Saraybosna: Tarihle Modern Hayatın Buluşması

Miljenko Jerkovic’in bir hikâyesinde baharın ilk günü dükkanını kapatan bir esnaf, camına şöyle bir gerekçe yazar: “Güneş nedeniyle kapalıyız.” Kısacık bir uçuşun ardından ulaştığım havalimanından çıkınca, alelacele bir taksiye binip uzaklaşmak yerine yürümeye başlıyorum. Yazdan kalma ışıl ışıl renkleriyle Saraybosna -Jerkovic’i haklı çıkarırcasına- bir şehrin kışın da ne kadar güzel olabileceğini bizzat kendisi anlatıyor yol boyunca.

Yürüyüşün ardından merkeze ulaşmak için bindiğim otobüsün camından savaşın izlerini taşıyan binaları seyretmek başlangıçta beni hüzünlendiriyor ama modern savaş tarihinin en uzun kuşatmasına sahne olan Saraybosna 1995’ten bu yana huzurlu ve dingin bir yaşam sürüyor. Şehrin kalbi, 15. yüzyıldan kalma bir Osmanlı çarşısı olan Başçarşı’da atıyor. Çarşı, simge yapılarından biri olan Sebil Çeşmesi ile başlıyor ve daracık renkli sokaklar, camiler, kiliseler, hanlar ve bedestenlerle devam ediyor.

Olabildiğince fazlasını görmeye programlı her dar zamanlı gezgin gibi, Başçarşı’nın renkli sokaklarında hızlıca birkaç tur atıp kahve molası veriyorum. Sunumu biraz daha özenli bir Türk kahvesini andıran Boşnak kahvesi, Osmanlı döneminden kalan onlarca alışkanlıktan sadece biri. Belki de bu sayede, bambaşka bir ülkede olup da hiç yabancılık çekmemenin keyfini en çok burada yaşadım. Sadece kahve değil, yemekler ve hatta Başçarşı’nın tamamı bu hissi güçlendiriyor. Çarşıda attığınız her adımda Osmanlı mimarisine dair pek çok örnekle karşılaşabilirsiniz; Gazi Hüsrev Bey Camii, Bursa Bedesteni, Morica Han, Saat kulesi…

Saraybosna, Miljacka nehrinin kenarına kurulu bir şehir ve tepedeki saraydan görülen ova manzarası sebebiyle Osmanlıca’da Saray-Ova adını almış. Şehrin adının bugün birçok dildeki karşılığı olan Sarajevo kelimesinin de buradan geldiği düşünülüyor. Nehrin Başçarşı’ya yakın kısmı üzerindeki Latin Köprüsü’nün tarihteki önemi ise çok büyük. I. Dünya Savaşı’nın başlamasına sebep olan Arşidük Franz Ferdinand suikastı, bu köprü üzerinde gerçekleşmiş.

Başçarşı’nın biraz dışına çıkıp yürüdükçe, şehrin çehresi değişiyor. Ferhadiye Caddesi, şık ve bazen pahalı mağazalarıyla popüler bir alışveriş alanı. Devamında ise Saraybosna Katedrali ve yavaş yavaş değişen mimari yapı göze çarpıyor. Saraybosna’yı bu kadar renkli kılan dini ve kültürel mozaik kendini belli ediyor usulca.

Saraybosna’nın nostaljik tramvayla yapılan keyifli bir yolculukla ulaşılabilen bir başka bölgesi Ilıca’dayım. Burada olma sebebim ise Umut Tüneli. Saraybosna halkının yaşamak zorunda bırakıldığı 3,5 yıllık kuşatma süresince şehre tek giriş- çıkış yolu olan ve insan eliyle kazılmış bu tünel, şimdilerde müze olarak ziyarete açık. İlk bakışta şehrin dışında, kuş sesleriyle şenlenen bahçeli evlerin yer aldığı bir mahallede alelade bir ev gibi görünen geçit, bu evin içinden geçilen ve küçük bir kısmı görülebilen bir “yaşam tüneli” haline gelmiş.

Bosna Nehri’nin kaynağının yer aldığı, ağaçların tepeden birleştiği yürüyüş yollarında keyifle dolaşabileceğiniz Vrelo Bosna Parkı’nda birkaç saat geçirerek tamamlıyorum günümü. Turist olarak gidenlerin çok da vakit ayıramadığı ama sakin ve huzurlu vakit geçirmek isteyenlerin uğrak noktası olabilecek Vrelo Bosna, Ilıca Meydanı’nın kalabalığından uzaklaşarak varılan bir vahayı andırıyor.

Saraybosna’nın harmanlanmış tarihi dokusu ve modern mimarisi bir yana, sizi karşılayan sıcak insanı ve doğal güzellikleriyle kendinizi buraya pek de yabancı hissetmeyeceksiniz. Dağların, ormanların ve geçmişin izlerini sunan yapıların anlatacakları daha bitmemiş… Dönemin ruhunu günümüze taşıyan Saraybosna, sunduğu görsel şölenle kışın da bir başka güzel ve görülmeye değer.

Yazı ve Fotoğraf: Berrak Harman, Engin Güneysu

İsmail Hakkı Çetin on Emailİsmail Hakkı Çetin on Facebookİsmail Hakkı Çetin on Instagramİsmail Hakkı Çetin on Twitter
İsmail Hakkı Çetin
İlahiyatçı / Araştırmacı / Yazar at Seferi Dergisi
1993 Malatya Darende doğumluyum. Eğitimime Darende de devam ederek 2011 yılında Hulusi Efendi Kuran Kursu'nda hafızlık eğitimimi tamamladım. Bosna Hersek'te 2 buçuk sene dil ve ilahiyat eğitimi aldım. Boşnakça bilmekteyim ve arapça öğreniyorum. Halen ilahiyat fakültesi öğrencisiyim. Seferi e-dergisi yayın kurulu üyesiyim, naçizane nesir yazılarım burada yayınlanmaktadır. Kırmızı çizgimiz çaydır. Fotoğraf çekmek, futbol, masa tenisi ve yüzmeyi severim. Fanatik sayılabilecek derecede Beşiktaş taraftarıyım.

İsmail Hakkı Çetin

1993 Malatya Darende doğumluyum. Eğitimime Darende de devam ederek 2011 yılında Hulusi Efendi Kuran Kursu'nda hafızlık eğitimimi tamamladım. Bosna Hersek'te 2 buçuk sene dil ve ilahiyat eğitimi aldım. Boşnakça bilmekteyim ve arapça öğreniyorum. Halen ilahiyat fakültesi öğrencisiyim. Seferi e-dergisi yayın kurulu üyesiyim, naçizane nesir yazılarım burada yayınlanmaktadır. Kırmızı çizgimiz çaydır. Fotoğraf çekmek, futbol, masa tenisi ve yüzmeyi severim. Fanatik sayılabilecek derecede Beşiktaş taraftarıyım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir