Erzurum: Yükseklerden Seslenen Şehir | Genç Yolcu

Erzurum: Yükseklerden Seslenen Şehir

Çoruh Vadisi’nden Palandöken’e Erzurum

Erzurum kara ve soğuğa alışıktır, misafire de… Dağlar gibi dimdik durur ve beyaz bir kartal gibi uçar. Konduğu yerde ise mutlaka kıtlama şeker ve buhar salan bir semaver vardır.

Çifte Minareli Medrese’nin girişinde oturmuş Erzurum yazısına nasıl başlayacağımı düşünürken, sesler düşüyor birden aklıma… Üç Kümbetler, “Önce bizi yaz!” diyor. Bir semaver, “Önce buharımı yaz!” diye avazlıyor. Narman’ın peri bacaları “Biz, yüz binlerce yıldır buradayız, öncelik bizim!” diye ses veriyorlar. Bir halk ozanı almış sazı eline, dile geliyor: “Bir Erzurum türküsü ile başlasan ne iyi olur!” İçinde beklediği tencereden sesleniyor aşmalı yahni: “Piştim bak… Önce benim tadımı anlat!” Bir ciritçi dört nala giden atının üzerinde, elindeki ciridi fırlatmadan önce bağırıyor duymam için: “En hızlısı benim, bu yüzden öncelik benim!” Çoruh Vadisi üzerinde süzülen altın kartal ise çığlık çığlığa: “Benim kanatlarımla başla anlatmaya; bu toprakları tepeden gören benim!” Bir dadaş bar oynayanlara katılmadan hemen önce sesleniyor:

“Bakın hep beraberiz, el eleyiz. Bu yüzden önce bizi yaz…”

Bazen böyle olur, bir kentte ne varsa bir anda sökün eder, çıkagelir aklınıza. O zaman anlarsınız ki, o kentin gözü de gönlü de zengindir. Söyleyecek sözü, anlatacak hikâyesi çoktur. Erzurum da tam böyle bir kenttir işte. Gücünü ve güzelliğini yüceliğinden, dağlarından alır. Bu dağların bir bölümü Çoruh Vadisi’nin çevresindedir. İspir’de dağ yollarını ve kayalıkları aşıp varacağınız Yedigöller’den biri olan Adalıgöl’ün turkuaz rengiyle göz göze geldiğinizde tüm yorgunluğunuz çıkarılan bir eldiven gibi sizi terk eder. Bir kayanın üzerine oturur, uzaklardan gelecek de olsa, ur kekliklerinin sesini duymayı beklersiniz. Şafak vakti değilse, bu bekleyişiniz boşunadır.

Çoruh Havzası’nın başka bir noktasında, toprak kayması sonucunda oluşan Tortum Gölü dinlenir. Yazın bu görüntüye kanolar ve kayıklar da eklenir. Uzundere’deki Tortum Çağlayanı 48 metre yükseklikten düşerken küçük gökkuşakları doğurur. Vadi boyunca doğal iki arkadaş, dut ve ceviz, mutfaklarda saygı görür. Hava koşullarından çok etkilenmeyen dut kurutulur ve pekmezi de yapılır. Ceviz nice yemeğe ve tatlıya konur, fazlası pazarda satılır. Tandır fırınlarında ateş dört mevsimde de yanar. Diyeceğim şu ki, Erzurum’da coğrafya her şeyi etkiler. İnsanı, dili, evi, geleneği, otu, hayvanı, kuşu… Hatta kelebeği bile! Dünyada varlığı tehdit altında bulunan ve yüksek rakımlarda yaşayan Himalaya mavi kelebeği bile gözünüzün önünde bir çiçeğe konabilir.

Tüm bunları düşünürken kar taneleri beni hülyalı bahar günlerinden alıp bugüne getiriyor. Erzurumlular derler ya, “Yedi dağa, bir bağa…” Ben de “Demek Palandöken’e yedi kere kar düştü, bu düşen sekizincisi…” diye düşünüyorum. Çifte Minareli Medrese’nin taç kapısındaki süslemelerin, çift kartal motifinin ve minarelerin güzelliğine bir kez daha bakıyorum. Günümüzde müze olarak kullanılan bu yapıya Hatuniye Medresesi de deniyor.

Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın kızı Hundi Hatun veya İlhanlı hanedanlarından Padişah Hatun tarafından yaptırıldığı düşünüldüğü için böyle söyleniyor ama bu bilgi tarihî belgelerle doğrulanmış değil. Medresenin bulunduğu Cumhuriyet Caddesi ve ona paralel sokaklarda kentin tarihî hazinelerinden çoğunu yürüyerek geziyorum. 1179 tarihinde inşa edilmiş Ulu Cami’nin içine girip kubbesine göz attığımda bindirme tekniği ile yapılmış olduğunu fark ediyorum.

Bu mimari biçime, “kırlangıç kubbe” deniyor. Bu teknikteki bir sivil mimari örneğini Paşabey Konağı’nda görebilirsiniz. Eski Erzurum evlerinin dışı gösterişsiz, ama içleri süslü ve ince işçiliklerle dolu. Selamlık tavanları, kandillikler, yüklükler, raflar yöreye özgü ahşap işçiliğiyle göz alıcı bir hâle bürünüyor. Kırlangıç kubbenin tam ortasından içeriye dolan ışık evleri aydınlatıyor.

Yeri geldiğinde havalandırma olarak da iş görüyor. Kışın bu kubbelerin altına kurulan sobaların üstündeki semaverler çay düşkünü olan dadaşların damak tadını tamamlıyor. Çay dudak renginde ve bardak ağzına kadar dolu… İçine şeker konmuyor. Sert kıtlama şeker dişle kırılıp dilin altına yerleştiriliyor. Öyle içiliyor Erzurum’da bir tutku olan çay. Hele soğuk günlerde insanın içini bir başka ısıtıyor. Ben de bir çay molası için Erzurum Evleri’ne uğruyorum.

Burası 13 eski evin birleştirilmesiyle doğan bir restoran. Otantik dekorasyonu, iyi korunmuş mobilyaları ve eşyaları ile hem görülmeye hem de yemek yenilmeye değer. Bir yer minderinin üzerine oturup çayımı beklerken gelen menüyü görünce niyetim değişiyor. Çorba olarak ayran aşını, ardından bir tür mantı olan hıngeli ve tatlı olarak kadayıf dolmasını afiyetle yiyorum. Kömür ateşinde pişen cağ kebabını da akşama bırakıyorum. Kaldığım yerden Erzurum merkezindeki gezime devam etmem gerek şimdi. Siz benden sonra ekşili sarma ve tandırın da tadına bakabilirsiniz!

1310 yılında yapılan bir İlhanlı eseri olan Yakutiye Medresesi bugün Türk İslam Eserleri ve Etnografya Müzesi. Sırlı tuğlaları, turkuaz çinileri, hayat ağacı ve aslan motifleriyle güzelleşen bu yapının hemen yakınında Anadolu’nun en güzel anıt mezarlarından üçü var. Üç Kümbetler hâlâ sırlarını saklıyor. Birinin Emir Saltuk’a ait olduğu sanılıyor, diğerlerinin kimlere ait mezarlar olduğu bilinmiyor. Hemen yanlarındaki merdivene oturup onları seyrediyorum.

Biçimleri ve duruşları bana nedense dervişleri anımsatıyor. Sakladıkları öyküleri merak ediyorum. Anadolu’ya tutkun bir yazar için peşine düşülmesi gereken bir bilmece Üç Kümbetler. Erzurum’da Lala Mustafa Paşa Camii, Tepeli Minare de denilen Saat Kulesi, Muradiye Camii, Arkeoloji Müzesi gibi dikkate değer tarihî yapılar da var. Yakın tarihimizin önemli yapılarından biri de Kongre Binası. Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşları kurtuluşa giden adımlardan birini attıkları Erzurum Kongresi’nin çalışmalarını burada yürütmüşler. Yapının kongre bölümü ziyarete açık, ama müze ve galeride şu sıralar restorasyon çalışması yapılıyor.

Çaykara Caddesi’ndeki Atatürk Evi Müzesi ise, Mustafa Kemal Atatürk’ün kongre için geldiği Erzurum’da kaldığı konakta açılmış. Bu müze evde Atatürk’ün çalışma odasının ve çeşitli eşyalarının yanı sıra haritalar, fotoğraflar, kongre kararlarının basıldığı matbaa makinesi de sergileniyor. Erzurum’da Aziziye Tabyaları ve Nene Hatun’un anısı da kentin tarihinde kalıcı izler bırakan bir başka tarih sayfasını bize açıyorlar.

Taşhan olarak da anılan Rüstem Paşa Hanı’na siyah kehribar almaya gidiyorum. Siyah kehribar dediğim elbette Oltu taşı. Sipariş listem elimde; küpelere, kolyelere, tespihlere göz gezdiriyorum. Taştan yapılan bu eşyaları öyle çeşitlendirmişler ki Erzurumlular, aklım karışıyor. O sırada yanımda dikilip vitrinlere bakanların konuşmalarına kulak kabartıyorum: “Bugün ne kadar güzeldi değil mi pistler? Tam beş saat kaydım. Toz gibiydi kar.” “Ben de hocayla konuştum, yarın snowboard çalışacağız.” Belli ki konuşanlar Palandöken’e kayak yapmaya gelmişler. Doğru bir seçim yapmışlar bence. Palandöken Kayak Merkezi’nin 3 bin 125 metrelik pisti, Türkiye’nin en yüksek rakımlı pisti. Sıkı bir kayakçı iseniz, buradan 2 bin 100 metreye durmaksızın kayarak inebilirsiniz. 27 no’lu pist, sekiz kilometre. Kaymanın keyfini çıkarmak için biçilmiş kaftan.

Sonunda sipariş listemi tamamlamayı ve ayrıca hediyelerimi seçmeyi başarıyorum. Artık çöken akşama kulak verip cağ kebabı yemek için Gelgör Kebapçısı’na doğru yollanacağım. Ama yeni sesler geliyor kulağıma! Uzundere’deki Öşvank Kilisesi, “Ama benden söz etmedin!” diye serzenişte bulunuyor. Buz pateni ve buz hokeyi pistleri, “Hani, biz neredeyiz?” diye soğuk bir hava estiriyor aramızda. Şalgam dolması ve kızılcık şurubu, adlarını anmadığım için veryansın ediyorlar.

Uzundere’de donmuş çağlayana tırmanan dağcılardan biri sivri uçlu çekicini buza saplayıp yerini sağlamlaştırıyor ve ağzından buharlar çıkararak bana söyleniyor: “Arkadaş, bizi anmadın neyse, ama Buz Tırmanışı Festivali’ni anımsatmadan bitirme yazını. Yılda bir, bu festival için Uzundere’de bir araya geliyoruz yüzlerce dağcı…” “Tamam arkadaşım,” diye sesleniyorum, “son söz senin olsun. Yazı da böyle bitsin… Sıcacık bir kolay gele…”

Erzurum Fotoğrafları

Cirit Oyunu – Erzurum
Tarihi Erzurum Evleri – Erzurum
Tortum Şelalesi – Erzurum
Buz Tırmanışı Festivali – Erzurum
Palandöken – Erzurum
Üç Kümbetler – Erzurum
Çifte Minareli Medrese – Erzurum
Cağ Kebabı – Erzurum
Erzurum

Yazı ve Fotoğraf: Akgün Akova

Selman Yaz
İngilizce Öğretmeni
1993 İstanbul doğumlu. İlk, Orta ve Lise eğitimini İstanbul'da tamamladı. Bursa Uludağ Üniversitesi Eğitim fakültesi İngilizce Öğretmenliği mezunu. Anadolu Üniversitesi Uluslarası İlişkiler bölümü öğrencisi. Özel bir eğitim kurumunda İngilizce öğretmenliği yapmaktadır. Fransızca eğitimi aldı iyi derecede Fransızca bilmektedir. Hobileri Yabancı diller, çeviri, devletler arası politika, diplomasi, seyahat, trekking'dir. Tam bir Çalıkuşu...
GençYolcu.com'da bu yazıyı okuyan 137. kişisiniz.

Selman Yaz

1993 İstanbul doğumlu. İlk, Orta ve Lise eğitimini İstanbul'da tamamladı. Bursa Uludağ Üniversitesi Eğitim fakültesi İngilizce Öğretmenliği mezunu. Anadolu Üniversitesi Uluslarası İlişkiler bölümü öğrencisi. Özel bir eğitim kurumunda İngilizce öğretmenliği yapmaktadır. Fransızca eğitimi aldı iyi derecede Fransızca bilmektedir. Hobileri Yabancı diller, çeviri, devletler arası politika, diplomasi, seyahat, trekking'dir. Tam bir Çalıkuşu...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir