Rize'ye Gitmek İçin 7 Neden | Genç Yolcu

Rize’ye Gitmek İçin 7 Neden

Rize, sahip olduğu büyük zenginliklerle gezginleri şaşırtmaya devam ediyor.

Çayla ilgili her şey

Çayı çok seviyorsunuz değil mi? Muhtemelen sabah gözünüzü açtığınızda elinize aldığınız ince belli geleneksel çay bardağına, ancak gece uykuya dalmadan veda edebiliyorsunuz. Yalnız değilsiniz. Hatta Türk halkı olarak bu sevgide tek vücuduz. Kişi başına en çok çay tüketilen ülkeler sıralamasında ipi göğüslemiş, ilk sıraya yerleşmiş durumdayız. Üstelik nesilden nesile geçen bir tutkudan söz etmiyoruz! Türkiye’nin ilk çay fabrikası 1947 yılında açılmış. Çay, hayatımızın her anına bu kadar hızlı girmiş! Rize’ye gitmek için pek çok neden var ama onların hiçbiri olmasaydı da, çayla tanışmak başlı başına bir neden olurdu. Rize, çayın başkenti.

Üreticilerin “çaylık” dediği ülkemizdeki çay bahçelerinin yüzde 66,7’sine sahip. Yani nereye baksanız, birbirine paralel uzanan ince yeşil sıraları görürsünüz. Sadece görmek değil, çayla birlikte gelen canlılığı yaşamak istiyorsanız, Rize planınızı mayıs-eylül ayları arasında yapmalısınız. Böylece çay makasıyla çay toplayıp, bir çay fabrikasında üretim sürecine tanık olup, buram buram kokusunu içinize çekebilir, hasat dönemi festivallerine katılabilirsiniz. Türk çayının, Hindistan’ın Darjeeling bölgesinde çok az miktarda üretilen çayla birlikte, üzerine kar yağdığı için haşere barındırmayan, dolayısıyla ilaçlanmayan, yani pestisit içermeyen tek çay olduğunu öğrenebilirsiniz.

Geleneksel Rize evleri

Rize’nin geleneksel mimarisi, sosyal ve kültürel değerleri de doğası kadar özel. Amansız bir coğrafyanın dayattığı zorunluluklar, estetikten vazgeçilmeden uygulanmış ve bugün de hayranlık uyandıran yöresel bir üslup doğurmuş. Temel ve zemin katı taş, üst katları ahşap olarak tasarlanan Rize evleri, ahşabın etkisiyle nefes alır ve yaz sıcaklarında serin, kış soğuklarında sıcak kalırmış. “Dolma taş yöntemi” denilen teknikle yapılan evlerin taş zemin katı üzerinde yükselen ahşap karkas kafeslere birer büyük nehir taşı konulur ve çevresi doldurulurmuş. Zamanla kararan kestane ağacının arasına sıralanmış dere taşlarının ortaya çıkardığı renk cümbüşü, evleri birer masal nesnesine dönüştürmüş.

Hâlâ hayranlıkla seyre dalacağınız, ahşabın taşla el ele vererek hırçın doğaya, yüzyıllara meydan okuduğu bu evler, insanoğlunun yeni yaşam alışkanlıklarına yenik düşmüş. Yaşı 80’i aşkın bir taş ustası, bölgeye çimento geldikten sonra, yani 70 yıldır dolma taş ev yapılmadığını söylüyor. Bugün Rize’de özellikle kamu binalarında yaşatılmaya çalışılan dolma taş mimarisinin en fazla örneğini bulabileceğiniz bölge Fındıklı ilçesi Çağlayan ve Arılı köyleriyle İkizdere ilçesi Güneyce köyü.

Festivaller, şenlikler

Rize’de dur durak yoktur. Rizeliler çalışmayı da sever, festivaller ve şenliklerle emeğini, ürününü kutlamayı da… Tulum sesinin horona karıştığı, yerel lezzetlerin tadıldığı bu kutlamalar temmuz ve ağustos aylarında yoğunlaşmakla beraber, tüm yıla yayılır. İçlerinden birkaçı, size çocukluk eğlencelerinizi hatırlatacak kadar sıra dışı. Yarıyıl tatilinde düzenlenen Ayder Kardan Adam Şenlikleri’nde çamaşır leğeni, şişme deniz botu, naylon torba gibi, kayak dışında bulacağınız ne varsa kapıp pist sonundaki kar tepesine çarpmayı göze alarak kaymak, kolay unutulacak bir deneyim değil.

Yine İkizdere’ye bağlı Meşeköy köyünde kış aylarında düzenlenen “lazboard” kayak şenliği, değme snowboard’culara ter döktüren bir eğlence. Köyün eski kuşaklarının kullandığı lazboard’u snowboard’dan ayıran, dengenin ucundaki bir metrelik iple sağlanması. Yaz festivallerinin en eğlencelisi ise “Formulaz”. Ardeşen’de, Tahta Araba Yarışı Şenliği adıyla düzenlenen etkinlikte, el yapımı tahta arabaların “soluk kesen” yarışı büyük ilgi görüyor. Yarışın eğlencesine, parkur kenarına asılan “Uçuruma düşmek yasaktır”, “En keskin viraj 53 metre geride” gibi tabelalar da katılıyor.

Feretiko

Feretiko, Rize kadınlarının nesilden nesile daha bir hünerle dokuduğu bir kumaş. Bugünkü adıyla Rize bezi. Osmanlı saraylarını da süsleyen bir gelenek olarak feretiko, dokuma tezgâhıyla, malzemesiyle, desenleriyle çok özel bir kumaş. O yıllarda Türkiye’nin birçok bölgesinde yetişen sınai bir bitki olan kendirin elyafından halat, ip, sicim üretilirmiş. Ancak Rize’nin kavurmayan güneşi, liflerin sertleşmesini engelleyen bol yağışı, akarsularındaki yüksek seviyede ozonun bir araya gelmesi sonucunda burada yetişen bitkinin liflerinden çok ince iplik bükülebiliyor, bu da feretikoya incecik dokusunu kazandırıyormuş. Çay öncesi yılların Rize evlerinde birer feretiko tezgâhı varmış.

O tezgâhlardan yayılan “tak tak” sesleri de günlük hayatın bir parçasıymış. Bugün, tekrar canlandırılmaya çalışılan bu geleneksel ürün çeşitlendirilmiş. Eskiler feretikodan giysi ve çarşaf dikermiş. Onların bugün tezgâh başına geçen torunları, masa örtüsü, oda takımı, perde, yatak örtüsü de yapıyor. Feretiko dokuyan kadınlar, bu kumaşın eskilerce giysi olarak kullanılmasının nedenlerini şöyle sıralıyor: Yüzde 70’i kendir, yüzde 30’u pamuk olan feretiko, astım ve bronşit hastalarının solunumlarını rahatlatıyor, vücuttaki tüm teri çekiyor, yazın serin kışın sıcak tutuyor, çarşaflarda bakteri üretmiyor… Feretikoyu denemek, dokunuşunu izlemek isterseniz, yerel yönetimlerin açtığı atölyeler ile Çayeli Kurular Rize Bezleri, Zaimoğlu Rize Bezleri gibi büyük mağazalar sizi bekliyor.

Adrenalin sporları

Rize’nin doğası ziyaretçilerine huzurlu bir güzellik sunuyor; insanı da heyecanlı aktivitelerle bu huzura keyifli kahkahalar katıyor. Eğer adrenalin tutkunuysanız, Rize’ye hoş geldiniz! Seçenekler çok. Koltuklarının altında araba şambrelleriyle Fırtına Deresi’nin azgın sularında elleri yardımıyla sürüklenen çocuklar, bugün profesyonel raftingci oldular. Avuçlarının içi gibi bildikleri bu sularda, katılımı giderek artan rafting aktiviteleri düzenliyorlar. Fırtına Deresi ve İkizdere Nehri, Türkiye’nin en iyi rafting parkurları arasında yer alıyor. Dere üzerinde onlarca rafting merkezi hizmet veriyor. Uçmak istiyorsanız, “Kaz uçar da, Laz uçmaz mı?” sloganıyla estirilen zipling heyecanını deneyin.

Güvenlik kemeriyle bağlanıp çelik halatları taktıktan sonra vadinin bir yakasından diğerine, Fırtına Deresi üzerinden uçacaksınız. Kayağa meraklıysanız, Türkiye’de sadece Rize’de, dünyada da az sayıda bölgede yapılabilen heliski seçeneğiniz var. Helikopterlerle alınarak Kaçkar Dağı eteklerindeki hiç dokunulmamış bölgelere bırakılıyorsunuz. Rize’de heyecan bu kadarla da kalmıyor. Bir seçeneğiniz daha var. Bir sapana sıkıştırılan taşın yerinde olduğunuzu düşünün. Adına bu nedenle “insan sapanı” denilen bu heyecan kasırgası, yine Fırtına Vadisi üzerinde estiriliyor. Daha sakin bir spor tercih ederseniz, Kaçkar Dağlarında pek çok tırmanış ve trekking rotası var. Millî Park içinde tabelalar sizi yönlendirebilir.

Özgün tatlar

Rize’ye gitmenin en güzel tarafı, şehrin sürprizlerle dolu olması. Pastane vitrininde mor bir tatlı, fırıncı rafında susamsız bir simit, sütlaç üzerinde kadayıf ve tepeleme fındık… Üstelik bu ilginç tatları, kartal yuvası konumundaki mekânlarda, güzelliği Karadeniz’i bir anlamda gölgede bırakan dağlara karşı deneyimleyebiliyorsunuz. Muhlama, hamsili pilav, haşlama gibi bilinen yemeklerinin dışında, Rizelilerin hayatlarının bir parçası olarak benimseyip yaşattığı, ziyaretçilerin ise varlığından pek haberdar olmadığı bu lezzetlerden mor olanın adı pepeçura.

Yeryüzünde kaç tane mor yiyecek var, bunlar renklerini nereden alıyor bilinmez; pepeçuranın ana maddesi Karadeniz’in mis kokulu kara üzümü. Türkiye’de sadece Karadeniz’de yetişiyor. Dünyada “isabella”, Karadeniz’de ise kokulu üzüm veya çilek üzümü diye anılıyor. Bu şifalı tatlının hoş bir burukluktaki tadı şeker oranıyla dengeleniyor. Diğer benzersiz lezzet, Rize simidi. Dayanıklılığı nedeniyle Çarlık Rusyası’nda askerlere katık olarak üretildiği, Rizeli ustaların kendi yöntemleriyle zenginleştirdiği tahmin edilen bu simidin yapımı diğerlerinden çok farklı. Su, un ve mayayla hazırlanan simit bir dakika haşlandıktan sonra pekmeze batırılıp çıkarılıyor. Kuruyunca da kara taştan fırına atılıyor. Fırından çıkmış çıtır simidi, demli bir Rize çayı eşliğinde yemeden şehirden ayrılmayın.

Yaylalar

Termal kaplıcası olan Ayder Yaylası, malum, Rize’deki en büyük turizm merkezi. Ancak Rize yaylalarının her biri çok özel, görülmeye değer. Peki neye göre seçim yapacağız? Uzun yıllardır bölgeye tur düzenleyen Şener Kalemli’nin özeti, yayla seçiminizi kolaylaştıracak: Anzer Yaylası balıyla ünlü. Ovit, ülkemizin en yüksek geçidine sahip, herkesin rahatça ulaşabileceği bir yayla. Cimil, İkizdere Vadisi’nin en büyük yaylası. Petran Yaylası, Lazboard şenliği dolayısıyla tercihen bir kış durağı.

Çamlıhemşin’deki Hacivanak, Vercenik yaylaları, Kaçkarların ikinci büyük zirvesinin eteğinde. Kito Yaylası, en güzel bulut denizine sahip. Ambalı, buzul göllerinde alabalıkların yaşadığı yayla. Çat Yaylası, şimşir ormanlarıyla çevrili. Trovit Yaylası’nı kesmetaş evler süslüyor. Pokut ve Sal yaylaları, en güzel yayla evleriyle diğerlerinden farklı. Samistal, Hemşin Deresi’ndeki en yüksek yayla. Şelaleler Vadisi’nde Amlakit, Palovit ve Apivanak yaylaları sıralanıyor. Hazindak, yerleşim ve ortak yaşam planı yapılarak kurulmuş ilginç bir yayla. 600 yıllık kervan yolu ve geçidi üzerindeki Kavron, Kaçkar zirvesinin kuzey rotasından tırmanış yapılan ana yola sahip. Kaçkar Dağlarındaki en yüksek yürüyüş yolu Lanetleme Geçidi, Çaymakçur Yaylası’nda. Avusor Yaylası’nda Kemerli Kaçkar zirvesi bulunuyor. Koçdüzü ise ülkemizdeki en yüksek yayla. Adalıgöl Yaylası, gölünde yüzen adalarıyla büyülü bir yer gibi…

Gün batımı noktasındaki Hüser Yaylası’ndan, Ayder Deresi’ni besleyen bütün vadilerin seyri mümkün. Didimgola ve Şorağh, Lazların kullandığı en kalabalık yaylalar. Çapukli Yaylası, Üçgöller adlı buzul göllerine sahip. Siprona Yaylası’ndan Kaçkar Dağlarının birçok zirvesi, Züğü Yaylası’ndan Rize sahil şeridi seyredilebiliyor. Şehrin en ilginç yaylalarından biri Çamlık Yaylası olsa gerek; yayladaki Marsis Tepesi’nde paganist bir tapınak ve geçmişte adak adanan kurbanların pişirilip yenebildiği yüzlerce taş tencere var.

Rize Fotoğrafları

Yazı: Belgin Demirer Fotoğraf: Murat Topal

Hamit ihtiyar on FacebookHamit ihtiyar on InstagramHamit ihtiyar on TwitterHamit ihtiyar on Youtube
Hamit ihtiyar
1996 Bursa İnegöl doğumluyum. Lise eğitimimi Özel Birgül Lisesinde tamamladım. Uludağ Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü 4. sınıf öğrencisiyim. Seyahat etmeyi seviyorum. Şimdiye kadar 12 ülkede bulundum ve bu sayıyı arttırmaya çalışıyorum.
GençYolcu.com'da bu yazıyı okuyan 218. kişisiniz.

Hamit ihtiyar

1996 Bursa İnegöl doğumluyum. Lise eğitimimi Özel Birgül Lisesinde tamamladım. Uludağ Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü 4. sınıf öğrencisiyim. Seyahat etmeyi seviyorum. Şimdiye kadar 12 ülkede bulundum ve bu sayıyı arttırmaya çalışıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir