Esaret Medeniyeti | Genç Yolcu

Esaret Medeniyeti

Normal bir irade ve gayretle kopması mümkün olmayan bağlılığa bağımlılık diyebiliriz. Ya da koparıldığı vakit kuvvetli bir irade ile tekrar bağlanmak isteme arzusu var olan bağlılığa bağımlılık denebilir. Herhangi bir eşya veya teknolojik alete bağlılık-bağımlılık sözkonusu olabilir. Ancak en çok kullanılması hasebiyle telefon örneğinde meseleyi ele almak istiyorum. Teşbihte hata olmaz: Bu tür bağımlılıklar bana “eliyle yaptığı putlara tapma” garabetini hatırlatıyor. Özgür olduğunu düşünen ama medeniyete (!) esir olmuş bir toplum haline gelmiyor muyuz sizce de?

Kendisiyle hiçbir işim olmadığı halde elimi telefona götürüp 3-4 saniye düşündükten sonra bu satırları yazmaya başladım. Telefon bağımlısı olduğumu teşhis edeli henüz 2 gün olmadı. İnternet sitelerinde felan görmüşsünüzdür. Sabah uyandığınızda gözünüz açılmadan eliniz telefona gidiyorsa, evden çıkarken telefonun şarjını kontrol ediyorsanız, akşam yatmadan şöyle bir bakınayım deyip 10 dakikanızı heba ediyorsanız, telefonu servise gönderince ne yapacağınızı kara kara düşünüyorsanız, mekanların wi-fi şifreleri ile ilgileniyorsanız veya gün içinde anlamsız yere telefonu elinize alıp hiçbir faydası olmayan ritüelleri tekrarlıyorsanız bağımlısınız.

Bir tür tiryakilik bu: Özgürlüğünüzü kısıtlayan, sağlığınızı çalan, vaktinizi katleden. Tabi sebepleri var. Bu sebepleri iyimser ve kötümser bakış açıları ile ikiye ayırabiliriz. Birincisi Tanpınar’ın dediği gibi “Türkiye’nin evlatlarına kendinden başka bir şeyle meşgul olma fırsatını vermemesi” Yani ülke gündeminin sıcak olması, ekonomik verilerin değişikliği, uluslarası siyasetteki yerimiz, kısacası bu ülkeyi ve bu coğrafyayı seviyor, takip ediyor oluşumuz vs. Ancak bu da mutedil bir seviyede olmalı ve bizi hayattan soyutlamamalı ki iyimser sınıfına dahil olsun. Diğeri ise gereğinden fazla politize olmak, iradelerin zayıflığı, gülme eğlenme istekleri, tanınma ve bilinme arzusu vs. Anlamsız-faydasız hesaplar kitaplar.

Bu yazıyı okuyan kardeşim, az ya da çok muhtemelen sen de bağımlısın. Olmadığını düşünüyorsan, öncelikle telefonla yaptığın işlerin ne kadar anlamlı olduğunu düşün ve sonra 1 gün kendini test et. Mesela telefonun internetini kapat ve bir kenara koy. Telefonu eline alma dürtülerini bir tart, değerlendir. Ne kadar dayanabileceğini ölç. Ben yaptım. Telefonla yaptığım işlerin çok anlamsız olmadığını fakat bu işleri anlamsız bir şekilde tekrarladığımı gördüm.

Örneğin günde bir defa bir haber sayfasını tıklamak yeterli iken her son dakikayı anında yakalamak gibi bir psikolojiye esir olarak saatte bir tıkladığımı gördüm. Anlık değerlendirmeleri böyle yap, günlük değerlendirmelerini yaparken de yine telefonun imkanlarını kullan. Telefonlarda var olan ekran süresi analizleri sana yardımcı olabilir. Ben bu metodu kullanıyorum ve tedaviye başladım. Verileri bütün samimiyetimle paylaşacağım. Geçen hafta günlük ortalama 2 saat 40 küsür dakika telefonla meşgul olmuşum. Ki facebooktan başka bir sosyal medya hesabı olmayan biri olarak.  Yaklaşık olarak günün onda biri. Son 2 günde ise bu veri 1 saat bandında seyrediyor.

Teknoloji Bağımlılığı

Vaktimizi nasıl değerlendirmeliyiz meselesine dair bir şey anlatmıyorum, vaktimizi hangi bağımlılıklarla nasıl zay ediyoruz sorusunu sordurmaya çalışıyorum. 24 saati düşünün: Fıtri gereksinimler, beslenme ve uyku, dini vecibeler, mesleki mesai, sosyal ilişkiler bağlamında geçiyor genelde. Sözü edilen bağımlılığın 24 saatimizin ne kadarını çaldığını biz mi düşünelim akıllı telefonlar mı düşünsün yoksa?

Esasında mesele telefonla ne kadar vakit geçirdiğimiz de değil. Yaptığımız işlerin ne kadar anlamlı olduğu. Bu soruyu cevaplayabilmek gerçekten zor çünkü kişi en zor kendini yargılar. Bu yargılamada adil olamaz. Kendini itham edemez. Attığımız tweetlerin, paylaştığımız fotoğrafların, tıkladığımız linklerin, whatsapp durumlarının arkasındaki niyeti sanık sandalyesine bir oturtalım. Bir fayda var mı? Veya gerçekten takip edilmesi gereken donanımlı, tecrübeli, kültürlü tipler miyiz? Bir meseleyi çözdük, birine ışık olduk, ufuk verdik mi?

Ya da bizi takip edenler gerçekten takip ediyor mu, ayıp olmasın diye “takip et” butonuna mı tıkladılar? Ya da takip ettiklerimizin hangisinden ne fayda gördük? Dikkat edin sadece dini saiklerle ahirete taalluk eden bir faydadan veya zarardan söz etmiyorum. Dünyanıza bir faydası veya zararı var mı bunu sorgulayın. Zor da olsa bunlara cevap bulmak mümkün ama insan kendini tanıdığı halde tanımamazlıktan geliyor. İnsan en iyi yalanı kendisine söylüyor ve en çok kendini aldatıyor. Mesela “kitap okumak şarj ömrünü uzatır” sözünü duyunca-görünce herkesin yüzünde manidar bir tebessüm ve kalbinde vicdani bir tasdik oluyor. Veya “eskiden eşyalar kullanılır insanlar sevilirdi, şimdi insanlar kullanılıyor eşyalar seviliyor” sözünü hakikatin bir ifadesi olarak kabul ediyoruz. Ama harekete geçebilme irade ve gayretini gösteremeyenler bu vicdani sesi susturuyorlar, bu hakikatten yüz çeviriyorlar.

İtiraf edemez ve teşhisi koyamazsak tedavi mümkün olmaz. Bağımlı olduğunu kabul edip tedaviye başlamış biri olarak bu satırları yazıyorum. Bir bağımlılıktan kurtulmak için başka bir eşyaya bağımlı olmak tehlikesine de dikkat çekmekte fayda var. Belki 40 gün beklesem daha iyi olacaktı ama 2 günlük tecrübemden de faydalanabilecekler olma ihtimali ve telefonu elime almayı telkin eden anlamsız dürtüye direnme fikri beni şimdi bu satırları yazmaya sevk etti. Şimdi şu soruyu sormanın vaktidir. Ama lütfen başta yaptığımız bağımlılık tanımı ve emarelerini göz önüne alarak birkaç dakikacık düşünün: Telefon mu sizi kullanıyor siz mi telefonu?

Hamit Demir on FacebookHamit Demir on Twitter
Hamit Demir
İlahiyatçı, Araştırma Görevlisi
1991 Kahramanmaraş doğumlu. İlk, Orta ve Lise eğitimini Malatya Darende tamamladı. Darende Hulusi Efendi Kuran Kursunda hafızlık eğitimini tamamladı. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. Aynı fakültede Tasavvuf Anabilim Dalı'nda Yüksek Lisans öğrencisi. Katar Üniversitesinde Arapça üzerine eğitim aldı. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalı'nda Araştırma görevlisi olarak görev yapmaktadır. İngilizce ve Arapça bilmekte, Beşiktaş taraftarı.
GençYolcu.com'da bu yazıyı okuyan 149. kişisiniz.

Hamit Demir

1991 Kahramanmaraş doğumlu. İlk, Orta ve Lise eğitimini Malatya Darende tamamladı. Darende Hulusi Efendi Kuran Kursunda hafızlık eğitimini tamamladı. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. Aynı fakültede Tasavvuf Anabilim Dalı'nda Yüksek Lisans öğrencisi. Katar Üniversitesinde Arapça üzerine eğitim aldı. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalı'nda Araştırma görevlisi olarak görev yapmaktadır. İngilizce ve Arapça bilmekte, Beşiktaş taraftarı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir