Osmanlı’nın çok kimlikli toplum yapısını yansıtan Fener ve Balat semtleri, geleneksel mahalle dokusunu kaybetmeden, eski günlerinin canlılığına kavuşmayı bekliyor. Ne “Şişli’de bir apartıman”, Nişantaşı’nda bir daire, adada yazlık ev… Ne “nikel-kübik mobilyalar… aşçı, uşak, hizmetçiler… duvarda yağlı boyalar”… Doğrusu, Fener’e gidip de İstanbul’a yedi tepesinin birinden bakınca ‘Lüküs Hayat’ operetinin sözlerini işte böyle ters çevirip söylemek geldi içimden… Oysa, buraya tırmanırken tek bir düşüncem vardı: Sahilden düşsel bir şato gibi duran Fener Rum Lisesi’ni yakından görmek, 19. yüzyılın sonlarında Fransa’dan getirildiği söylenen o kırmızı tuğlalarına dokunmak… Ne var ki tepeye çıkınca da çiçeğe Read the full story


