Kut’ül Amare: Unutturulmaya Çalışılan Şanlı Türk Zaferi | Genç Yolcu

Kut’ül Amare: Unutturulmaya Çalışılan Şanlı Türk Zaferi

Kut’ül Amare Zaferi Nedir?

Kut’ül Amare Birinci Dünya Savaşı tarihin gördüğü en kanlı savaşlardan biriydi. Osmanlı Devleti de bu savaşta birden fazla cephede savaşmaktaydı. Bu cephelerden biri de Irak Cephesi’ydi. Irak Cephesi, İngilizlerin petrol sahalarını ele geçirmek amacıyla Bahreyn’i ve Basra’yı işgali üzerine açılmıştır. Bu coğrafya İngilizlerin bir damla petrol için bir insan katledecekleri çok önemli bir coğrafyadır. Hindistan’daki sömürgelerinin güvenliği için de Irak oldukça önemliydi. Aynı zamanda Osmanlı Sultanı II. Abdülhamit Han’ın hayata geçirdiği Hicaz demiryolu da İngilizleri rahatsız ediyordu. İngilizler, Irak’a sefer düzenlemiş, bölge hakimiyeti için her şeyi göze almışlardır.

İngilizler, Irak Seferi’nin başında Osmanlı’ya karşı üstünlük sağlayarak Bağdat’a doğru ilerlemeye başlamışlardır. Çok geçmeden bu ilerleyiş yavaşlamış ve durdurulmuştur. Başkomutan Vekili Enver Paşa, Irak cephesinin başına Süleyman Askeri Bey’i getirmişti. Süleyman Askeri Bey, bölgedeki yerel güçleri de örgütleyerek İngilizleri durdurmayı planlıyordu. İngilizlerin ilerleyişine rağmen İttihat ve Terakki kuvvetleri destek olarak bölgedeki güçlerini kolordu seviyesine çıkarmıştı. Süleyman Askeri Bey’e ait Osmanlı birlikleri Nasırıye’yi ele geçirip, Şuayibe bölgesinde İngiliz birliklerine saldırdı. Ancak imkânsızlıklar neticesinde Osmanlı askerleri zayıf düşüyordu. Büyük kayıpların ardından geri çekilmek zorunda kalındı. Durumu gururuna yediremeyen Süleyman Askeri Bey hayatına son verdi.

Kutü’l-Amare’de Nurettin Bey ve Mirliva Halil Paşa

İngilizlerin Irak’taki kuvvetlerinin başına General Townshand getirildi. Aynı zamanda Osmanlı kuvvetlerinin başında da Nurettin Bey bulunuyordu. Irak savunması için hazırlık yapılıyordu ancak Osmanlı birliklerinin imkânları sınırlıydı. Bu sırada İngilizler 31 Mayıs’ta ilerleyişe başlamışlardı. 3 Haziran’da Amare’yi, 25 Temmuz’da Nasırıye’yi ele geçirmişlerdi. Aynı zamanda da İngiliz casusları Araplar arasında propaganda yapıyorlardı. İngilizler Arapları, Osmanlı zulmünden kurtaracaklarını iddia ediyorlardı. İngilizler kazandıkları başarılarla Bağdat’a doğru ilerlemek istiyorlardı ancak ikmal aldıkları denizden de uzaklaşmak istemiyorlardı. General Townshand kendine emir gelmeden hareket etmemişti. Beklediği emir ise 23 Ağustos 1915’te geldi. Talimatta Osmanlı birliklerinin imhası, Kutü’l-Amare’nin işgali isteniyordu.

Kendisi ilerlemeyi tehlikeli görmesine rağmen bir an önce Bağdat’ın ele geçirilmesini lüzumlu gören üstlerinin emriyle harekata devam eden General Townshend, 29 Eylül 1915’te Kutü’l-Amare’ye girdi. Osmanlı kuvvetleri ise geri çekilerek Albay Sakallı Nurettin Bey komutasında “Selman-ı Pak”ı tahkim etmeye başladı. Tahkimat sürerken cepheye Enver Paşa’nın amcası Mirliva Halil Paşa’nın bir kolorduyla gelmesi, kötü gidişatı tersine çevirdi ve General Townshend, 4500’den fazla kayıp vererek Kutü’l-Amare’ye ricat etti. Dicle Nehri sahilindeki bu kasaba coğrafî konumu sebebiyle İngiliz-Hint Ordusu için adeta bir kapandı. Burada mevzilenmekten başka çaresi kalmayan General Townshend,  kasabayı tahkim ederken, Mirliva Halil Paşa ise kuşatma çemberini kapatmak için birliklerine manevra emri verdi.

Düşmanın içinde bulunduğu durumun farkında olan Mirliva Halil Paşa, çemberi kapattığı sırada İngilizlere teslim olmaktan başka çareleri olmadığını bildirdi. Bu teklifin reddedilmesi üzerine de 7 Aralık 1915’ten, 29 Nisan 1916’ya dek sürecek olan 143 günlük Kut Kuşatması başladı. Kuşatma hattını yarmak için girişimlerde bulunan General Townshend, sadece Osmanlı askerleriyle değil kendi ordusu içinde meydana gelen sorunlarla da mücadele etmek zorunda kaldı. Çünkü 6. tümenin içinde bulunan Hintli askerler, özellikle Müslüman Patanlar din kardeşleri olan Türklere karşı savaşmak istemedikleri için disiplin sorunlarına, firarlara ve isyanlara sebep olmaktaydı. Bildiriler yazdırarak Müslüman askerleri Halifenin ordusuna katılmaya teşvik eden Mirliva Halil Paşa, gayri Müslim askerleri de İngiliz emperyalizmi üzerinden isyana davet etti.

Hem Kutü’l-Amare’deki hem de onlara yardıma gönderilen İngiliz ordularının ağır zayiatlarla neticelenen başarısızlığı, Kutü’l-Amare’de erzakın azalmasına bağlı olarak açık ve hastalıklara neden oldu.  Sebze, meyve ve konservelerin tükenmesi üzerine önce öküzler yendi. Bunlar da bitince İngiliz askerleri at ve katırları yemeye başladılar. Dinî inançları gereği bunları yemeyerek aç kalan Hintli askerlerin sağlığı ise günden güne kötüleşti. General Townshend, Hintlilere at eti yedirebilmek için Hindistan’daki İngiliz yetkililerden at eti yemenin caiz olduğuna dair dinî liderlerden fetvalar aldırdı ancak at eti yemeyi reddeden Hintli askerler güçten düştüler.

İngilizler ünlü ajan Lawrence’ı görüşme yapması için Halil Paşa’ya göndermişti. İki milyon sterlin teklif eden Lawrence’ı, nazikçe reddeden Halil Paşa bu şanlı zaferi hiçbir şeye değişmek istemiyordu. 29 Nisan günü teslim olunmazsa saldırıyı kuvvetlendireceklerini iletti. İngiliz hatlarının cephaneliği yok ediliyordu.

Kutü’l-Amare’de İngilizler Teslim Oldu

29 Nisan günü iki İngiliz subayı Osmanlı mevziine gelerek generalleri Townshand’ın koşulsuz teslim olduğunu bildirdi. 29 Nisan 1916’da Binbaşı Nazmi Bey Komutanı’nın piyade alayı Kutü’l-Amare’ye giren ilk Türk birliğiydi. Aynı gün içinde Hükûmet Binası’na Türk Bayrağı çekildi. Halil Paşa kılıcını uzatan General Towshand’a “Bunlar şimdiye kadar sizindi, bundan sonra da böyle olacak.” dedi. O gün beş general olmak üzere, on üçü üst düzey subay, dört yüz seksen bir subay ve üç bin üç yüz dokuz İngiliz askeri esir alındı. Bu zafer İngilizlerin gördüğü en korkunç yenilgiydi. İngilizler için utanç sayfasıydı, bu yenilgi aynı zamanda İngiltere’nin yenilmezlik imajını zedeliyor ne yapacaklarını bilemiyorlardı.

Kut Bayramı İlan Edildi

Halil Paşa askerlerine yaptığı konuşmasında “Bugünü Kut Bayramı ilan ediyorum.” demiştir. İstanbul’da da bayram havası sürüyordu. Bu zafer nedeniyle Halil Paşa birinci derece Osmanlı nişanı ile 43. Alay Sancağı’da altın ve gümüş madalyayla ödüllendirilmiştir. Kutü’l-Amare Zaferi 1952 yılına kadar bir bayram olarak kutlanmaktaydı. Ancak anlaşılamayan ve açıklanmayan nedenlerle ve özellikle Nato topluluğuna girdikten sonra bu kutlamalara son verilmiş, Kut Zaferi unutulmuştur. Kutü’l-Amare, İngilizlerin unutmadığı ama bize yüz yıldır unutturulmaya çalışılan şanlı Türk zaferidir. Büyük Türk komutanı Halil Paşa daha sonra soyadı kanunu çıkınca bu zafere izafeten Kut soyadını almıştır. Bu galibiyetin önemli olmasının bir nedeni de köklü askerî geleneğe sahip olan İngiliz ordusunun tarihinde görülmedik biçimde bir kitlesel teslim oluşu gerçeğidir. Diğer gerçek ise İngilizlerin karşısında, kendilerinden daha eski bir askeri geleneğe sahip olan ve değerini takdir edemedikleri Türk Ordusu’nun unutulamayan başarısıdır.

Sonuç

Irak Cephesi’nde tüm imkânlarını seferber etmesine rağmen İngiliz itibarı yerle bir olmuştur. İngilizlerin Çanakkale’den hemen sonra böyle bir yenilgiye uğratılması Türk kamuoyunda yıllardır İslam dünyası üzerine çökmüş İngiliz baskısının yerle bir olması olarak değerlendirilmiştir. İngilizlerin itibarını ayaklar altına alan bu zafer dünyanın her yerinde haykırılmalı ki İngiliz sömürge düzeninin çökeceği realitesi anlaşılsın.

Bu zaferle İngiltere’nin cihan imparatorluğuna dehşetli bir darbe indirildiği düşünülmüştür. Basın, Kutü’l-Amare Zaferi’ni İngilizler için askerî ve siyasi açıdan büyük bir yenilgi olarak görmekte ve İngiltere’nin Şark’taki itibarının sarsıldığını ve İslâm dünyası üzerinde sahip olduğu nüfuza büyük bir darbe vuracağı ortadadır. Bu sebepledir ki Türk-İngiliz Savaşı hala devam etmektedir. Bitmeyen bir mücadele bir savaş aynı sıcaklığını günümüzde de kendisini göstermektedir.

Irak’taki galibiyetiyle Türk Ordusu, Ruslara yardımı bir kere daha önlemiş ve harbin genel gidişatı üzerinde etkisi olacak büyük bir muvaffakiyet kazanmıştır. Türk Ordusu’nun Kut’u kuşatarak almasının yanı sıra yardıma gelen İngiliz kuvvetlerini mağlup etmesi de ayrı bir zafer olmuştur.

Kaynak: Somuncu Baba Dergisi / Resul Kesenceli

Rafet Emre Yaylacı
1991 Konya doğumlu. İlk, orta ve lise eğitimini Konya'da tamamladı. Lisans eğitimini Selçuk Üniversitesi Çevre Mühendisliğinde tamamladı. Hobileri seyahat, spor, tiyatro ve Türk tarihidir. Beşiktaş taraftarıdır.
GençYolcu.com'da bu yazıyı okuyan 157. kişisiniz.

Rafet Emre Yaylacı

1991 Konya doğumlu. İlk, orta ve lise eğitimini Konya'da tamamladı. Lisans eğitimini Selçuk Üniversitesi Çevre Mühendisliğinde tamamladı. Hobileri seyahat, spor, tiyatro ve Türk tarihidir. Beşiktaş taraftarıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir