı unutmayı tercih ettiğimiz şeyleri yeniden bize hatırlatan tarihtir 15 Temmuz 2016. Şimdi tüm bunlarla ne alakası var denilemez asla. Nasıl ki başarsalardı 1389’da Kosova’da bizi durdurmak isteyeceklerdi, 15 Temmuz’da da aynısı amaçlandı. Nasıl ki başarsalardı 1396’da Niğbolu’da bizi haritadan silmek isteyeceklerdi, 15 Temmuz da aynısıydı…

Nasıl ki Harb-ı Umumi sonrası başarsalardı bugünkü topraklarımızda bile bize yer vermek istemeyeceklerdi, tıpkı 15 Temmuz’da da bunu planlamışlardı. Sapık bir cemaatin lanetli planları değil mesele, biliyoruz. Haçlı ruhu için, 100 yıllık bir aranın sona erdirilmesi, 100 yıl önce yarım kalan hesabın kapatılmasıydı.

Ama olmadı. Kazanlı Mustafa Amca sayesinde olmadı, şehit Ömer Halisdemir sayesinde olmadı, “insan bir defa ölür lan” diyerek mermilerin üzerine yürüyenler sayesinde olmadı. Ve tıpkı İstiklal Harbi gibi, siz denediniz başaramadınız, şimdi hamle sırası bizde diyeceğimiz günlerin kapısını açan tarihtir 15 Temmuz. Bu yüzden bir savunma savaşından çok, bir yarma harekatıdır, bir saldırı savaşıdır. “Şimdi hamle sırası bizde ulan” dediğimiz günün başlama tarihidir.

Kaynak: Cins Dergisi

İsmail Hakkı Çetin on Emailİsmail Hakkı Çetin on Facebookİsmail Hakkı Çetin on Instagramİsmail Hakkı Çetin on Twitter
İsmail Hakkı Çetin
İlahiyatçı / Araştırmacı / Yazar at Seferi Dergisi
1993 Malatya Darende doğumlu. İlk, Orta ve Lise eğitimini Darende'de tamamladı. 2011 yılında Hulusi Efendi Kuran Kursu'nda hafızlık eğitimini tamamladı. Bosna Hersek Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. Anadolu Üniversitesi İalhiyat Fakültesi öğrencisi. Seferi e-dergisi yayın kurulu üyesi ve yazarı. Kırmızı çizgisi çay, Hobileri arasında Fotoğraf, futbol, masa tenisi ve yüzme vardır. Beşiktaş taraftarı, Boşnakça bilmekte. Arapça ve İngilizce öğreniyor.
GençYolcu.com'da bu yazıyı okuyan 97. kişisiniz.

İsmail Hakkı Çetin

1993 Malatya Darende doğumlu. İlk, Orta ve Lise eğitimini Darende'de tamamladı. 2011 yılında Hulusi Efendi Kuran Kursu'nda hafızlık eğitimini tamamladı. Bosna Hersek Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. Anadolu Üniversitesi İalhiyat Fakültesi öğrencisi. Seferi e-dergisi yayın kurulu üyesi ve yazarı. Kırmızı çizgisi çay, Hobileri arasında Fotoğraf, futbol, masa tenisi ve yüzme vardır. Beşiktaş taraftarı, Boşnakça bilmekte. Arapça ve İngilizce öğreniyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

12 + fifteen =